Friday, October 17, 2014

Ön Ergenyus

Ergenyus tanımını bir komedi skecinde duydum ilk kez. Hani dinazor isimleri gibi biraz da kulağa sevimli geliyor. Bir zamanlar ben çocukken, ya da çocukluktan yeni çıkmışken hatırlamıyorum, bir dinazor yarışması vardı. Dinazorların isimleri için izlerdim o yarışmayı. Kafa koparanus, ezer geçerus, ateşikus, tükürükus :) hatırladıklarım... Ben de sürekli kucak isteyen Ada kızıma, (bebekti o zamanlar) "kol koparanus "  ismini takmıştım. 

Neyse asıl konuya gelelim. Ergenlik dönemi ne zamandır ne olur, nasıl olur kesin sınırları bilinmemekle birlikte bazen ara sıra nükseder, bazen sık sık gelir gelir gider, ya da bazen hiç gitmez. Ben ve benim kuşağım genelde atarlanınca terliği yer otururdu aşağı! Dönemin anneleri, uzak menzilli terlikleri tam isabet nişanlardı ki, sormayın gitsin. Kimisinin annesi de mıncırma üstadı idi. Eti iki parmak arasına alıp bükmek suretiyle yapılan bu eylem, dışarıdan katiyyen anlaşılmaz ama yapılan kişinin etinden et kopmasına sebebiyet verirdi. Asıl önemli etkisi ise, bir anda fabrika ayarlarına dönerdin! Uslu/hanım hanımcık bir çocuk halini alırdın. Ve yani böyle kimse dönem mönem bilmezdi, ergenliğin e si kalmazdı! Bebeğimin gazı var ya da daha iki yaşında ama, acaba tavşanından ayrılamaması travma yaratır mı gibi sebeplerle pedagoga gidilmezdi. Ve kimse dönüpte "vah yavrum ergenlik döneminde, ona dokanmayın" demezdi. Canın sıkılınca, "sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz" ya da "sırtından bir pencere aç, ferahlarsın" neviinden yaratıcı çözümler bulunur, olayın üstünde durulmazdı. 

Aslında şaka bir yana biz çocuklarımızı anlıyor muyuz? Ya da anlamaya çalışıyor muyuz? Emin değilim. Hayatın çok hızlı akması ile yaşamsal zorluklarla savaşırken, onların hüznünü ya da ihtiyaçlarını anlayabiliyor, seslerini duyabiliyor muyuz? bunları bana düşündüren de Ada kızımın bir cümlesi oldu. Bugünlerde biraz sinirli davranıyor ve bağırıyor. Çok çabuk da pişman oluyor ve bazen de kendini bir şekilde cezalandırıyor. Hatta bununla ilgili bir olayımız vardı, yazmıştım. Bana geçenlerde dedi ki,

"Aslında ben bağırmak istemiyorum, ama içimde bişe var, o beni bağırtıyor!" Bu güzel tanımın ardından kendisine sarıldım.




Hormonlar içindeki o şey! Hormonlar onu böyle davranmaya iten. Bize bu dönemde anlayışlı ve sabırlı olmaktan başka bir şey düşmüyor. Onları anlamak, ya da anlamaya çalışmak öyle önemli ki! "Seni anlıyorum" dan daha sihirli bir cümle yok! Ona sarılmaktan daha etkili bir "iyileştirme" yöntemi yok. Yeter ki biz çocuklarımızla doğru iletişim kurabilelim. Bütün olanları (çocukken yaşadıklarımızı) unutup, hemen anneleşmeyelim/babalaşmayalım! Biz de çocuk olmadık mı? Biz de anlaşılmak istemedik mi? Biz de bütün dünyanın yükü omuzlarımızdaymış gibi dertlenmedik mi en güzel çağlarımızda? Sadece ve sadece anlayabilmek, bunun için çabalamak... Gerisi gelir...

No comments: