Sunday, August 17, 2014

Hayat, Mayat



  • Hayatın beni anneliğin kollarına savurduğundan beri, kendime dönemez oldum. İsteklerim, yapmayı ertelediklerim, her uykuya dalarken "bir gün mutlaka" diye iç geçirdiklerim ile dolu olsa da yüreğim, geçip gidiyor hayat. Peki ben bunları ne zaman yapabilirim? Bir zamanı mı beklemeliyim, yoksa zaman mı yaratmalıyım? Bilmiyorum. İyi bir anne olmaya çabalarken, çocuklarımı mutlu ederken, evi çekip çevirirken, çoktan geri plana ittiğim isteklerimi kazıp çıkarmalı mıyım gömdüğüm dehlizlerden?  O zaman ne zaman gelir ki, var mıdır doğru zaman? Yoksa bu hengame içinde cılız bir ışık yanması bile beni bağlıyor mu hayata? Hayaller mi yaşatıyor insanı? Ya da yapmayı düşündüğüm şeyleri, düşünürken sanki yapıyormuşum yanılsamasına mı kapılıyorum? Bilmiyorum. 


  • Kimi gün çocuklarım sağlıklı, keyifli, mutlu bu yeter işte, diyorum. Kimi zaman bana hiç bir şey yetmiyor, yetemiyor. Belki bunu sağlamanın yolu "anneye nefes alma zamanları" yaratmak olabilir. Ama gördüğüm kendimden ve çevremden şu ki, annelerin çoğu bunun farkına varamıyor. Ve bu bir şekilde patlak veriyor. Ruhsal arıza olarak, çocuklara yansıtılan gerginlik olarak, hayata bakarken ki endişeler ve karamsarlık olarak depresif bir ruh hali olarak. Yani dışarıdan bir elin bazen müdahale etmesi gerekiyor. Ama nasıl ve kim? Bu ille de bir psikolog olmak zorunda değil şüphesiz. Bence burada eşlere büyük iş düşüyor. Babalara yani. Anneyi bu durumdan çekip çıkaracak bir plan yapılabilir, ya da arkadaşları ile görüşebileceği zeminler hazırlanabilir. Anneler öyledir ki, belki bir kaç gün onları bir kaç ay götürecek enerjiyi şarj edebilir.

  • Şimdi arabada sinyal diye bir şey var ya. Aslında yok. Çünkü zaten kimse kullanmak gibi bir hamlede bulunmuyor. Hadi onu geçtim, birden bire öndeki arabanın şoför mahallinden bir kol çıkıveriyor, eğer araba sola dönecekse. Yok eğer sağa dönecekse, sağ öndeki arkadaşa düşer bu ulvi görev. O kol oradan çıktığı anda, bütün yazılı, sözlü kuralların esamesi okunmaz. Bu iki kere iki eşittir dört kadar net  olan bu kurala uymayan babayiğit yoktur kanımca. Hatta o an o yolda, o yöne dönüş yoksa bile, kol çıkması demek, olayın bitmesi demektir. Hemen akan sular durur, yollar verilir, kol çıkarak arkadaş biraz kibar ise, başı ile selam vermek suretiyle yoluna devam eder. 

  • Ben çocukken, annem bir yemek yaptığında "eline sağlık anneciğim" dediğimizde, yüzü aydınlanırdı,  içinden taşan mutluluğu gözle görebilirdiniz. Babam da her yemek sonrası bizim söylememiz için önce kendi söyleyerek teşvik ederdi, ben de "ne diye bu kadar önemsiyor ki annem" diye düşünürdüm. Bana göre çok sıradandı, nolacak ki, anne dediğin, yemek zaten yapardı. Bunun emekle yapıldığını, anneliğin gerçekten yorucu ve zor olduğunu anne olunca anladım. Ve çocukların yemeklerini yemesi bir anne kişisini dünyanın en mutlusu yapabilirdi. Hele bir de "eline sağlık" derse kaymaklı ekmek kadayıfı oluverir hayat :)



No comments: