Saturday, September 27, 2014

Yağmurlu, Heyecanlı Bir Cumartesi

Bu sabah, bir gece önce erken yatan çocuklarım sayesinde, cumartesi sabahına 7:00'de başlamanın ve kargalar kahvaltı etmeden uyanan Lorin ve Ada'ya kahvaltı hazırlamanın dayanılmaz cazibesini (!) yaşıyordum. Kendi kendime söyleniyordum, geç yatarsan böyle olur işte!


Uyandıkları an güne bir merhaba çakıp, ışık hızıyla hayata karışan bu iki minik insan (biri büyüdü gibi ya neyse) kesip biçmeye, yazıp çizmeye, okunacak kitaplar seçmeye başlamıştı çoktan!!!




Diğer yandan Ada çok heyecanlıydı. Çünkü  3.sınıfın son aylarında Cambridge English sınavına girdiler. Ve bugün o sınavın sonucu ve sertifika töreni vardı. Sabah uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra, Lorin ile birlikte hazırlanacak ve bu neşeye ortak olacaktık. Ada, sevinç ile giyinmeye başladı. O'nun için planladığım hiç bir kıyafeti giymek istemedi. Yeni bir elbise almıştım onu da beğenmedi. Tayt ve t-shirt giyinmek istedi. Hava soğuk olduğu için, bu istediklerini giyinmesi bana uygun gelmedi, biraz da şık olmasını istiyordum galiba. Ama Ada kendini böyle rahat hissettiğini, benim istediklerimi asla giymeyeceğini söyledi. Ben de klasik bir numara olan, oldukça eleştirdiğim o cümleyi söylemiş bulundum. Kendimden nefret ettim. "O zaman gitmeyiz" dedme gafletince bulundum. Ada daha çok sinirlendi. "Gitmeyelim, tamam" dedi. Önce çok sinirlendim, nasıl olurdu da sözümü dinlemiyordu? Bir küçük kriz yaşadıktan sonra kendime geldim. Israr ettiğim ve onu üzdüğüm için özür dileyip, canı ne isterse onu giyebileceğini söyledim. Şaşkın yüzüme baktı. Az önce kızan anne gitmiş, yerine tam tersi olan ve özür dileyen anne gelmişti. Neyse ki saçmaladığımın çabuk farkına varmıştım. Kızım kendini hangi kıyafet ile rahat hissediyorsa onu giymeliydi. Bunu bildiğim halde uygulayamamış, çuvallamıştım. Neyse ki, "zararın neresinden dönsen, kardır" düsturu ile, gönlünü almayı başardım.

Lorin'e giyinelim dediğimde, "ben gelmeyeceğim" dedi. Resmen mutlu olmuştum. Konferans salonunda rahatça Ada'yı izleyebilecek, fotoğraflarını çekebilecek, büyük kuzumun bu önemli gününde onunla yeterince ilgilenebilecektim. Üstelik, hava soğuktu Lorin babası ile evde kalsa iyi olurdu. Hem orada muhtemelen sıkılacak, "hadi gidelim" demeye başlayıp, sürekli beni taciz edecekti. Ada ile hazırlandık, tam evden çıkacakken Lorin son dakika golü ile, fikrini değiştirdiğini ve gelmek istediğini söyledi. Deyim yerindeyse, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Lorin'in sağı solu belli, olmuyordu işte. Eğer ağlamaya başlarsa, onu götürmek zorunda kalırdım, çünkü o zaman da Ada başlardı, "kardeşimi üzdün" diye. Ada nedense Lorin olmadan hiç bir yere gitmek istemiyor, asla küçük yalanlar bile söyletmiyor Lorin'e. "Ada'cığım, seninle daha çok ilgilenirim, hem hava soğuk, evde kalması uygun olur" deyince, sanki Lorin'e büyük bir haksızlık yapıyormuşum gibi suçlayarak bakıyor. 

Farkındaysanız, daha evden çıkamadık. Bir yandan Lorin'i götürmek istemiyordum, diğer yandan da umarım çok da üzülmez diye aklım kalarak yola çıktık. Artık evden çıkamazsak geç kalacaktık ve Lorin hazırlanana kadar vaktimiz yoktu. Habip imdadımıza yetişti ve Lorin'i oyuna çağırdı.

Hızlıca evden çıkıp, apar topar arabaya bindik. Yağmurlu bir İstanbul gününde yola koyulduk. Okula vardık, arkadaşlarımızı bulduk ve tören başladı. Törenimiz keyifli ve güzel geçti. Çocuklar çok heyecanlıydı. Öğretmenlerimiz emeklerinin sonucunu almanın gururunu yaşıyordu.











Fotoğraf faslı da bittikten sonra eve döndük. Kapıyı çalınca Lorin ve babası koro halinde, "haaaklıymışsın Giiirnee!" diye yeni bir bestenin sürekli aynı nakaratını tekrar edip duruyorlardı. Haklılığım da şu idi:






Sürekli, yeni bir oyuncak almamamız gerektiğini, çünkü çok sayıda olduğunu söylüyordum. Ve "sürprriiiiiizzzz" diye bağırdılar, bütün salon, merdivenler pufidik oyuncaklar ile doluydu. Sabahın 7'sinde kalkan bu anne kişisi için ne büyük bir sürprizdi. Bütün kaldırdığım yumuşak oyuncaklar, ayıcık, kedi, pony, bebek, fil, ne var ne yoksa ortadaydı. Büyük bir hazine bulmuş gibiydiler. Dehlizlere dalmış, ortalığı savaş alanına çevirmişlerdi. bütün olgunluğumu takınarak, "ehehehe, çok büyük bir sürpriz oldu, gerçekten az sonra kanat takıp uçacağım" derken aslında ihtiyacımın bir huni olabileceğini bilen sadece bendim. Aaaahhhhh annelik, sen nelere kadirsin! Ada son noktayı, benim karışmış yüzüme bakarak koydu: "Anneciğim, bu oyuncaklar ile dağıtmadan oynayamayız kiii!"


Bundan yaklaşık beş yıl önce, okula gitmem gereken bir gün, babası ile kalan Ada da buna benzer bir sürpriz yapmışlardı bana. Üstelik  Lorin'e hamile iken karşılaşmıştım,  o zamandan deneyimliyim yani, okumak isteyenler için bir tık... Biraz Özgürlüğünü Yaşasın!


No comments: