Wednesday, February 25, 2015

Dır dır

Bir zamanların TRT sinde, röportaj yaptıkları ilk müzisyene sorarlardı, "Neden müzik?" diye, şimdi ben de soruyorum: "Neden dırdır?" 
 
Neden dırdır? Ve neden hep kadınlar? Dırdır yapabilme kabiliyetine haiz, yüzdelik dilimin ne kadarını kapladığını bilemediğim "erkek" kişilerini muaf tutuyorum bu yazıdan! Zaten siz üstünüze -yapsanız da- alınmayın, zira kadınların -bizim- üstümüze giydirmişler yüzyıllardır...
 
İlle kadın, hep kadın!
 
Dırdır nedir öncelikle?
 
Beyin ütüleme, boş boş konuşma, tiyatro deyimi olarak monolog veya durmaksızın ve kimseye fırsat vermeksizin yapılan konuşma şekli?? Üstelik önek olarak sürekli "karı" kelimesi ile anılır, tamlama olarak boy gösterir!
 
Kabul ediyorum, dırdır eden hep kadınlardır, genele vuracak olursak! Peki o halde kadın neden dırdır eder? Neden olacak? İletişime geçmek için! İlişki kurmak için! Karşısındakiyle konuşup derdini anlatabilmek için! Ey partner kişisi! Dinlemiyorsun ki kadını! Sen dinlemedikçe de o daha da çok konuşmaya başlıyor. Dinlemiyorsun!
 
Bir de işin ilişki boyutu var. Kadın dediğimiz insan evladı hayatla birebir ilişki halindedir. Hayatın her noktası, virgülü, parantez içinde yazılanları, tırnak işaretleri, altları çizilen cümleleri ve bir de önemli görüp kendi kırmızı kalemle yazdıkları ile! Kadın işte budur! Her ayrıntıyı düşünmek, hayat için her ayrıntı ile ayrı ayrı boğuşmak, çok ilişki kurabilmek ve bunların her birini dengede tutabilmek bir beceridir. Farz-ı misal, görümcenin kızının doğum gününden tut da, öğretmenler gününde öğretmene alınacak hediyeye, çocuğun aşı günlerinden tut da, akşam ne yeneceğine, çocukların bu hafta balık yiyip yemediğinden tut da, senin almayı unuttuğun ilacına, anne babasının doktor kontrollerinden tut da, işyerindeki sorumluluklara, çalışmıyorsa evdeki bir çok senin "angarya" tabir ettiğin ve asla düşünmediğin ve hatta küçümsediğin işlerden tut da,  gömleğinin düğmesinden, boşalacak çöp kutusuna kadar düşünmek, planlamak, dengelemek ve bizatihi yapmak zorundadır. Çocukların proje, ödev vs lerini saymıyorum bile, evin düzenini, bir evi maddi manevi çekip çevirmeyi saymıyorum bile. İşte bu nedenle, çoğu anne, kendini unutur, duşa almayı, kuaföre gitmeyi, kendiyle ilgilenmeyi -en azından çocuk belli bir yaşa gelene değin- unutur, çünkü sıra gelmez!
 
Sonra ah-kam kes, yok dır dır da, yok boş işler de, yok bilmem ne...
 
Asıl işin zoru, yükün büyüğü çalışmayan ve artık ev hanımlığını isteyerek veya istem dışı seçmiş kadınlardır. Tabi ki çalışsın çalışmasın, kadının, annenin işi zor arkadaş, bunu böylece kabul etmek gerekir. Yükü her iki durumda da çok fazladır ancak çalışan kadın her ne olursa olsun, sakinleşme (en azından kahve içme) aralıkları yakalar, işe gider, dinlenir adeta, çalışan kadına toplum çalıştığı için, çok yüklenmez, yatıya kalmaz, yemek yapamasa ayıplamaz, misafir gidecekse düşünceli davranır, ama çalışmayan kadın bu işler için yaratılmıştır. (Hiç unutmam, bir keresinde, sarma yapmıştım "çalışan" bir kısım arkadaşıma. Ben o dönem yarı zamanlı çalışıyordum. Arkadaşlarımdan biri "aaaa sarma da yapmış ne güzel dedi, mutfaktan seslerini duyuyorum, diğeri de şöyle dedi: "O seviyo böyle şeyleri" Böyle şeyler???? Oturup bilmem kaç saat sarma sarmak! Çok bayılırım. Sevmek sevmemek şöyle dursun da, sevince insan yorulmuyor sanki, sevince sihirli bir değnek geliyor ve hooop kendiliğinden sarılıyor sarmalar! Sevince herşey daha kolay sanki! Bir iş zorsa hep zordur! Ama ille, basitleştirme, küçümseme vardır ev hanımlarına karşı toplumca nedense!!!) Bu "kadın dırdırı diyen erkekleri toplu halde evlere tıkıp bir hafta çocuklarıyla birlikte, bir kadının, bir annenin yaptığı her şeyi yapmalarımı öneriyorum. Kabul edenler?
 
Nerde kalmıştık, ev hanımı dediğin kişi, arka toplar, günde üç kez evi süpürmekten hem parkeler yıpranır, hem de bel fıtığı olur. Bir de çalışan kadın üretmenin hazzına sahiptir, bir işe yaradığının karşılığını maddi manevi görür, az ya da çok! Ama çalışmayan kadın, hiç bir işe yaramıyormuş gibi algılanır. Bütün gün o TV kanalı senin, bu TV kanalı benim yan gelip yatmakta, evlilik programları arasında fink atmakta, komşuda kahve içip, günlerde kısır kaşıklamaktadır. Oysa gerçek öyle değildir. AAaaaah o evi hiç anlatmamayım, deneyimledim de oradan biliyorum. Aslında bu da bir başka yazı konusu!
 
İşte böylelikle erkek bir şeyi yarım yamalak düşünürken, kadın beş şeyi tüm ayrıntılarıyla düşünür, erkek üç ilişki kurarken hayatla, kadın yüzüç ilişki kurar. Bu da onun daha da  çok konuşmasını sağlar. Siz buna varın "dırdır" deyin asıl bunun adı ilişkidir, hayatın ta kendisidir, yaşanmışlıktır. Sen de bir gün gerçekten dinle, paylaş ve anlamaya çalış, bi  zahmet gerçekten cümle kurarak konuş. O zaman hayat daha da anlamlı olacak. Dırdırdan kaçmaya çalışacağına, sen hayata yaklaş! Ve asıl siz artık konuşmayı amiyane tabirle "dırdır"ı bırakan kadından korkun!
 
 

















No comments: