Sunday, October 19, 2014

Anne Evi

İnsanın kaçtığı, sığındığı, kendini her daim iyi hissettiği yuvası, mekanı, evidir değil mi? Çok bunalırsın, dünyadaki bütün sorunlar seni buldu sanırsın, hiç güneş doğmayacakmış gibi, doğsa bile senin o ışıkları göremeyeceğini falan zannedersin. Ama, küçük ya da büyük, konforlu ya da konforsuz, pembe panjurlu ya da değil, feng shui'ye göre döşenmiş ya da çala kalem el yordamı ile döşenmiş olsun, mobilyalar mistik olsun ya da bildiğin osmanlı koltuğu oymalı, kakmalı, burmalı olsun, tarz olsun ya da her şey, bütün eşyalar "benim tarzım filan yok" diye bağırsın, nişlerle dolu olsun ya da olmasın, minimalist akımla döşensin ya da döşenmemiş olsun, herkesin evi kendini en rahat hissettiği ve içine girince kozasını örüp, her şeyden, herkesten kaçtığı, kafasına kadar yorganı çekip bütün kötülüklerden korunduğu sığınağıdır değil mi? 

Amaaaa, eğer "anne" iseniz bu durum biraz farklılaşır. Kendi evinizden daha rahat ettiğiniz, hiiiç çıkmak istemediğiniz, kendinizi aynı anda hem çocuk hem anne hissettiğiniz, minik bireylerin nazını kaprisini çekerken sizin de başınızı yaslayıp, kocaman kollarıyla saracak, nazlanma ve şımarma hakkınızı her daim canlı tutan bir evdir burası. Anne evi, baba evi. Hani neden anne evi? Çünkü anne olunca anneliği daha iyi anlamak demeyeyim de, o "anne" lafının içi daha bir dolar sanki! Hani sanki ev daha çok annenindir! Yaşayan ve yaşatan kadındır evi bir nevi! Yuvayı "dişi kuş" yaparmış ya, o hesap! 

Ben de bir süredir yorgun hissediyordum kendimi, yorgun, bitkin... Dün de eve temizlik için Ayşe gelecekti. Sabahın köründen, akşama kadara kalabileceğiniz yegane evlerden birine, anne evine kaçtık. Eve girer girmez, benliğimi kaplayan huzur, beni rahatlatan bakışlar. İnsanın anne ve babası gibisi var mı? Annesi ya da babası olmayanlar için boğazıma bir düğüm ekleniyor ve daha uzun yıllarımıza tanıklık etsinler diye dilerken buluyorum kendimi.. Ben hangi ara bu kadar duygusal oldum bilmiyorum? Anne olduktan sonra belki....

Sonra kendimi mutfağa atıyorum... Her daim altı yanan çaydan bir fincan doldurup, boş boş oturmanın verdiği dayanılmaz hafifliğine kendimi bırakıyorum. Puzzle yapmak ya da lego oynamak için babam eşlik eder Lorin'e artık, ödevlerini annem ile yapabilir Ada, kudurabilir, uzun koridordaki duvara tırmanabilir, geniş evde saklambaç oynayabilir, cıvıltıyla koşturabilirler. Yemeklerini yediler mi? diye düşünmeme gerek yok, bilirim ki annem düşünecek. Onlara "sihirli" kutular verecek, keyifle karıştırmalarını izleyecek ve onlar kutunun içini dökerken, "bu benim olsun mu?" diye soracaklar ve annem her defasında diyecek ki, "Tabi ki yavrum, bu evdeki her şey sizin :)" Bu sözün ağırlığınca poşetler dizilsin kapının önüne. İçinde ne arasan var! Annem yediği, pişirdiği her şeyin aynısını neredeyse bize de ayırmış, hatta bazen fazlasını. Çocuklara hediyelere almış ve evde beğendiklerini vermiş bir de. Bu evden elimde yüzyirmibeş poşet ile dönmeye bayılıyorum. 

Büyükbabam derdi ki, "bir kişinin sana değer verip vermediğini, çocuklarına verdiği değerden anlayabilirsin." Anne evi böyledir işte, özel, güvenli, sıcacık, keyifli... 

Bir süre sonra kendimi dışarı atıyorum. Öyle ya, çocuklar burada rahatça kalabilirlerdi. Beni aramaz sormazlardı, bir sorun çıkarsa annem ustaca hallederdi. Çocuklar için nelerde hassas davrandığımı bilip ona göre davranır, bana da nereye gidiyorum hesabını dahi sormazdı. Dışarı çıktım, hava soğumuştu, önce yürüdüm, sadece yürüdüm. Kendimle baş başa kalmaya ne çok ihtiyacım olduğunu anladım. İstesem bir süre daha dönmeyecek olma özgürlüğü içindeydim. Benden daha "usta" birinin kollarındaydı çocuklarım. Üstelik o kollarda bana da yer vardı. Yürüdüm, rüzgarı iliklerimde hissettim, oturup bir kahve içtim, kendime geldim. Bu şarj beni uzun bir süre daha götürür hissettim.

Eve döndüğümde, elinde puzzle ile Lorin beni kapıda karşıladı. Onunla puzzle yaparken, Ada ödevlerini yapıyordu. Ve tam  anda Ada bu yazının çıkış noktası olan cümleyi söyledi. 

"Anne, ben neden anneannemin evinde bu kadar mutluyum ve evimizdeki gibi oyuncaklar vs. ler olmadığı halde bu kadar çok eğleniyorum? anlamadım" dedi ve ekledi "bide buradan hiç gitmek istemiyorum"... Kocaman gülümsedim, bu cümlenin içime doldurduğu mutlulukla, orada olmanın bana da nasıl huzur verdiğini anımsayıp, bu sabah koşarak, bir şeylerden adeta kaçarak geldiğim bu evde, bir kez daha anlıyorum... O evin kolları var beni saran ve o kollar hiç kapanmasın istiyorum. Mutfakta oturup, o evin hiç bitmeyen sihirli ve çok lezzetli çayından içip saatlerce annemi dinleyeyim, "aaa çok güzelmiş" dediğim her şeyi bana vermeye ya da almaya çalışan güzeller güzeli annemi. Arada babam içeri girsin, annemin ona "şuan biz konuşuyoruz" bakışı atmasına aldırmadan, benimle siyasi tartışmalar, konuşmalar yapsın. Ve ben bileyim ki, tüm fikirlerimi açıklıkla söyleyip, sonuna kadar tartışabileceğim engin bir yürek var karşımda! Beni yargılamayan, sorgulamayan sadece dinleyen... 

Gitme vakti geldiğinde ağırdan alayım, oradan gitmemek için çabalar içinde olayım. Babam bizi yolcu etmek için her defasında dışarıya kadar çıksın ve normalde beş katını taşıdığım poşetleri bana kıyamadan eline alıp "ben taşırım yavrum" desin. Ben arabayı çalıştırırken, her gün bıkmadan kemerlerinizi taktınız mı? diye soran Ada'ya "aferin kızım" desin ve "gidince hemen ara kızım" cümlesine hayranlıkla bakayım. Önceleri çok da gerekli bulmadığın bu cümleler, anne olunca öyle iyi geliyor ki insana! Ve hemen her gün tekrarladığı cümleyi babam söylemeden Ada desin ki, "camları kaparız büyükbaba, dikkatli gideriz ve eve gidince seni ararız". Hepimiz gülerek yola çıkalım ve babam arkamızdan (altı üstü yedi dakikalık yolumuza) hüzünle baksın ve elindeki hayali kova ile bizim yeniden gelmemiz için su döksün....



























3 comments:

jaleceanne said...

Ahh anneler. Bende de duygusallık aşmış durumda bu aralar. Annem hiç bir şey yapmasa da hep yanımda olsa. Çocukluğumu özler oldum sık sık.

Girno said...

Değil mi? Annen yakınlarda mı bilmiyorum ama, umarım uzun yıllarımıza tanıklık ederler. Anne olunca, "anne" olmak anlam kazanıyor değil mi? Çocukluğuma sadece bir kaç günlüğüne dönebilmeyi ben de çok isterdim canım, teşekkürler yorumuna ;)

GkdemirSevil said...

Kendi şansımdan vazgeçtim çocuklarımın da bu konuda nasipsizliğini düşünür oldum,hiç böylesi doluluğu yaşayamadılar o boşluğu ne doldurur ki biraz teyze biraz hala biraz dayı desem onu da ortamı yaşamayan özlemini duymayan bilemez,keyfini çıkarın hep birlikte...
Uzun yıllar bu keyfi yaşamanızı dilerim...