Wednesday, July 02, 2014

Işık, Karanlık, Gölge


Gece karanlıktır bazen... Ama bir o kadar da çekici, öyle yüklüdür ki, önce göremez gözlerin, sanırsın hiçbir şey yok. Sonra gözlerin alışır karanlığa eşyaları yavaş yavaş seçebildiğin gibi karanlığın soğurdukları da bir bir el eder sana derinden... Bazen gözlerini açmamayı tercih edersin, kararınca güzeldir bazı şeyler, tüm çıplaklığıyla kabul edemediklerin. Bazen içinin karanlıkları olur. Çabalarsın ama yanmaz ışıkları o kuytularının. Sanırsın ki ışık hiç yok ve hiç de olmayacak. Sonra bir gün biri gelir, hiç ummadığın biri, aydınlanıverirsin. Hatta öyle ki, çevrene de yeter ışıltın. Işıksız bir mağarada ilerlerken, umudun tükenmişken hem de, ışıltın ile kamaşır bütün bakanlar. Gün gelir domino taşları gibi, bir bir yanar her biri tüm haşmetiyle.

Bir de ışık varsa, gölge de vardır. Gölge karanlıktan daha fenadır. Karanlıktan daha kişiliksiz, daha kararsızdır. Ve hep ışığın güdümündedir. Gerçek değildir bir de. Karasızdır, bir azalır, bir çoğalır. Işıksız bir hiçtir gölge. Işık şeffaftır evet, geçirimlidir, bilirsin onu. Görünür kılar her bir şeyi. Sonra karanlığı da öğrenirsin zamanla. Bir derinliği vardır karanlığın. Bir gizemi, çözülmeyi bekleyen. Ama ya gölge! İşte o aldatır seni. Belli etmez kendini. En çok gölgesi büyük insanlar ürkütür beni, en çok onları okumam zordur, en çok kalplerine düşer çünkü gölgeleri...


No comments: