Saturday, January 24, 2015

Kişisel Karne

Karne günleri, beni hep heyecanlandırır. Bir koca yılın muhasebesi, bir dönemin ne yapıp ne yapmadığını gözler önüne seren capcanlı kanıtıdır. Eskiden, hani buralar hep dutlukken, e-okul falan ne gezer? Notları önceden bilmek vs. yok. Hesapla, böl çıkar, "takdir gelecek mi? Teşekkürü 1 puanla kaçırdım, hocadan not istesem mi?" diye diye yanıp tutuşurduk. Daha önce yazmıştım, ne zaman ki Ada 1. sınıfa geçti ve çocuklarımızdan anne ve babalarına karne vermeleri istendi, o zaman benim için karnelerin anlamı daha da güçlendi. Karnede özetle şöyle sorular vardı: "annen/baban seninle yeterince ilgilenir, annen/baban sana yeterince vakit ayırır, soru sormandan rahatsız olmaz ve destekler" ve bu minvalde sorular. Ben soğuk terler dökerek karnemi açmıştım. O andan beri karne günleri düşünürüm. Arkadaş, anne, baba, eş, dost veya bir şekilde ilişkide olduğumuz insanlardan karne alsak belirli aralıklarla, nasıl olur acaba? Veya önyargısız, kendimize torpil yapmadan, "kişi kendini bilir" prensibinden hareketle, kendimize notlar versek, kendimiz o ilişkideki durumumuzu göz önünde tutarak değerlendirsek nasıl olur? Anne, arkadaş, eş, çocuk, büyük, veli, öğrenci, öğretmen, alıcı, satıcı ve hayatın içinde giyinip çıkardığımız bir çok kimliğimiz ile karne alsak mesela nasıl olur?  
Bazılarına oldukça anlayışlı davranırken, bazı insanlara kredimiz azdır. Kimine bir şans daha verir, tekrar duvara toslamayı göze alır, bir umutla sarılırız. Bazen kendi sınırlarımızı nasıl da bile isteye bazı insanlar için genişletebildiğimizi görürüz. Kimilerinin yanında huzura ererken, ne yaparsa yapsın ondan vazgeçemezken, kimilerini bir kalemde sileriz. Hayat bazı insanların yanında daha da renklenirken, bazı insanlarla alabora olup gemiyi batırmalarına hayretle bakabiliriz. Kimisi enerjisiyle başını döndürüp, hayatın gizli renklerini keşfetmene yardım ederken, kimi karanlık kuyusuna seni de çekmekte, bundan da zevk almaktadır.
İlişkilerin bir formülü olsaydı, verilenleri formülde yerine koyarak sonuca ulaşır, bilinmeyeni bulur, nerede nasıl davranmak gerektiğini bilirdik. Formülü anlamayıp, ilk sınavda çuvallasak bile, ikinci de çözmeyi öğrenir, bilinmeyene ulaşır, sonra da her ilişkiye giydirir, ilişkileri çözerdik. Ne yazık ki, bir formülü olmadığı gibi, bir bilinmeyenli denklem bile değil. Çok bilinmeyenli, zorlu ve çoklu denklemler zinciri.

Bir insan sizin canınız ciğerinizken, aynı insan başka bir insanın canını acıtmış, bencilce davranmış olabilir. Tabi ki her insan sizin gözünüzde aynı değere sahip olmaz ama en azından insanları böyle kolay harcamamayı öğrenmek gerekir. Bir de şu var ki, birini kolayca harcayabilirsen, yarın sen de benzer bir davranışa uğradığında bile anlayamıyorsan ne denebilir ki?

Ben ilişkileri, tüm ikili ilişkileri bir kar topuna benzetiyorum. İlerledikçe, sana benzeyen, aynı yönde ilerlediğiniz, ya da farklı yönde ilerlemenize rağmen kesiştiğiniz insanlar, kar topuna eklemlenip, büyümene, gelişmene, güçlenmene, nüfuzunun daha da artmasına sebep olur. Bazı kar tanelerini ine yaparsan yap, kar topunla bütünleştiremezsin, tutmaz, düşer, bazısı yapışır, eğreti durur, ilk rüzgarda da savruluverir. Bazen kartopun büyür büyür ve sert bir taşa denk geldiğinde parçalara ayrılır, un ufak olur, aynı hızla başka kartoplarına yapışanlar, senden ilk gidenlerdir. Olsun, kalan sağlar senindir.

Bazen öyle güçlenir, öyle güçlenirsin ki, çığa dönüşür, kendin bile bu büyük gücün, sadece bir ilişkiden doğduğuna şaşırırsın. Hisler çok şeydir. İnsan yapılanları unutabilir ama herhangi birinin kendini kötü hissettirmesini unutturmaz.

Bazı felsefelere, yeni dönem söylemlerine ya da moda tabiri ile "yaşam koç"larının da dediklerine bakılırsa, "enerjimizi sönümleyen, bizi pozitiften negatif bir ruh haline sinsice çeken" insanları çıkarmalıymışız hayatımızdan. Böyle alengirli laflara, hayatımıza ille de feng şui tarzı yorumlarla bakmamıza gerek yok bana kalırsa. Otur, gözlerini kapat düşün, o kişiyi seviyor musun, sevmiyor musun? Yanında rahat mısın, değil misin? Bir de yalnız kaldığında ya da gece uyuduğunda, için rahat mı değil mi? Bu kadar. Başka da bir şeye gerek yok.

No comments: