Tuesday, August 12, 2014

ÇEMBER

Önce doğuyorsun, bir çember çiziliyor yanına yörene. Sınırların var diyor çember. Konuşmadan anlatıyor, uzaklara gidemeyeceğini. Adına toplum diyor, gelenek diyor, ahlak diyor, örf diyor, diyor da diyor. Zaman zaman içinde sıkıştığın bu çemberden çıkmanın yolunu bile aramıyorsun, belki zayıf noktaları biraz zorlasan yada bir tekme atsan yırtılıverecek ama öylesine bir kabulleniş ki bu, yapmıyorsun. Denemeyi düşünmüyorsun, çünkü senin yerine düşünenler var. Çünkü yetiştirilme tarzın bu. Çünkü sen "sen" olmadan önce, kültürel aktarımlar, genetik kodlamalar var. Ağız birliği etmişcesine bunların dışına çıkmayasın diye kafana vura vura dayatılanlar var, öğretiler var.

Belki simyacı gibi kişisel menkıbeni bulacak kadar ne lüksün ne imkanların, ne de zamanın yok ama biraz özgür bırakılsan, biraz sınırlarını kendin çizmeyi öğrenebilsen bambaşka biri olabilirsin şüphesiz. Tıpkı çırılçıplak ve özgür doğup, üzerine günün doğrularına göre giydirilen kıyafetler gibi, sana biçilen rolleri, yaşam tiyatrosunun, kimi zaman dekorsuz, kimi zaman salaş, kimi zaman da renkli ışıkları arasında oynamayı öğreniyorsun.

Aslında çoğu kez ruhunun devinimleri, senin hayatı renkli görmene ya da kasvet içinde boğulup çözümsüzleşmene, yani "bakış açı"na tam bir klavuz oluyor.

Peki kim belirliyor bütün bunları? Ahlak neye göre, kime göre? Kaç türü vardır tutkunun? Kaç şekle girer içinin nehirleri? Hangi doğru senindir, ya da "doğru" yu belirleyen kimdir, nedir?

Sonra yaş alıyorsun, sınırları zorlayanları görüyorsun, sınırı yırtıp büyüyenler, devleşenler de oluyor, sınırı geçip kaybolanlar, silinenler de, asla geçemeyenler de, geçmeyi düşünmeyenler de... Sen de esnemeye başlıyorsun, bir adım atsan sınırın dışında keşfedecek koca bir dünya var, hem dışarıda, hem de içinde. Sen büyüdükçe, geliştikçe bazen ağır, bazen hızlı aşıyorsun sınırları. Bir dalgalanıyor, bir daralıyor, zigzaglar çiziyor çemberin. Sınırları aşarken bazen üzülüyor, kahroluyor, hayal kırıklığına uğruyor, bazen de doyasıya kahkahalar atıyor, şaşırıyor, "şimdiye kadar neden denemedim ki?" diyorsun. 

Hayatın sana bahşettiği tüm duyguları yaşayabilmek için, içindeki nehirleri biraz serbest bırakmak, çağladıklarında ket vurmamak, tıkandığında yön değiştirmeyi bilmek gerek belki. Bütün bunlar için de kendine dönmek, içinin asansörlerine binmek, inebildiğin kadar derinlere inmek gerekiyor.


No comments: