Friday, October 31, 2014

Eskiden Renkler Yoktu

Lorin: Anne biliyor musun, eskiden renkler yoktu!
Anne: Aaaa ciddi misin?
Lorin: Evet ama çok eskiden...
Anne: Nereden biliyorsun?
Lorin: Bir filmde gördüm, hiç renk yoktu, siyah ve beyaz vardı bitek. 
Anne: Aslında Lorin'ciğim tam olarak öyle değil. O zaman filmler siyah beyazdı, çünkü....

derken, sözümü kesti ve, 

Lorin: Boşuna anlatma anne, ben biliyorum, yoktu işte renkler eskiden...

Bu ısrarlı tutum karşısında, kabul ettim ben de...

Sonra Cumhuriyet Bayramı törenlerini izlerken Atatürk ile ilgili eski görüntüler belirdi ekranda. Sessizce görüntüleri izlerken herkes, bizimki yavaşça beni dürtükledi, kısık bir sesle:

Lorin: Baaaak, sana söylemiştim anne, renkler yoktu demiştim! Gördün mü?

Cumhuriyet Bayramı töreninden sonra bir fotoğraf


Wednesday, October 29, 2014

Dönem Şeysi


Ada sık sık bağırınca, bunun bir dönem olduğunu babasıyla konuşunca rahatlar ama bağırmaya devam eder. Onu uyardığımızda da "benim dönemim, bana kızmayın, beni anlamıyorsunuz!" diye posta koyar. 

Bu akşam Lorin ile aralarında bir tartışma çıktı. Ada bir kaç kez bağırdı. Lorin sürekli anlayışlı davrandı. Ama en sonunda dayanamayıp, o an beraber bir şeyler yaptıkları eşyaları yere attı. Ada daha da çok bağırdı. Bunun üzerine Lorin odada yokken Ada ile konuştum. 

Anne: Neden bağırıyorsun Ada?
Ada: Benim dönemim var anne bilmiyor musun?
Anne: Peki ama Lorin sana ne kadar anlayışlı davranıyor görmüyor musun?
Ada: O da eşyaları yere attı!
Anne: Ya onun da bir dönemiyse bu!
Ada: Sahi mi anne?
Anne: Evet! (Ben burada hırçınlığını kastettim Lorin'in. Ama Ada düz mantık ile, "eşyaları yere atma dönemi" olarak algılamış). Az sonra Ada'nın yanına Lorin geldi. Ben odadan çıktım.

Ada Lorin'e anlatmaya başladı:

Ada: Lorin'cim biliyor musun, sen yere fırlattın ya hani eşyaları, o senin döneminmiş.
Lorin: Biliyordum! İçimde bir şeyler oluyor o an Ada!
Ada: Sana karşı anlayışlı olacağım Lorin.
Lorin: Teşekkür ederim Ada!

Daha sonra uyumak için yanıma geldi Lorin. Uyku öncesi olağan sohbetimizi yapmaya başladık.

Lorin: Anne biliyor musun, benim de Ada gibi o şeyim varmış.
Anne: Neyin?
Lorin: Hani Ada bağırıyor ya, onu yaptıran şey.
Anne: Haaa, dönem mi?
Lorin: Hah evet o! Biliyordum ben. 
Anne: Neyi?
Lorin: O dönemi. Tam o anda içimde bir şey oluyor. Yani karnımın içindeki bi kişi konuşuyo ve bana diyo ki: (sesini hafif kısarak ve çirkinleştirerek) "Bunları yere atsana be, kızdırsana onu be!" diyo. 
Anne: Yaaa sahi mi? (gülmemek için kendimi tutarak)
Lorin: Evet. Ben de yapmak zorunda kalıyorum. Sonra ona diyorum ki: "Hiç utanmıyor musun kişi?" O'nun adını kişi koydum da... 









Tuesday, October 28, 2014

Hipnotize Şeyi


Lorin harıl harıl kestiği kağıtları içiçe kareler olarak yapıştırmaktadır
Anne: Napıyorsun Lorin?
Lorin: Hipnotize şeyi yapıyorum.
Anne: Öyle mi, nasıl olacak?
Lorin: Bu kağıda, kareleri yapıştırdıktan sonra, arkadan bir sopa takıp çeviricem, karşımdakini hipnotize yapıp uyutucam anne!


Dikkat!!!! Her an hipnotize olabilirsiniz :)






Sunday, October 26, 2014

İksir Timi


Bu iksir işleri Ada kızımın küçüklüğüne rastlar. Ada, her şeyi keşfedip, birbiriyle karıştırmaya, deneyler yapmaya bayılır. Giderek işi ilerletip silgileri rendelemeye, balonlara ya da en son ameliyat eldivenine su doldurmalara, yani zihni sinir icatlara bayılır. Hatta ben elimi buzluğa atayım da kıymayı alıp çözdüreyim diye düşünmem bizim evde. Bilirim ki, buzlukta normal bir buzlukta olmaması gereken her şey olabilir. Rendelediği silgi tozlarını, birleşecek mi diye buzluğa istiflemeler, balonları irili ufaklı doldurup buzluğa koymalar, sulu boyalardan damlatıp, buzluk kalıplarında su ile dondurma çalışmaları ya da oje ile boyanıp dondurulmak üzere buzluğa konan silgiler... 






En son gece bulmadığıma dua ettiğim su dolu ameliyat eldivenleri çıktı ki, maazallah korku filmi gibiydi. Buzluktaki el!  


Bir aralar rengarenk sıvılar elde etmişliği var. Üstelik bunu çok da basit bir mantık ile yapmış. Renkli küçük not kağıtlarının her birini ayrı kaplara koymuş ve değişik renkte sıvılar elde etmiş. 




Lorin de bu renkli ve eğlenceli aktiviteden ve yaratıcı abladan nasibini aldı. O da aynı şekilde böyle şeylere bayılıyor. Yalnız işin en kötü yanı, yeni aldığım, krem, şampuan ya da herhangi bir makyaj malzemesine bir süre sonra göz koyar. Bazen benim herhangi bir misafir ile ilgilenmemi fırsat bilip, ucundan azıcık da olsa kullanıp merakını giderir. Bazen de, n'olur anne, biraz kullanayım, diye diye izin koparır. Daha çok küçükken mercimek, pirinç gibi evdeki bilumum bakliyat, ya da baharatı karıştırırdı. Şimdi bile uzun zaman oyalanır onları versem. 




Bir basamak ileri gidip, prit, ya da yapıştırıcı katıyor artık bu ne idüğü belirsiz sıvılara. Ben onların adını "iksir timi" taktım. Eve gelen arkadaşlarla bir süre sonra kayboluyorsa Ada ve Lorin kardeşler, bilin ki, ya banyoda, ya da terasta iksir peşindeler. Bu iksirleri ısmarlama yapıyorlar artık. Babaları için, "tez zamanda tez bitirme iksiri" ya da anne için "güç ve enerji toplama ve şans iksiri" yapabiliyorlar. Sosyal meşaş içeren, dünya için barış ya da tüm insanlar için sevgi iksiri yapmışlıkları da var :)




Asıl anlatacağım şey ise, bugün beni de ısrarla bu olaya ortak etme çabaları idi. "Anne n'olur sen de iksir yap bizimle" diye diye beni de kendilerine uydurdular. Dizdik terasa malzemeleri, ben de kendimce karıştırıp, azıcık fare perçemi, azıcık yılan ayağı :) gibi evdeki krem ya da şampuanlardan karıştırdım. Vallahi terapi gibi. Ayol çocuklar bu işi biliyor. Öyle iyi geldi ki, anlatamam. Artık bundan kelli ben arada sırada iksir yaparım arkadaşlar. Size de tavsiye ediyorum. Kafana göre abuk subuk malzemeleri karıştırmak çok zevkli. Karıştırma işi için de eski diş fırçalarını kullandık biz. Artık iksir timinde ben de varım bilesiniz :)


 İşte bugünden kareler...

























Geçmişin İzini Sürmek!

Fotoğraf dediğimiz şey, bir 'an'ları dondurma makinesi olduğuna göre, geçmişin, yakın, uzak bütünüyle, şimdi olmayanın izini sürmek değil de nedir? 'An'larımız, bir bir 'anı' olurken, geçmiş artık geçmiş olmaktan çıkıp, bir karede donup, bir sürü an'ın bekçisi olmaz mı hem?

Fotoğraf çekmeyi çok severim, bilenler bilir. Diğer adım da tam teşekküllü kameramanınız #cevatkelle dir. Elimden gelse, iki akıllı telefon ile gezip, sağ elimle çıt çıt fotoğraf çekerken, sol elimle de kameraya alırım bütün anları! Ben varsam, kızlarımın arkadaşlarının anneleri fotoğraf çekmez bile! Kahve içip, sohbete dalarlar, benim aklım onlarda kalsa da, çocuklarda daha da çok kaldığından, dalarım çocukların reprenkli dünyasına! 

Üniversite yıllarında da, önce zenith marka kocaman objektifli, ağırlığından boyun ağrıtan, kazulet gibi bir makinem vardı. Çingenelerin renkli dünyasını, İstanbul'un ara sokaklarını, çiçeği, böceği ama ille ve hep çocukları çekerdim. Sonra bir Nikon marka makinem oldu. Nedense boynuma fotoğraf makinesini takınca, silahını takan askere dönüyorum. Bir kendine güven, bir tamamlanma hali falan...

Peki sonra? Sonra akıllı telefonlar, bütün makinelerin pabucunu dama attı. Profesyonel fotoğrafçılar dışında kullanan çok az kişi kaldı! Hele ki baskılı fotoğraf! Resmen mazi oldu! Caanım kart baskısının yerini, bilgisayardaki soğuk, donuk belki bir daha dönüp bakılmayan, klasörler, dosyalar dolusu tozlu an'lar toplamı aldı. 

İşte, ben tam da bunları düşünürken, sevgili Yeşim Mutlu ve HP çok güzel bir davet ile çıkageldi! Bu arada çok kısa Yeşim'den bahsedeyim. Yeşim Mutlu'yu sosyal medya severler tanıyacaktır. Kendisi hem fotoğrafçı, hem anne, hem blogger ve pek çok yeteneği olan, dahası bildiğini paylaşan, enerjisi ile girdiği ortamlara neşe saçan, pozitif bir insandır. Üretken ve proje insanıdır Yeşim Mutlu. Bizde sosyal medya aracılığı ile tanıştık. İyi ki de tanıştık...



İşte, HP organizasyonluğunda, bir takım blogger anneler ile, Rahmi Koç Müzesinde, geçmişin izlerini sürecektik. Dahası, Yeşim Mutlu, nam-ı diğer, #selfiebakanı bizlere "akıllı telefonlar ile nasıl daha iyi fotoğraf çekeriz?"i anlatacaktı. Sonrasında da, müzede fotoğraflar çekecektik. Bu fotoğrafları da HP'nin printerlarında basacaktık!





Printerda basmak deyince, sıradan gibi görünüyor. Ama bu teknoloji bir harika dostum! Wi-fi ile yazıcıya direk fotoğrafınızı telefonunuzdan gönderiyorsunuz ve anında fotoğrafınız elinizde! Öyle kaliteli, öyle güzel ki renkleri! Bir daha, bir daha almak istiyorsunuz. Çok çok pratik. Evinizin rahatlığında bu denli kaliteli fotoğraflar basmak mümkün işte. Printerlar çok konforlu ve küçük, yani ofis tipi değil, ev tipi. Biz blogger anneler, doyamadık, o kadar çok fotoğraf bastırdık ki, makinelerin bir ara pes edeceklerini sandım ama etmediler. Nazımızı kaprisimizi çekip, bizlere harika "an"larımızı geri verdiler. Çok kaliteli bir baskı ile üstelik!




HP Deskjet InkAdvantage serisinden bir yazıcıyı bilgisayarınıza tanımladıktan sonra HP PhotoCreations yazılımını ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Sonrasında hem kendinizin hem de çocuklarınızın kullanabileceği harika tasarımlar yaratmak her zamankinden daha eğlenceli olacaktır.


