Sunday, September 28, 2014

İlk İnsanlar


İlk İnsanlar

Ada: Lorin biliyor musun ilk insanlar çok komikmiş, suyu görmüşler suyu Allah sanmışlar, güneşi görmüşler güneşi Allah sanmışlar...
Lorin: Peki normal Allah'ı nasıl bulmuşlar?
Ada: Onu ben de bilmiyorum...





Yağmur Trafiği

Baba baksana pencerede yağmur trafiği olmuş :))
Damlalar, damlalar, damlalar...

Saturday, September 27, 2014

Yağmurlu, Heyecanlı Bir Cumartesi

Bu sabah, bir gece önce erken yatan çocuklarım sayesinde, cumartesi sabahına 7:00'de başlamanın ve kargalar kahvaltı etmeden uyanan Lorin ve Ada'ya kahvaltı hazırlamanın dayanılmaz cazibesini (!) yaşıyordum. Kendi kendime söyleniyordum, geç yatarsan böyle olur işte!


Uyandıkları an güne bir merhaba çakıp, ışık hızıyla hayata karışan bu iki minik insan (biri büyüdü gibi ya neyse) kesip biçmeye, yazıp çizmeye, okunacak kitaplar seçmeye başlamıştı çoktan!!!




Diğer yandan Ada çok heyecanlıydı. Çünkü  3.sınıfın son aylarında Cambridge English sınavına girdiler. Ve bugün o sınavın sonucu ve sertifika töreni vardı. Sabah uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra, Lorin ile birlikte hazırlanacak ve bu neşeye ortak olacaktık. Ada, sevinç ile giyinmeye başladı. O'nun için planladığım hiç bir kıyafeti giymek istemedi. Yeni bir elbise almıştım onu da beğenmedi. Tayt ve t-shirt giyinmek istedi. Hava soğuk olduğu için, bu istediklerini giyinmesi bana uygun gelmedi, biraz da şık olmasını istiyordum galiba. Ama Ada kendini böyle rahat hissettiğini, benim istediklerimi asla giymeyeceğini söyledi. Ben de klasik bir numara olan, oldukça eleştirdiğim o cümleyi söylemiş bulundum. Kendimden nefret ettim. "O zaman gitmeyiz" dedme gafletince bulundum. Ada daha çok sinirlendi. "Gitmeyelim, tamam" dedi. Önce çok sinirlendim, nasıl olurdu da sözümü dinlemiyordu? Bir küçük kriz yaşadıktan sonra kendime geldim. Israr ettiğim ve onu üzdüğüm için özür dileyip, canı ne isterse onu giyebileceğini söyledim. Şaşkın yüzüme baktı. Az önce kızan anne gitmiş, yerine tam tersi olan ve özür dileyen anne gelmişti. Neyse ki saçmaladığımın çabuk farkına varmıştım. Kızım kendini hangi kıyafet ile rahat hissediyorsa onu giymeliydi. Bunu bildiğim halde uygulayamamış, çuvallamıştım. Neyse ki, "zararın neresinden dönsen, kardır" düsturu ile, gönlünü almayı başardım.

Lorin'e giyinelim dediğimde, "ben gelmeyeceğim" dedi. Resmen mutlu olmuştum. Konferans salonunda rahatça Ada'yı izleyebilecek, fotoğraflarını çekebilecek, büyük kuzumun bu önemli gününde onunla yeterince ilgilenebilecektim. Üstelik, hava soğuktu Lorin babası ile evde kalsa iyi olurdu. Hem orada muhtemelen sıkılacak, "hadi gidelim" demeye başlayıp, sürekli beni taciz edecekti. Ada ile hazırlandık, tam evden çıkacakken Lorin son dakika golü ile, fikrini değiştirdiğini ve gelmek istediğini söyledi. Deyim yerindeyse, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Lorin'in sağı solu belli, olmuyordu işte. Eğer ağlamaya başlarsa, onu götürmek zorunda kalırdım, çünkü o zaman da Ada başlardı, "kardeşimi üzdün" diye. Ada nedense Lorin olmadan hiç bir yere gitmek istemiyor, asla küçük yalanlar bile söyletmiyor Lorin'e. "Ada'cığım, seninle daha çok ilgilenirim, hem hava soğuk, evde kalması uygun olur" deyince, sanki Lorin'e büyük bir haksızlık yapıyormuşum gibi suçlayarak bakıyor. 

Farkındaysanız, daha evden çıkamadık. Bir yandan Lorin'i götürmek istemiyordum, diğer yandan da umarım çok da üzülmez diye aklım kalarak yola çıktık. Artık evden çıkamazsak geç kalacaktık ve Lorin hazırlanana kadar vaktimiz yoktu. Habip imdadımıza yetişti ve Lorin'i oyuna çağırdı.

Hızlıca evden çıkıp, apar topar arabaya bindik. Yağmurlu bir İstanbul gününde yola koyulduk. Okula vardık, arkadaşlarımızı bulduk ve tören başladı. Törenimiz keyifli ve güzel geçti. Çocuklar çok heyecanlıydı. Öğretmenlerimiz emeklerinin sonucunu almanın gururunu yaşıyordu.











Fotoğraf faslı da bittikten sonra eve döndük. Kapıyı çalınca Lorin ve babası koro halinde, "haaaklıymışsın Giiirnee!" diye yeni bir bestenin sürekli aynı nakaratını tekrar edip duruyorlardı. Haklılığım da şu idi:






Sürekli, yeni bir oyuncak almamamız gerektiğini, çünkü çok sayıda olduğunu söylüyordum. Ve "sürprriiiiiizzzz" diye bağırdılar, bütün salon, merdivenler pufidik oyuncaklar ile doluydu. Sabahın 7'sinde kalkan bu anne kişisi için ne büyük bir sürprizdi. Bütün kaldırdığım yumuşak oyuncaklar, ayıcık, kedi, pony, bebek, fil, ne var ne yoksa ortadaydı. Büyük bir hazine bulmuş gibiydiler. Dehlizlere dalmış, ortalığı savaş alanına çevirmişlerdi. bütün olgunluğumu takınarak, "ehehehe, çok büyük bir sürpriz oldu, gerçekten az sonra kanat takıp uçacağım" derken aslında ihtiyacımın bir huni olabileceğini bilen sadece bendim. Aaaahhhhh annelik, sen nelere kadirsin! Ada son noktayı, benim karışmış yüzüme bakarak koydu: "Anneciğim, bu oyuncaklar ile dağıtmadan oynayamayız kiii!"


Bundan yaklaşık beş yıl önce, okula gitmem gereken bir gün, babası ile kalan Ada da buna benzer bir sürpriz yapmışlardı bana. Üstelik  Lorin'e hamile iken karşılaşmıştım,  o zamandan deneyimliyim yani, okumak isteyenler için bir tık... Biraz Özgürlüğünü Yaşasın!


Thursday, September 25, 2014

Söyle Abidin- II

Bilmezsin sen Abidin her yaprağı farklı renkte olmalı çiçeklerin! Onlar asker mi söyle? Hem gövdesindeki yaprakları da yukarıdan aşağı gelmeli, sapı yukarıda olmalı. Bu çiçek rengarenk, ve dünyaya tersten bakıyor sanıyorsan yanılıyorsun Abidin! Belki ters olan biziz ne dersin? Hem o denizin üstünde bir çiçek ve yaprakları da kürekleri sandal misali...





Hiç beğendiğin kitap kapaklarını sen de çizdin mi  Abidin? Ama resme bir şeyler katmalıydın, mesela iki kolunu kaldırmalıydı senin şaşkın bakan Şirin'in.




Sen Abidin, hiç kağıdı her katını açtığında yeni bir sürpriz ile karşılaşacağı bir resim yaptın mı annene? En üstüne annenin en sevdiği renk olan mor bir kalp koydun mu söyle?


Kağıdın ilk katını açtığında önce yeşil bir eldiven giymiş el sallıyor muydu senin ağacında?


Sonra anneye mor, kendine pembe kalp çizmiş miydin, kağıt açılmaya devam ederken...


Bir sonra ki adımda, mor saçlı annesine, mor saçlı kızından pembe bir çiçek veren bir resim yaptın mı söyle?


En sonunda da, dünya tam olmasını istediğin gibi, yeşil ağaç ve pembe çiçekle dolu olsa, masmavi bir gökyüzünün altında, rüzgarla sallasa dallarını... Ve hep güneş olacak, sapsarı doğacak değil ya! İşte boya kalemlerinin kutusundan kestiğin figür de, güneş olabilir icabında, olmaz mı? Güneş değilse bile, güneşin prens oğludur belki...





Peki bu renkli kolaja ne diyorsun Abidin? Doğru soyle, sen düşünür müydün? Bu çipil çipil bakan gözler mesela pespembe bir çiçeğe ait. Her içi sevgi dolanın kırmızı bir kalbi olması şart mı sanki? 
Kafasında yeşil bir kalp var baksana. Minnie var, çoraptan mı, yoksa çantadan mı çıkmıştı etiketi bilmem. Ya o sütçü manyetesine ne demeli? Başka kim Abidin, hiç olmayacak şeyleri biraraya getirebilir ki söyle? Dünyasına, uyum, düzen, kurallar sızmamış bir çocuk yapabilir bunu ancak Abidin. Üstelik uyumsuzluğun uyumunu yakalamışsa bir de...






Bazı evler rengarenk olsun, içinin cıvıltısı dışına taşsın istemez miydin sen de, söyle Abidin!



Bazen Abidin, t-shirtünle bir örnek kağıtlar boyamalısın, farkında olmadan. Çünkü Abidin, "farkındalık" denen şey beraberinde doğallığı ve yaratıcılığı da götürür, söz konusu resimse...


