Friday, August 08, 2014

Arka Tekerlek

Annem biz küçükken kardeşim ile birbirimizin yaptıklarını yaparsak şöyle derdi: "ön tekerlek nereye, arka tekerlek oraya". Büyük kardeş ne yaparsa, küçük de onun peşinden gidiyor işte. Hatta olayı biraz daha genişletirsek, siz ne yaparsanız çocuklarınız da aynısını yapıyor. Kitap okurken görürse sizi, kitap okuyor, insanlara saygılı iseniz saygıyı öğreniyor, sahtekarsanız karşınıza sahte tavırlarla çıkıyor. Hayatı ne kadar ciddiye alıyorsanız, ne kadar disiplinli iseniz, onlara ne kadar vakit ayırıyorsanız, nasıl davranıyorsanız, bütün hepsi size geri dönüyor. İşte bir arka tekerleğin hikayesi :)


Ada ilkokul 1. sınıfa başlarken ona bir çalışma masası ve bir de ranza aldık. O zamana kadar bebek yatağında idare eden Lorin de artık ranzaya terfi ederek aynı odayı paylaşmaya başladılar. Aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi Ada'nın çalışma masası salondaki benim atölye adını taktığım masadan daha revaçta. Çünkü orası Ada'ya ait ve beklenenden hızlı büyüyen Lorin de bir gün benim de masam olacak değil mi, sızlanmaları ve iç geçirmelerini yaşıyormuş. Zaman zaman bize benim de çalışma masam olacak mı? diyordu ama, biz hem ev küçük diye ve hem de ilkokula henüz başlamaya 1 yılı daha olduğu için, bu olayı biraz erteliyorduk. Devamı edecek  :) Az sonra...




Evde bir anlaşmazlık, bir tartışma ortamı mı doğdu? Hemen bir tepsi kurabiye malzemesi hazırlayıp, tüm malzemeyi ayarlayarak mutfak tezgahına koyup, sonra da  çukur bir tabak verip, "yoğurun gari" diyorsunuz, ne sıkıntı kalıyor ne de tartışma :)





Şekil yapmada serbest bırakınca, ortaya enteresan şekilde kurabiyeler çıkınca da, yaratıcılığı gelişiyor deyip, yere saçılan un, pudra şekeri ve bilumum zerrecikleri de süpürge ile hallediverip dert etmiyorsunuz :)



Monster High canavar bebekleri döküverince önlerine, biraz da öyle geçer vakit. Kah sınıf kurup öğretmen olurlar, kah evcilik oynarlar. O arada kurabiyeler pişer, kızlarım yaptı diye demiyorum, şahaneydi. Hatta bitmiş halini fotoğraflayamadan bitti.


Anneanneyi ziyarete giden gözlüklügiller.




Anneannesine not yazan Lorin hanım. Kendi kendine okumayı söktükten sonra, bir de not yazmaya başladı :)


Eşimin annesi hep, "çocuk dediğin kuytu köşeleri sever der", işte Lorin de girmiş masanın arkasına, kendi kendine resim yapıp, yaptığını çok beğenmiş olacak ki, öpüyor.


Uykudan önce metazori ile uno oynuyorum Lorin ile. Bu oyunda kazanan hep Lorin oluyor. Çünkü kağıtları dağıtmadan önce bütün iyi kağıtları ayarlıyor ve kendisine alıyor. Hatta soruyor önce, "hileli mi oynayalım, hilesiz mi? " Hileliyi kabul edersen, en az 100 sayı fark ile yenilmeyi ve Lorin'in kuralsız kurallarına boyun eğmeyi kabul etmiş oluyorsun.



Yalnız kurallara uymayı görev bilen Ada, bu durumdan pek hoşlanmıyor ve "hileli" oyunu asla kabul etmiyor.



Yukarıda başladığın hikayenin devamı burada. Lorin masayı çok istediğini Ada'ya dile getirince bu iki kafadar, çalışma masası aldırmak üzere işe koyulmuşlar. Önce odalarındaki oyuncak kutusunun yerine Lorin'in çalışma masasını koymayı tasarlamışlar. Oyuncak kutusunu ölçmüşler, ardından küçük kapalı balkonu ölçmüşler. Oraya sığacağını hesaplayınca sevinç çığlıkları attılar. Yanlarına gittiğimde "bişey yok" dediler. Sonra ikeanın sayfasına girip, çalışma masası beğenmişler. Fotoğrafını çekmişler. Ölçülerini almışlar. Mezura ellerinde oyuncak kutusunun yerine uygun olduğunu anlayınca çığlık çığlığa yanıma geldiler. Bütün hikayeyi anlattılar. Beni en çok şaşırtan ve mutlu eden ise, bunca hesap kitap, plan işinden çok, hem kafa kafaya vermeleri, hem de Ada'nın Lorin'den daha heyecanlı ve istekli olmasıydı. 

Bu güzel hikayenin ardından kendimizi "ikeaaa evinizin herşeyiiii"nde bulduk. Artık o masa alıncak ve evde yer bulunacaktı!





Masa stokta yoktu. Büyük bir hayal kırıklığı ile eve döndük. Lorin öyle çok hayal kurmuştu ki, çok ağladı. Bunu üzerine her gün aradık ve en sonunda geldiğini öğrendiğimiz gün yine kendimizi ikeada bulduk. Masayı alıp hemen eve dönerek kurmaya başladık. Lorin de masaya koyacaklarını planladı. En sonunda masa bitti, Lorin mutluluktan uçtu, onlar erdi muradına...



Ada ilk kez bir arkadaşında kaldı. Adaşı olan Ada'nın evinde yani. Bebeklik arkadaşı olan Ada ve Ada ülkeler ayrılsa da buluştuklarında zamanlarını beraber geçirmeyi çok seviyorlar. Ertesi sabah da kahvaltıya çağırdılar bizi. Masayı çekmeyi unuttum ama Bahar bize hamur kızartırken, Derin ve Lorin de oynuyorlardı takım elbiseleri ile birlikte :)



Ablalar ve kardeşleri :)



Ada'nın kayıp olan maviş ayıcığını bulmak için evi aramaya karar verir iki kafadar. Abla Ada gizli ajanlık görevi verir kardeşine,  yalnız o kadar gizli ki, kollarında yazıyor :)



Lorin babasının okuduğu bir kitaptan yola çıkarak, kendisini (renkli olan) ve babasını çizmek istedi. Kelebekler ve uğurböcekleri ile süslü bir resim. Çocukların çizdiği resimler nasıl da rengarenk ve nasıl da güzel.





Haaa unutuyordum. Ada ve Lorin her fırsatta lambalarına fener takıp disko ışığı yaratmaya çalışıyorlardı. İkeada böyle bir lamba görünce de almadan dururlar mı? Artık akşamları diskoya bekleriz. Amacımız, çocuklar evde eğlenmesini bilsin, ne işleri var gecelere aksınlar? Alışsınlar şimdiden :)









No comments: