Sunday, December 28, 2014

Küçük Bilge

Şimdi yazacaklarım kulağa abartılı gelse de, anneler beni iyi anlar! Anne kişisi duş almaya bile vakit bulamaz. Bu bebeklik döneminde başlar, büyüseler bile kural değişmez! Ya uyumalarını beklersin tabi enerjin kaldıysa, ya da eve gelen ilk kişinin eline tutuşturup, soluğu banyoda alırsın!  Bunu başka bir postta ayrıntılı anlatmalıyım.

 
 
Neyse, efendim, iki kuzuyu da yataklarına göndermiş olmanın haklı gururunu yaşayarak, kitap okumamı isteyen yataktaki çocuklarıma; "bana beş dakika verin, bilemedin on, duşumu alıp yanınızdayım" dedim. Canım çocuklarım, olanca masumiyetleriyle, yatakta beklemeye başladılar. (babaları bir süreliğine olmadığı için, yatak odasında beraber yatıyorlardı.. Neyse banyoya girdim, düşündüm ki, çocuklar ben banyodayken uyusa, ben de çıkıp sıcak bir çay eşliğinde azıcık keyif yapsam, gerçi sıradan bir dinlenmenin adı keyif oldu ya neyse! Belki bazılarına göre hain planlar, bana göre naif düşüncelere dalmışken, bir ses ile irkildim. Çığlık atıp, bağırışıyorlardı! Çok sesli bir korodan, saniyelik ritm farklılıklarıyla,
 
- Anneeeeeaaaağğğğğğhhhhhh!!! nidaları yükseliyordu...
 
Nasıl yıkandığımı varın siz tahmin edin! Kendimi dışarı can havliyle attım, artık değme sihirbazlara taş çıkartan el çabukluğu ile giyindim. Ve yanlarına geldim.

Ada:
- Anne, Lorin yapma dediğim halde beni sinirlendiren şeyleri yapmaya devam ediyor! Ayağını sallıyordu, bana değiyordu, ona yapma dedim, yapmaya devam edip, beni kızdırdı!

Bu arada Lorin lafa girdi:
- Ben özgürüm tamam mı! Canım isterse ayağımı sallarım! O haksız anne, çünkü beni itti!

Ben:
- Lorin seni itmesi yanlış ablanın, ama sen de onu fazla kızdırıyorsun! Bunu yapmamalısın!
O arada kendini  anlatmak için, ciyak ciyak bağıran Ada'ya kızıyorum.

Ben:
- Bağırmaktan vazgeç Ada!
 
Ada bir yandan söylenip, biryandan küserek kendi yatağına gidiyor:
-Off yaaa, Lorin hem suçlu, hem güçlü, yeter artık! Annem de bana haksızlık yapıyor, kızıyor, konuşmuyorum sizinle!

Bu arada benim içimden "anne olunca anlarsınız" bıdı bıdısını yapasım geliyor, aaahhhhhh kültürel aktarımlar, cümleyi söylememek için kendimi zor tutuyor, kelimeleri zor yutuyorum!!!
 
Başlıyorum, Ada ve Lorin arasında mekik dokumaya! Bir ona gidiyorum, bir diğerine. Saçlarımı kurutacak vaktim yok. Çay hayallerim suya düşmüş bedbaht bir anne kişisi olarak, çocuklarımın uyumaya çalıştığı odalar arasında ring seferi yapan 12A otobüsü gibiyim! İlk önceleri benimle konuşmuyor Ada. Bu arada ikisi de karanlıkta kalmayı istemedikleri için, çok fazla oyalanamıyorum hiç birinin yanında...
 
Ada'nın yanına gidiyorum. Benimle konuşmuyor, en güçlü silahı kullanıyorum, ona sarılıyorum. Yavaşça sokuluyor. Bana diyor ki;
 
Ada:
- Lorin haksız anne! Beni çok kızdırdı.
 
Ben:
- Tamam haklısın ama onu itmemelisin, sen bunu yapmazdın hiç!
 
Ada:
- Bak kendin buldun anne, düşün artık beni ne kadar çok kızdırdığının derecesini! Yoksa yapmazdım!
 
Çocuk haklı. Ne diyeceğimi bilmez halde "haklısın" deyip, Lorin kuzuma gidiyorum.
 
Bu kez Lorin ile konuşuyorum.
- Bak Lorin, ablana.... diye söze başlıyorum, lafımı kesip konuya giriyor.
 
Lorin:
- Ada'ya haklı olduğunu söyle anne! Ben haksızım!
 
Ben:
- Peki Lorin madem farkındasın, neden yaptın? diyorum. (Sanıyorum ki, pişman oldum falan diyecek.)
 
Lorin:
- Merak anne, merak ettim! Ada ne kadar çok kızabilir ve çok kızınca ne yapar? İşte bu merakım yüzünden oldu anne.
 
(Kendinden emin devam ediyor konuşmaya, sanki bir filmin içindeyim, kızım ezberlediği repliği söylüyor adeta bana, olanca rahatlığıyla)
 
- Merakımı yenmem gerek biliyorum anne. Aslında hepimizin yenmesi gereken şeyler var anne. Ada bağırmasını yenmeli, sen bazı konuları uzatıyorsun bunu yenmelisin, babam da bazen bizim aramızdaki bir konuya karışıyor, bunu yenmeli.
 
Öylece onu sonsuza kadar dinleyebilirmişim gibi geliyor. Bir yandan hayran kalıyorum bu küçük bilgeye,  diğer yandan da cümlelerin altında kalıyorum, eziliyorum. Tabiri caizse Lorin beni 'dumur' ediyor. Eleştirilerindeki haklılık, herkesin açıklarını görebilmesi, kendinin farkında olması falan başımı döndürüyor. İnsanı öyle bir 'hazır ol'a geçiriyor ki, ona beş yaşındaki bir çocuk gibi davranmaya utanıyorsun. Ona yetmeye çabalamanın olanca ağırlığı ile, sıkıca sarılıp uykuya dalıyoruz...
 
 


 
 

No comments: