Tuesday, August 05, 2014

Kardeş Şart mı Yoksa Şans mı?

Yakından gördüğüm ilk hamile annemden sonra, Sevil teyzemdi. Aklım daha bir kemale ermiş, olayı biraz daha bir idrak ediyorken yani. İkizlerine hamile kaldığında deyim yerindeyse imrenmiştim. Yok canım, o zaman ne evliydim, ne de bebek fikri vardı aklımda. Sadece benimle aynı yaşta bir hemcinsimin olması fikri eğlenceli gelmişti bana. Hamilelikte keyifli olmalıydı. Teyzem "ikizler bu sabah omlet istiyor, ikizler bugün rosto istiyor " gibi nazlı niyazlı tepkiler verdikçe, çevresinde herkes eniştem başta olmak üzere dört dönüyordu :) Bir diğer yandan da teyzemin daha çocukları olmadan çocuklaşabilmesi ve onlar olduktan sonra da çocukluğunu yaşayabilecek olması ihtimali beni hem heyecanlandırıyor hem de eğlenceli günlere "gebe" bu günleri keyifle izlememi sağlıyordu. Tabi o günler sadece benim için eğlenceli idi. İkiz çocuk bakımını bilen bilir, benim söylememe gerek yok! Ama teyzemin deyimiyle "çarpı iki çocuk değil, çarpı beş gibi düşünmek gerekiyor". İkizler daha doğmadan evlerde bir de isim fırtınası sürüyordu. İsim koymada usta olan büyük dayım (benim ismimi de koyan o) Dolunay Güneş ve Doğanay Işık diyecek oldu ki, bu oturan boğa cinsinden kızılderili isimlerine pek de ısınan olmadı. Şimdilerde birer liseli olan bu tatlı kızlar işte bana bir annenin nasıl çocuğuyla çocuklaşabildiğini gösteren ilk kuzular olmuştu. 

Sonra anne olunca Ada kızım doğduğunda yani, kendim de ziyadesiyle yaşadım. Oyuncakçıda herkes boyuna uygun bir rafta oyuncak kurcalıyor, kendimi oyuncakların içinde kaybediyordum.  Anladım ki, çocukluğuma dönmüş, o renkli ve cıvıltılı günleri tekrar yaşama fırsatı bulmuştum. Üstelik çocukluğuma dönüş yapıp, bir sürü ayrıntıyı yakalama imkanı bulmak da işin bonusuydu. Hele çocukla oyun oynamak, insanın vizyonunu geliştiriyor desem abartmış olmam. Yönetmen çocuk olup da özgün diyaloglara imza atmak içten bile değil. O nedenle çocukluğuna özlem duyanlar, çocuklarıyla daha çok oynamalılar derim hep. Bu sihirli dünyaya adım atmak, çocuğunuzun kahkahaları ile, çocukluğunuzun kikirdemeleri birbirine karışınca ortaya çıkan rengarenk görüntüyü ve hazzı başka hiç bir şeyde bulamadığımı belirtmek isterim.

İkinci şans

Bunca sene çocuğuma kendim baktıktan sonra, tam da artık iş hayatına geri dönebileceğimi düşünürken, ikinci bir çocuk fikri (ki zaten hep vardı) iyice beni dürtmeye başlamıştı. Ve artık Ada için bir kardeş ve ikinci kez anne olmanın dayanılmaz cazibesine kapılmıştım bile. Ada'nın bir kardeşi olmalıydı. Evet, bunu netleştirdik ve ikinci kızımız oldu. Çevremizdeki çoğu kişi, artık Ada'nın ihmal edileceğini, birdenbire gözümüzde "büyük çocuk" etiketi ile haksızlığa uğrayacağını, birbirlerini kıskanacaklarını diyorlardı, ama yine de "aaaa çok iyi yaptınız, kardeş şart" demeyi de ihmal etmiyorlardı. Çocuk konusunda çoğu kez yaptığım gibi, kulaklarımı kapamıştım bu "çok bilmiş tayzegil" söylemlerine. Ne Ada kızımı bir kardeşi olduktan sonra ihmal ettim,  ne de ona "büyük" muamelesi yaparak haksızlık yaptım. Sorun şu ki, asıl kıskançlığı da, ihmali, de yaratan bizleriz.




Çocukluğu Uzamak

"Ada birden büyüyecek ve çocukluğunu tam yaşayamayacak" diyen çok oldu. Şu noktada 9 yaşında ve 5 yaşında iki çocuk annesi olarak söyleyebilirim ki, aksi oldu. Ada'nın çocukluğu tabiri caizse uzadı. Lorin ile tekrar çocukluğuna döndüğü çok an oldu. Çocukluk oyunlarını doyasıya yaşadı. Lorin de hem Ada'ya yetişme çabası ile daha çabuk kavradı her şeyi ve hem çocukluğun hem de büyüklerin dünyasını iyi tanıma şansı yakaladı. Biz de anne baba olarak, tekrar çocukluğumuza dönmenin keyfine vardık hem, hem de anne-babalığı daha zenginleşerek yaşadık. Her şey hep çok şahane ve kolay mıydı? Hayır. Bir bebek ve büyüme yolunda bir çocuk ile dengeyi yakalamak tabi ki her zaman kolay değil. Ama sabır, çocuğun dünyasına uyum, çocuğunu kendine adapte etmeden onun sesine kulak vererek her şey halloluyor. Biraz sakin, sabırlı davranmak, hoşgörü sınırlarını iyice açmak gerekiyor. Ve bu zor günler geçiyor, çok daha keyifli günler geliyor. Ve bütün bunlar bakış açısı ile de ilgili hiç şüphesiz.

Evet eğer, imkanlar, ruhsal durumlar, koşullar elveriyorsa bir kardeş şart değilse de büyük şans oluyor ailedeki her bir birey için. Hiç bir şey olmasa da, anne-baba dedikodusu yapacak bir kardeş lazım değil mi ? :)


2 comments:

jaleceanne said...

Yazınızı yazım tarzınızı çok ama çok beğendim. Takibe aldım. Güzel paylaşımlarda bulunmak dileği ile.
jaleceanne.blogspot.com ise benim blog adresim. Görüşmek üzere.

Girno said...

Çok teşekkür ederim :) Çok mutlu oldum, bir blogger'ın bir bloggerdan duyabileceği güzel sözlerinize. Hemen ziyarete gelip, takibe başlıyorum o halde :)