Thursday, April 16, 2015

İçimdekiler, Çocuk Yetiştirmek...

- Çoktandır içimi dökmedim, bu eksiklik ondanmış. Yazmak ruhu ferahlatıyor. Kesin bilgi. Benden söylemesi. Kızdığınız, sizi kıran, birine ihtiyaç duyduğunuzda kaleme sarılın. Öyle güzel, öyle sıcak sarmalıyor ki insanı, başka kollarda bu hazzı bulmak zor! Ne bir beklentisi var, ne de dayanamayıp başkasına kusmaz sırlarınızı! Birilerinin yüzüne haykıramadığınızda, yazıverin gitsin! Ruhunuza yazının gücü ile bir pencere açın, içeri dolan havayı ciğerlerinize çekin. Eğer cesur ve kuralsız yazarsanız, kendinizi de yeniden keşfe dalarsınız.  İçinizden çıkan, sıkıcı, didaktik, kin dolu bir ruh mu, yoksa naif, kırılgan ve ölçülü mü ya da heyecanlı ve tutkulu mu, coşkuyla parıldıyor mu onu da farkediyorsunuz. Kendinizi böyle çözünce, ne gam kalır ne kasavet! Gözlerinizdeki yaşlar, ruhunuzdaki yaralar, kelimelere dönüşünce, tırtılın kelebek olması gibi, uçup havalanıverir ya birden, hafiflersiniz! Sınırlarınızın nerede başlayıp, nerede biteceğini, ya da ne kadar esneyip genişleyeceğini görünce yazıya hayranlık duyarsınız. O nedenle benim için el yazısı ile yazılan bir paragraf, pahalı hediyelerin yanında daha çok ışıldar. O nedenle bir satır, bir cümle, öyle güçlü eser ki, durulduğunda rüzgar, bana kalanlar onca fırtınada yıkılmayıp, gücüme güç katanlardır. Kalem kılıçtan keskindir diye boşuna dememişler! Beni bırakın kalem, kağıt ve defterler ve kitapların arasına, günlerimi gecelerimi geçirip de sıkılmayayım. 

- Günler geçiyor, kızlarım büyüyor... Büyük kızım, neredeyse boyuma ulaşmak üzere. Üstelik ergen olma yolunda. Çıkışları, ruhundaki dalgalanmalar işte bu yüzden. Bu nedenle kendini tutamayıp sesini yükseltmeleri. Bu yüzden, içindeki gel-git arasında yaşama tutunma çabaları. Bu yüzden içinin denizinde boğulmamak için yüzme çabaları. En azından kıyıya çıkmaya çalışıyor, çıktığında kendine uygun yerlerde yüzmeye başlayacak biliyorum. İşte bunları bilince, kendi yaşadıklarını unutup, annelik formasının altında "of, yeter, bu çocuğa ne yapsam yaranamıyorum" mantığı ile değil, sakin ve güvenli kollar açınca, karşısında bağırmayınca, anneliğini sorgulamayıp, onu anlamak için çabalayınca her şey halloluyor. İşte bütün bunları yaşayarak öğrendim. Daha ergenliğe bile girmeden, bunca fırtına yaşanıyorsa, kimbilir ilerde neler olacak! Anlayıştan daha güvenli bir liman düşünemiyorum. Sevgi yetmiyor zira zaman zaman. İlk tepki olarak, ben de sesimi yükselttim tabi ki. Ama içimdeki beni sarsarak eleştiren güç, bana durmamı, düşünmemi söyledi! Bence çocuklarımı z için ergenlik "onu tam ruhunun ortasından yakalamakla, kaybetmek arasındaki en ince çizgi". Bu dalgalanmaları biz de yaşadık. Şüphesiz dönemsel farklılıklar var, ama onlar da "dalgalanıp da durulacaklar"... Ahhhh sabır, bol bol uğra bize, bol bol. Anlayışı da eksik etme lütfen... 

- Konu ister ergenlik olsun, ister sıradan bir günlük sorun, karşısında bağıran, çağıran, kendini çaresiz hisseden anneye değil, sakin ve kararlı durup, beraber çözmeye çalışan anneye çocuk daha çok saygı duyup, daha çok güveniyor. Çünkü, ben yaşadım bunları. Evet, hayat öyle zor ki, şartlar öyle ağır ki. Çocuklarımızı eksik etmek istemeyeceğimiz, öyle çok şey var ki ve çevrede öyle çok uyaran var ki... Ama gerçek bir "güven" duygusu işte onun karşısında sakin kalabilmekten geçiyor. Bir anlık -yorgun bir günün- öfkesiyle bağırıp çağırıp, çocuğumuzla aramızdaki köprüye bir çentik daha atmak yerine, sıkı sıkıya kenetlenmek mümkün. Nasıl ki her kriz içinde bir de fırsatı barındırır, her buhran da aynı şekilde daha rahat nefes almayı öğretir. Ve nefesin kıymetini daha çok bilmeyi...




- Düşünüyorum da, hani çok kızsak da bir arkadaşımıza tüm kibarlığımızı takınıyoruz. İşyerinde farklı davranıyoruz bize haksızlık yapılsa dahi, bazen bağırıp çağırmadan anlatmak durumunda kalıyoruz. Ya da bir arkadaşımın kızının toplum içinde aniden dediği gibi "anne sen bana başkalarının yanında çok iyi davranıyorsun!" u oynuyoruz. İşte bunu her daim başarabilmeliyiz bence, eminin çocuğumuzda diğer insanlar kadar hakkediyordur "özenli" davranışı, saygıyı!

- Bütün bunlar içimden geçenler ve kendime söylediklerim aslında. Yaşamdan öğrendiklerim. Kendi öz hakiki "Hayat Bilgisi" derslerimin bir özeti belki daha yeni girişi. Çocuk yetiştirmek zor olmalı! Çünkü ortaya bir "insan" çıkartmak kolay iş değil! Daha çok dönemeçlerden, çok köprülerden, sis lambaları bozukken ve değiştirmeye fırsat/para bulamamışken, sisli yollardan, karanlık tünellerden ve belki bazen de güneşli kasabalardan, masmavi sahil yollarından geçeceğiz. Hayat için üretim çok önemli ama, insan içine salıverdiğiniz çocuk her şeyden ama her şeyden önemli bence! Çünkü toplumu ve geleceği oluşturanlar onlar ve yarın bir gün hayata tıpkı sizin gibi bakacaklar! Tabi ki kendi yapılarını da harmanlayarak....



- Hayata sizin gibi bakmak derken, davranışlarımız, yaşam tarzımız çok belirleyici! Ben örneğin, annemi çok seviyorum. Ama onda bana doğru gelmeyen, beğenmediğim yönleri, sinirli anlarımda, yaşım ilerleyip hayatın yükleriyle boğuşmaya başladığımda, içimin çekmecelerine sinsice yerleşmiş davranışların ortasında buluyorum kendimi. İçimdeki beğendiğim ve beğenmediğim yönleriyle kendi annemden, anneannemden, toplumdan aldıklarım ve üstüne kattıklarımın savaşı beni yorgun, bitkin düşürüyor çoğu zaman. Yani demem o ki, yapılan her davranış, çocuğun içine işliyor ve başka bir zaman su yüzüne çıkıyor. Neden hayatla ve diğer insanlarla savaşmak yerine bir de kendi içindeki çelişkilerle savaşsın? Ya da en azından yüklerini hafifletelim kuzularımızın. Çünkü bizim davranışlarımız, hayata bakışımız, çocuğumuzun çocuğunu da etkiliyor ve giderek nesilleri...

- Aslında son zamanlarda hayatımda olan biteni yazacaktım, uzun zamandır yazmamıştım. Ama yazı gene aldı başını gitti, kendi yolunu çizdi. Kısmet, bir sonraki posta o zaman... 

Özlemiştim... 











No comments: