Friday, July 25, 2014

Günler, İçimdekiler

- Size de oluyor mu bilmiyorum. Bazen kelimeler dönüyor beynimde, hepsi birer kelebeğe dönüşmüş, uçuyorlar ama yakalayamıyorum. Yakalasam bile tam sıraya koyacakken biri uçuveriyor, diğerleri de onun peşine gidiyor. Arkalarından bakakalıyorum. Hepsi rengarenk, coşkulu. Bir yakalasam neler olacak, ama yapamıyorum bir türlü.

- Bir yandan tatilin dayanılmaz hafifliği, öte yandan çocuklara doğru düzgün vakit geçirsinler diye altyapı kurma çabaları içindeyim bu aralar. Altyapı ne ola ki?  Burada işi ne ki? Bu mesleki kelimeleri en olmadık zamanlarda kullanmıyor muyum, sonradan kendime şaşırıyorum ve gülüyorum çoğu kez. 

- Bir haftalık bir tatile gidip geldik. Küçük bir mola idi işte. Tatil bu iyi gelmez mi insana. Geldi gelmesine, çocukların cıvıltısı olsun, sağlıklı olsunlar da her şey halloluyor.


- Neden böyle annece konuştum yine anlatayım. İki çocuklu bir evde her an yeni olay (hastalık) olabiliyor. Hatta bazen tatilde. İşte tatilin ikinci gecesi başımıza gelenler tam da bu cinstendi. Lorin'in gecenin yarısı saat 1:00 civarlarında uykuda üst dudağı şişince, bilmediğim bir şehirde, uyuyan Ada'yı babası ile bırakarak hastaneleri boyladık. İğne yapılıp, ilacımızı alıp döndük tabi ki. Çocuk varsa hastalık kaçınılmaz olabilir ama böyle alerjik durumlar da itiraf etmeliyim ki hala panikliyorum.

- İnsanın tatilden, başka bir kentten, kendine bakması da ayrı bir güzel bence. Bunu olayların içindeyken yapmak, yaşamak zor. Ama dışarıdan bakınca her şey daha bir farklı görünüyor insanın gözüne. Ki ben çok hesaplaşırım kendimle ama bir de dışarıdan bakıp hesaplaşmak daha da iyi geldi.

- Temmuz ayını hep severdim ben. Doğduğum ay diye belki ve benim için çok önemli ilk kuzum, kardeşim Burak doğdu diye belki. Yazın heyecanı var diye belki. Belki böyle aylak aylak gezmeyi, denize dalıp çıkmayı, tatili çağrıştırdığından. Sonra aradan seneler geçince, ikinci kızıma aynı ayda kavuştum. Ama iki de çok acı kayıp yaşadım. Şimdi temmuz deyince buruklaşmam bu yüzden. "Hayat işte" diyemiyorum bazen, içimin isyanları çıkıyor su yüzüne. Sonra bir yerinden tutunuyorum hayata, yüklü anılarımla. Ve temmuz çabuk geçsin istiyorum artık nedense, çabuk...

- Anneliği düşünüyorum bazen. Karnında taşıyan, doğuran, emziren, büyüten, yüz göz olan, çocukla bifiil ilgilenen hep anne evet. Baba olmayı becermek anne olmayı becermekten daha zor bana kalırsa. Anne olmak bambaşka. Daha karnında çocuğu taşırken daha başlayan o akıl almaz birliktelik hali ve içten gelen insanın içini parçalayıp, dışarı çıkmak isteyen, taşan, coşan yoğun bir sevgi var. Evet anneler o yoğun  ve gözü kör eden aşk halinden dolayı "kirpi" olan yavrusunu "pamuğum" diye sever. Öyle bir sever ki, taşkın bir hal alır, coşar da coşar. Doyamaz, kıyamaz falan. Ama yük o kadar üstündedir ki, o kadar çok şeyi bir arada düşünüp yapmak zorundadır ki ve mükemmel olmak için çabalamaktadır ki, oyun oynamaya, oyuna kendini katmaya mecali kalmayabilir. Oyun da, gıdadır bir nevi ve hatta çok da önemlidir. Baba çocuğuyla oynadığında, hem çok iyi bir iletişime geçer, hem de anne dinlenir. Baba ile birşeyler paylaşan çocuk ise mutluluktan adeta delirir. Yani annelik doğuştan, hormonlardan, içgüdüsel, babalık ise, olgunluk, bildiğin çaba, emek, sevgi ve eğer içi şişirilmemişse otoriteyi de kurabileceğin ince ayar bir çizgiden oluşur. Ama tabi lafım iskele babalarına, şam babalarına ya da böyle safi korkuluk gibi olan "baba"lara değil. Zira onlar yol kenarlarında çokca varlar ve "sınır" dışında pek de bir işe yaramıyorlar. Bir gün değil hayat boyu oyun arkadaşı olabilen, sevgilerini vermekte cimri davranmayan, çocuklarına gerçekten "baba"lık yapan bütün babalar iyi ki varlar.

- Geçen akşam kafasının altında sert yastık olan Lorin bana sitem ediyor, söyleniyor: "Böyle sert yastıkları bana neden veriyorsun? Böyle sert olunca kafam sertleşiyor ve kemiklerim arıza yapıyo. O yüzden de karnım ağrıyo anlamıyor musun?"

- Çocukların sihirli dünyasına girdikçe anlıyorum ki, YETİŞKİNLİK gerçekten, tam da hayallerin ve sihirin bittiği o noktada başlıyor. Asıl acı ve üzücü olan, çocuğu da sürekli o şahane dünyasından çıkarmaya, kendi saçma kurallarının içine hapsetmeye çalışıyorsun. 

- Bu arada tatilde telefonumu kapatıp, bağlantımı kesmeyi çok istedim. Kısmen başardım da. Zaten oradaki yaşam da buna izin vermedi çoğu kez, işim kolaylaştı. Artık dinlenebilmeyi sosyal medyadan uzak kalarak yapabiliyorum. 

- Önceden olsa, üniversite dönemlerimde mesela, bu sosyal alem bana bir acayip gelirdi. Kim derdi ki, çok güzel ve özel dostluklar kuracağım, harika insanlar tanıyacağım. Yazarak tanıdım her birini. İnsan bir şekilde birbirini buluyor işte. Yakınlaştırıyor bir şeyler. Belki evrendir bu güç bilmiyorum. Her ne ise de iyi ki var :)

No comments: