Friday, December 26, 2014

Hadi Ham Yap!

Ben şu "o tabak bitecek" ekolündenim. Annem her ne sebeple olursa olsun, tabağımın bitmemesini kabul etmezdi. "Arkandan ağlar, bir sürü çocuk bunu bulamıyor, aaaaa ben diyorsam yiyeceksin, yoksa zıkkımın pekini ye!" diye giderek naiflikten uzaklaşan bilumum vecize ile karşı karşıya kalabilirdik. Öyle ya, o dönem bir çok şeyde olduğu gibi, yemekte de doyup doymadığımız, yeterince yiyip yemediğimizi en iyi "annemiz" bilirdi! Biz çocuk aklımızla kendi midemizin doyup doymadığını, ne zaman ne yemeye ihtiyacımız olup olmadığını nasıl anlayacaktık ki allasen? Dolayısıyla, büyümüş, anne olmuş, iki evlat yetiştirmekte olmama rağmen, halen tıksırana kadar yesem, doysam da, tabağımı bitirmeden sofradan kalkmam. Zorlansam da, yemekten gına gelse de, o tabak bitecek arkadaş!

Haa, ama çocuğum için aynısını uygulamadım. Doydukları vakit, tabağın yarısı kalsa da, tamamdır, yemek orada bitmiştir! Tabi en güzeli, herkesin tabağına yiyebileceği miktarda yemek alabilmesi olmalı!
 
Bir de o zaman buralar hep dutluktu! Ne GDO vardı, ne trans yağ, ne glikoz şurubu, ne esmer şeker, ne agave şurubu, ne de organik bir yiyecek! Sütü sütçüden alır, yoğurdumuzu evde mayalardık. Öyle abur cubur yemek falan da, tıpkı Taş Devri'nin pazar, Şirinler'in cumartesi olması gibi, daha nadiren olurdu. En önemli abur cuburlardan biri, sokakta elimize tutuşturulan, ekmek arası salça, peynir-domates ya da en fazla sürülebilir çikolata (öyle markalaşmış ki adı, yazana kadar akla karayı seçtim) falandı. Öyle paketlenmiş gıdaya boğulmamış, AVM aşkına tutulmamış, marketlerin sinsi bir yılan gibi koynumuza sokulmasına maruz kalmamıştık.
 
Şimdilerde ise, "çocuğumu nasıl etsem de sağlıklı beslesem? Paketlenmiş janjanlı ürünlerden nasıl yapsam da korusam? bu yiyecek GDO' ludur kesin, organik de çok pahalı, hem var mı organik diye bir şey? diye diye kafayı sıyırmanın eşiğine gelen anneler kulübünün askerleriyiz!
 
İşte tüüüm bu kaygılar ile, kafayı sağlıklı beslenmeye fena halde takmış, sosyal medyadan iki anne arkadaşım geçenlerde 1. yaşlarını kutladılar. Çok eğlenceli ve zekice bir isim ile, o kadar güzel bir işe kalkıştılar ki, onları yürekten tebrik ediyorum. Demişler ki, biz çocuklarımıza, paket gıda vermeyelim diyoruz, e ama bu çocuklar atıştırmalık ne yiyecekler? İşte bu boşluğu doldurmak için, başlamışlar, kendi mutfaklarında denemeler yapmaya! Başlangıç mottoları da şu: "çocuklarımıza yedirmediğimiz hiç bir şeyi size yedirmiyoruz!" Siz arıyorsunuz, onlar sizin için, atıştırmalık abur-cubur formunda, sağlıklı yiyeceklerle karşınıza çıkıyorlar. Bu yiyecekleri yapmaya başlarken, "organik" gıda ile başlayıp, doğal olarak üretilen ne varsa, direk yerli üreticiye ulaşıp, onlardan satın alarak,  şahane atıştırmalık ürünler yapıyorlar. Mesela şeker yerine keçi boynuzu tozu-unu, ya da yurt dışından organik şeker kamışı özü getirtiyorlar. Kullandıkları un tam buğday unu ve yerli üreticiden doğrudan alıp, bize yaptıkları şahane ürünlerin içine koyuyorlar. Yaptıkları yiyecekleri bizzat tatmış biri olarak, diyorum ki, onları tanımalı, aklınızın bir köşesine not etmeli ve herhangi bir gün ya da özel günlerde kapılarını çalmalısınız.

Üretimlerini yaparken işin uzmanlarına danışıyorlar. Ve iki de çok önemli nokta var ki; birincisi sağlıksız dediğimiz yiyecekleri sağlıklı bir formda üretiyor olmaları. İkinci önemli nokta ise, sağlıklı ürünlerin lezzetsiz ve saman gibidir düsturunu boşa çıkarmaları.


 

 

 

Hadi Ham Yap annelerinin, 1. yıldönümü toplantısında, öğrendiklerimi sizinle de paylaşmak istiyorum.
 
- Yeşilliklerin mutlaka çok iyi yıkanması gerektiği (özellikle sirke ile). Yalnız iş yıkamakla bitmiyor, zira çoğu tarım ürününde ağır metaller saptanmış! Gerek, hava (egsoz), gerek su ve toprak kirliliği sayesinde,
 
- Masum sandığımız bir çok meyvenin bile, bir takım şırıngalama yöntemleri ile (örneğin muza doğum kontrol maddeleri) dayanıklılığının gittikçe arttırıldığı,
 
- Mısır artık tartışmasız GDO lu, çok güvenmedikçe yenmemesi gerektiği...

 
 
-  Paket süt yerine, mutlaka sağlıklı koşullarda üretilen sokak sütü, çiğ süt ya da sütçü sütü almak gerektiği,
 
- Yoğurdun sütten, kefirin de yoğurttan bir kaç gömlek daha faydalı olduğu. Kefiri bir şekilde mutfağımıza ya da beslenme alışkanlığımıza sokmak gerektiği. Kefir mayasını bizzat edinip, ya da üretip sevgiyle beslemeliymişiz. (Toplantıda bize bir takım yeşillikleri rondodan geçirerek cacık tadında bir kefir veya muz ile karıştırarak, muzlu süte benzer bir şekilde ikram ettiler, denemenizi tavsiye ediyorum)


 
 
- Tıpkı kefir gibi, ekşi mayanın da mutfağımız da yerini bulması gerektiği. Ben ekşi mayayı çook zor yapılır sanıyordum. Bildiğimiz, tam buğday unu ve temiz su imiş. Metal değdirmeden, sabırla, severek (canlı olduğu için, tıpkı kefir gibi onu da sevmeliymişiz ;)) Ara sıra besleyerek canlı tutmalı ve ekmek, poğaça gibi ürünleri yaparken kullanmalıymışız.

 
 
- Narı bol tüketmek gerektiği, salataya ve kısıra, evet kısıra çok yakıştığını öğrendim. Yaptıkları salata gerçekten lezizdi ve nar çok yakışmıştı ancak, kısırı denemedim, denemek için sabırsızlanıyorum,
 
- Kek, pasta gibi yiyecekleri yaparken kabartma  tozu yerine, bir çay kaşığı karbonat kullanmalıymışız. (bu süper oldu, uygulayacağım)

- Mutfağımızda soğuk sıkım zeytinyağ ve tereyağ dışında bir yağ kullanmamamız gerektiği,
 
- Çocuklarımızı paket gıdalardan mümkün mertebe uzak tutmaya çalışıp (bu şartlarda ne kadar yapabilirsek tabi :( ) en önemlisi de sağlıklı beslenmeyi ve doğru gıdayı seçebilmesini öğretebilmeliymişiz. En en önemlisi ise, biz de bu şekilde beslenerek, çocuklarımıza doğru örnek olmalıymışız. Çünkü çocuklar dediğinizi değil, yaptığınızı yaparlar....
 
Bu bilgilerin yanısıra, internet sitelerinde mutfaktan notlar bölümünde yazılanları okumanızı öneririm. Ürettikleri gıdalarda neleri kullandıklarını, ve neleri kullanmamaız gerektiğini paylaşmışlar.
 
Bu iki güzel annenin (Filiz Morkoç ve Dalya Saftekin) kurduğu hadihamyap.com internet sitelerini bir inceleyin ve sosyal medya hesaplarını (instagram, facebook ve twitter da aynı isim ile varlar) takibe alın derim ben, naçizane! İşinize çokça yarayacağını düşünüyor, arkadaşlarıma da 'yolunuz açık olsun' diyorum ve ekliyorum; "kadın" veya "anne" girişimciler arttıkça, dünya daha yaşanılır bir yer olacak!
 
 
 
 
 
 

2 comments:

sebuş said...

Ne güzel bir yazı ve ne hoş bir etkinlik duyurusu bu girne!
keşke bu tip şeyler biraz daha çoğalsa, insanlar farketse daha bilinçli olsa toplum ne iyi olur..
o tabak bitecek girne!
sabah sabah çocukluğuma aldın götürdün beni güzel anne...
seviyorum seni..
öpüyorum bide..

Girno said...

Vallahi tabağımı bitiriyorum Sebuş :)) İnsanar farketse bilinçli olsa, ne güzel demişsin, böyle böyle çoğalacak işte! Senin yorumlarına da ben bayılıyorum, asıl ben SENİ SEVİYORUM çooookkkk, öpüyorum çokcaaaa, canım arkadaşım :D