Bir de bakmışsın, ahşap bir puzzle'ın resmini çiziyorsun Abidin! Peki neden, çünkü puzzle bozulduğunda elinde ipucu kalmayacak Abidin. Burada konuşturduğun resim sanatından çok pratik bakış açın. Haaa bir de yalnız kalan bütün filler sıkılırmış Abidin, arkadaş lazım yanına, arkadaşsız bir hayat olmaz ki Abidin! Belki en güzel arkadaş resimdir söyle Abidin, sence de öyle değil mi?







Söyle Abidin ilk yazısı için bi tık..

Wednesday, September 24, 2014

Eylül Falan...

"Eylül toparlandı gitti işte,
Ekim filan da gider bu gidişle" demiş şair, çok güzel bir ay bu Eylül. Bahar ama yaza yakın, kışa da yakın. Evlerde toplaşmalar, ev etkinlikleri olur bolca. Sonra hava açtı mı birden, öyle aniden, kendini atıverirsin sokağa... Park bahçe daha bir renklidir, tonları vardır yeşilin, sarının... Güneş yakmaz hem, göz kırpar durur, usul usul varlığını hissettirir.

İşte bir ev etkinliği ile karşınızdayız. Biz bu lastik tokadan bileklik işine sardırdık iyice. Çok eğleniyoruz, terapi gibi oluyor hem de. Eşe dosta hediye etmenin verdiği mutluluk da cabası hem.






Lorin kitap okumayı çok seviyor. Şu timaş yayınlarının Minik Şirin kitabı çok keyifli gerçekten, tavsiye ederim.




Anneanne bahçesi candır, daha doğrusu bahçe çocuk için hayattır. İki karış olsa bile ;)
Bir de her yere olduğu gibi anneanneye de iki çanta ve bilumum alet edevat ile gidilir, lütfen yani...




Ada ve arkadaşları plan peşinde. Ticaret yapacaklar, kafa kafaya vermiş, beyin fırtınası yapıyorlar ve çok ciddiler.


Kız olsun çamurdan olsun :P İşte iksir timi börek timi olmuştu ya, yufkaların yarısını mideye indire indire ve ben süreceğim, hayır ben nidaları eşliğinde börek yapıyorlar.




Börek pişerken de kitap okumak gerek, abladan kardeşe...


Abla ile kardeşin alışveriş yapma halleri.


Bazen anneanneye valiz ile gidilebilir.


Oradan 3. yaşını kutlayacağı Emre'nin doğum gününe geçilebilir.


Bir ara oyunu izleyen abla-kardeşin el ele halleri içimi doldurdu.


Hava şansımıza güzeldi ve açık havada oyun oynamak da harikaydı.





Etkinlik insanı Ada, çantasındaki alet edevatı çıkarıp o arada, yani doğum günü partisinde bir adet kedi boyamayı ihmal etmedi. Üretim şart!




Çıkışta okul kıyafeti eksiklerini tamamlamak istedik. Bulduğumuz parka uğradık. Çocuklara oyun yetmiyor hiiiiiiççççç! Ve enerjileri bitmiyor hiiiiiçççç!




Okul kitaplarının kutusu boşalınca, Lorin içine oturuverir.


Okula giderken fotoğraf çekme adetimi bilmeyen yok artık. Lorin de poz veriyor hemen, işim kolaylaşıyor, işte poz verirken denge de durma çabaları...


Ada okulda zıplayan hamurdan kukla gibi bir şey yapacakmış. Babasını yapmış, üç tel  saçı var  yalnız :)



Kış ayının ilk antibiyotiği geldi bile. Lorin'in boğazı pek iyi değildi.  İlk haftadan iki gün fire verdik. Okula gidemedi.


Evde kalınca, doktorculuk oynadık. Ben hasta, o doktor. Fotoğrafta ilaç yazıyor bana.


Dinlendi sonra.


Uyku öncesi masallarımız da bitmiyor. Okuduğumuz kitaplar da. İşte bunlar da bir gece için okumak üzere Lorin hanımın seçtikleri.


Emre Lorin ve Ada'yı almak için bana eşlik ederse...



Çıkışta Özge ve Emre ile kahve ve sohbet tabi ki.




Minik bir alışveriş. Giderken mickey mouse'lu çanta da gelmek istedi.




Market alışverişi yaparken boş bulunan kasaya oturan bir Lorin hanım.



İşte etkinlik seven ablanın kardeşi böyle olur. Kuzu çanta yapmış.




Haftasonu kahvaltısı koltuk arkasında yenir. Tüm kuytular bizimdir.




Tak çantayı koluna, herkes kendi yoluna...




Boşta akıllı tahta bulmaya görsün insan...




Düz duvara tırmanırım...





Emre ile parka pikniğe gitmek gerek. Lorin'in kolunun altında kitaplar var, parka kitapsız gidilir mi ayol?






Lorin hasta olunca, tek başına okula giden Ada...