Hem bu HP'nin fotoğraf için bazı uygulamaları var. HP’nin yaratıcılık uygulamalarından HP Photo Creations yazılımı ile fotoğraf albümü, renkli kutular, takvim, tebrik kartı gibi farklı eserleri yalnızca birkaç tuşa basarak anında oluşturabilirsiniz. Bunları eşe dosta, doğumgününe katılacağınız bir miniğe hediye edebilir, tüm an'larınızı harika renklerle dolu baskılara, capcanlı karelere çevirerek ölümsüzleştirebilirsiniz. Dahası çocuklarınız rahatlıkla tabletten ya da akıllı telefonlardan wi-fi ile fotoğraflarını printera gönderebilir, anında şahane baskılı fotoğraflara sahip olabilirsiniz.


Gelelim akıllı telefon ile nasıl güzel fotoğraf çekilir? isimli mini eğitimde öğrendiklerimize. Yeşim Mutlu notlarını bize mini birer kitapçık olarak basılı verdi aynı zamanda. İşte benim aklımda kalanlar:


- Makineyi titretmemeliymişiz. Bu nedenle iki elimizle tutmalı, dengeyi kurmalıyız, tek elle çekmemeliyiz yani.

- Işık çok önemli, fotoğrafı çekilen kişi ya da objeye arkadan değil, karşıdan gelmeli ışık. Yani çeken kişi arkasına almalı ışığı.

- Akıllı telefon ile, zoom yapmayı, yani görüntüyü yakınlaştırarak büyütmeyi (fotoğraf çekerken) önermiyor Yeşim Mutlu. Onun yerine çekeceğiniz objeye ya da manzaraya telefonunuzu yaklaştırın, siz bizzat yaklaşın diyor.

- Lensimiz temiz olmalı. Bunun için, telefonumuzun kamera kısmını parmağımızla silmeliyiz ki, net fotoğraflar çekebilelim.

- Bir akıllı telefon ile iyi fotoğraf çekip çekmediğinizi anlamak için, fotoğrafı çektikten sonra yakınlaştırın, eğer görüntü netse hala, fotoğrafınız doığru netleme ile güzel bir çekim yakalamıştır. Ama eğer bulanıklaşıyorsa, yanlış bir netleme ya da odaklama yapmışsınız demektir.

- İnstagram için fotoğraf çekerken, bazen ig karesine sığmayabiliyor. Bunun için akıllı telefonuın kare modunda çekim yapmak daha pratik oluyor. Böylece kareye fotoğrafı sığdırma derdiniz ortadan kalkıyor.

Çok güzel bir gündü. Fotoğraf çekimi ile ilgili çok şey öğrendiğim, görsel bir şölen yaşadığım, yeni arkadaşlar edindiğim, geçmişin izlerini gerçekten sürdüğüm harika bir müze ziyareti oldu. Bunlar için, Yeşim'e ve HP'ye çok teşekkür ederim... 






Bu arada yazının gölgesinde kalan Rahmi Koç Müzesi'ne mutlaka gitmeli, o mistik ve büyüleyici havayı solumalısınız. Eskide kalana ne zaman dönüş yapsam, insanlığımı bir kez daha hatırlıyorum.





Toplantıya katılan bloggerlar toplu bir fotoğraf karesinde :)

Yeşim Mutlu arşivinden

Nasıl ki, kitaplar tozlu raflarda kalmamalı okunmalı ise fotoğrafları bilgisayar içindeki klasörlere hapsetmek de büyük haksızlık. Oturup bu fotoğraflara bakmaya çalışsak, bir kaç günümüz veya belki haftamız gider herhalde. Üstelik aradığımız herhangi bir fotoğrafı bulabilmek de oldukça zor. Benim naçizane tavsiyem, günlük en güzel fotoğrafları bir güncel dosyaya atıp, fazla biriktirmeden baskılarını almak olacaktır. İster panonuza, ister buzdolabınıza asın, ister eskiden olduğu gibi albümlere koyun ya da isterseniz duvara çerçeveli, panolu kolaj yapın, ama ne olursa olsun fotoğraflarınızı ve 'an'larınızı yaşatın!

Güzel 'an'ları yakalamak ve bu güzel anlarda hapsolmak dileğiyle... Nice güzel 'an'lara ve nice güzel fotoğraflara...



Not: Bu arada Yeşim Mutlu'nun bir fotoğrafçı gözü ile bize önerdiği uygulamalar şunlar:

İnstagram Filtreleri : Amaro, Hudson

Fotoğraf Düzeltme programı: Perfect365 (puruzsuz cilt, makyaj efekti) , En basit photoshop PS Express, 

Fotoğrafları tam boyu instagram da yayınlamak için:Whitagram

Kolaj ve Video eklemek için: ClipStitch, Lipix


Ve Hp printerları ile takvim, kartpostal gibi uygulamalar için:

Friday, October 24, 2014

Tansuman

Anneannesiyle resim yapan Lorin, kafasını kaldırmadan konuşmaya baslar:

Lorin: Anneanne bazen sinirli oluyorsun sen!
Anneanne: Doğru Lorin. 
Lorin: Ben biliyorum neden öyle!
Anneanne: Neden? 
Lorin: Çünkü senin tansumanın var, ondan oluyor! Hani bazen bi aletle bakıyosun ya, o işte!

Tansuman: Tansiyon ve pansuman birleşmiş ve ortaya bu güzide kelime çıkmış :D   




Wednesday, October 22, 2014

Günlük mü, Aylık mı?


Aslında yola çocukların günlüklerini tutmak, duygularımı, düşüncelerimi paylaşmak, onların söylediği ilginç cümleleri kaydetmek ve unutmak istemediğim anları, olayları hatırlamak amacıyla çıkmıştım. Temel amacım da kızlarıma bunu armağan olarak bırakmaktı. 

Çocukluğumla ilgili en küçük bir ayrıntıyı duymaktan sonsuz keyif alıyorum. İstedim ki, otursunlar okusunlar, nasıl bir çocukluk yaşamışlar, neler yapmışlar, sorunlarımız nelermiş, nasıl çözümler bulmuşuz? Krizlerimiz, mutluluklarımız, yaptıklarımız, yapamadıklarımız, ilgi alanlarımız ile hayatın akışını görsünler. Bunun önemli bir armağan, adeta hazine olduğunu düşünüyorum. Annemin mesela, benim çocukluk dönemlerimdeki hislerini, yaşam tarzını, paylaşımlarımızı merak ederim. Ama hatırda kalanlar az maalesef. Hele ki o gün yaşanan hisleri, duyguları geri getirme şansımız yok ne yazık ki! Lorin doğduğunda, çok zorlanmış, Ada'nın hamileliğiyle birlikte başladığım blog serüvenini askıya almak zorunda kalmıştım. Yazmadığım, daha doğrusu iki çocuğun bakımıyla uğraşırken yazamadığım dönemlerde çok şeyi kaçırdığımı düşünüyorum. O dönem bile, kısa kısa notlar alıyordum. Onları ekledim ve artık bir görev gibi ne olursa olsun yazmaya çalışıyorum, üstelik bundan da sonsuz keyif alıyorum. Eylül ayından beri yazmadığımı farkettim fotoğraflı özet günlüğümüzü. Bu post uzun olacak, şimdiden uyarayım ;)

Selin ve Burak misafirimiz oldular. Selin ile Ada anaokulundan arkadaşlar ve biz hiç kopmadık. Burak ile Lorin de dolayısıyla neredeyse bebeklikten tanışıyorlar ve çok iyi anlaşıyorlar. Bunda Burak'ın tam bir centilmen olmasının da payı büyük olsa gerek ;)











Oyun ve eğlence dolu bir gündü. Eve girerken hayvan tutkunu Selin, yavru kedileri gördüğü için, çıkışta bir de onlara süt verip sevme merasimi vardı. Tüm gün "söz dimi, bizi kedilere götüreceksiniz dimi?" diyen dört afacan ile çok eğlendik. 




Güzel havaları fırsat bildiğimiz her an terastaydık. Bir kaydırak ve olmadık eğlenceler...



Emre, bebekliğinden beri en sevdiklerimizden. Lorin'in kardeşi ilan ettiği ve öğreten abla edasıyla sabırla yaklaştığı Emre'yi gören şaşırır. Normalde çok hareketli olan Emre, Lorin ne derse yapar, huşu içinde dinler ve Özge ile kahve içmeye, sohbet etmeye vakit kalır :)





Ada'nın canı sıkılmaya görsün! Evde ne var ne yok, şöyle bir bakar ve başlar. İşte bir çöp şiş ve maket kartonunun masa olma hikayesi!


 Bu aralar sık sık puzzle yapar olduk. Puzzle alır olduk. Eve gelen herkese bir doz, bazen birkaç doz puzzle ikram eder olduk! Gelmeden önce hazırlıklı olun derim!





Kardeşim Burak ve arkadaşı Ece mi gelmiş, hadi hemen puzzle yapalım. En hızlı ben yaparım! 


Kuzenim Murat mı gelmiş, "Murat puzzle yapalım mı?" der ve cevabı beklemeden başlar parçaları dökmeye Lorin!




Güzel havaları kaçırmamalı, parka bahçeye koşmalı!





Birinde TV seyrediyor, birinde akrobasi yapıyor, Lorin işte canım...




Bu rutinimiz olan uyku öncesi karesi...




Okula giderken bile fotoğraf çekiyorsun anne! İki farklı okul günü bu aydan...



Kuzenim Pelin geldi evde önce bir bayram havası esti. Sonra giderken de kriz ortamı oluştu! Pelin'in gitmesini istemeyen Lorin olmadık şeyler yaptı Pelin gitmesin diye! Bu arada kızlara değil sadece, Pelin bana da iyi geldi. Kaçamak yaptık onunla, çok keyifliydi, yine gel, hep gel :)





 Bir akşam yemeğe gittik ve çok hoş bir tesadüf oldu, Lorin'in iki sınıf arkadaşı ile karşılaştık. Çok güzel oynadılar. Hatta sonradan plan yapmışlar, yine buluşmak için üç kafadar :)




Bir haftasonu ve çocuklar oyuna dalmış çoktan..




Bir sabah, kütüphaneye gittiğimde, elimi atıp kalem yerine çantamdan çıkan pembe domuzcuk ile karşılaşmak, gülümsemek taaa derinden, tüm benliğinin ısınması...




En birinci aktivitemiz puzzle ise bu aralar, ikincisi de açık ara sihirbazlık! Sihirbazlık setlerini döküp, gelene gidene, konuya komşuya, arkadaşa, numara çekmek favori bu aralar bizim evde.









Okulda işimin olduğu bir gün, Lorin ve sınıf arkadaşlarına rastlıyorum, yemekhaneye kahvaltıya gidiyorlar.




Ada da İpek ile teneffüste o anda.



Okul çıkışı market alışverişi yapacagiz diyorum, D&R dan kitap diye tutturuyorlar. Tamam deyip, bir hak veriyorum, ikinciyi koparıyorlar. Başlıyoruz iştahla kitaplara bakmaya. Bir kucak dolusu oluyor seçtikleri. Alamadiklarimizin fotograflarını çekiyoruz ki unutmayalım, sonra alabilelim diye. Ve seçtiklerimizi alıp mutlu mesut çıkıyoruz.



Markete giderken alışveriş merkezinde beyaz karelerden geçme oyunu var sırada. Heey çizgiye basma, ben geçtim, sen geçtin diye diye yola devam ediyoruz.





Canı sıkılan Ada bu kez de pastik kutusuna simli boyalar, tutkal ve sim dökerse,





Kedilere yem vermeye bayılıyoruz..




Okulda her ikisinin de maske günü vardı, biz de maske hazırladık. Önce çıktı aldık, ardından da boyadık ve süsledik... Soldakini ise kırtasiyeden babamız (bu babamız hem komik geliyor bana, hem de kullanıyorum) hazır aldı. 



Selin ve Burak kardeşlere iade-i ziyarette bulunduk. Yine oyun ve etkinlik başroldeydi. Selin bana faaliyet malzemelerini yanımda taşıyıp taşımadığımı sordu :) 









Evde temizlik varken ve evden bir an önce çıkmaya çalışıyorken Lorin oturur ve kitap okursa...




Hava güzel olunca, anneannede bahçeye çıktık.




Bu kitapların serisini aldık ve çok da beğendik.




Ben çalışırken, tam da Lorin bana Kırmızı Domatesin Yolculuğu'nu okuyor.




Okulda Lorin'e verilen deney ödevini bana anlatarak yaparken. Konu; suda çözünen ve çözünmeyen maddeler. Şeker çözünür, kırmızı biber çözünmez...



Son olarak, çocukları almaya gidince, okul bahçesinde aile fotoğrafı...