Tuesday, June 30, 2015

Dünyanın Kapısı




Ada üç bilemedin dört yaşlarındayken şu soruyu sormuştu bana, "dünyanın kapısı" var mı anne? İsteyince çıkabilir miyiz dışarı?" Bu fotoğraf beni o günlere götürdü, kafamı gökyüzüne kaldırdığımda, dünyanın kapısı ya da en azından penceresi olabilir gibi geldi. O kapıdan, o eşikten geçmek istedim...
 
İçeride sakin dingin akan bir süreç var, dışarıda ise hayat! İçeride televizyon var, sıcak çorba var ama dışarıda kavga var, yenilik var. İçeride hep aynı insanlar var, dışarıda farklılıkların hüküm sürdüğü başkaları. İçeride hep aynı insanlarla kurulan bilindik ilişkiler var, dışarıda ise keşiflerin izini sürmek var, bambaşka hikayelere tanık olmak var.
 
Nasıl ki bir ev bile, sabah uyandığınızda, perdeler kapalı ise, geceden kalma, bayat hava içeriyi ağırlaştırmışsa, pencereyi açıp, temiz-taze havayı içeri doldurduğunuzda başlar ya yaşamaya! İşte o hesap!
 
Evet belki içeride tehlike, risk, rüzgar ve fırtına da yok ama bir süre sonra yaşanacak bir hayat da yok! Heyecan, serüven, sıcaktan kavrulmak, donmak iliklerine kadar, yaşamı yani hissetmek yok içeride. Tüm bunlar dışarıda var! Dışarı çıkmalı öyleyse, yaşama karışmalı, dışarı çıkıp kaosun ortasına düşmeli. Dışarı çıkıp, içeriye bir de dışarıdan bakmalı. Dışarı çıkıp, bir başkasının hayatına girip, ya da en azından daha çok hikaye görüp, daha çok fotoğraf karesine girip, daha çok insanla, daha nice "an"lar biriktirip, bir başkasını ANLAYABİLMENİN sonsuz hazzına ulaşabilmeli.
 
İçinin pencerelerini aralayıp, dışarının da içeri dolmasına izin vermeli belki de. Kimbilir nefes almayı şuan yaptığın şey sanıyorken bambaşka bir renk ile karşılaşabileceğini aklına bile getirmiyorsundur.
 
Dışarı çıkmak biraz da sınırları yıkmaktır aslında. Sınırların "neden" olduğundan çok, onları yıkabilmenin hazzını da yakalamaktır belki. Kendi güvenli yollarında  hep doğru olduğuna inandığın, aslında belki de farketmeden arasına sıkıştığın "mit"lerin yıkılır belki bir hamlede. Hem belki yaşama şansı vermediğin "başka"ları da aynı şeyi sana yapıyordur! Anlarsınız belki birbirinizi kim bilir? Anladığın değil, anlamaya çalıştığın noktada zaten dönüşürsün, dışarı çıkmış ve hatta koşmaya başlamışsındır. Benliğinden, bencilliğinden sıyrılıp, çoğalırsın aniden. Tam da o noktada nasıl güçlü, nasıl güzel, nasıl insan hissedersin kendini, bir denesen...
 
Hep içeri girmek, kendi karanlık noktalarından, içindeki mağaralardan hep bir kalıntı bulurum umuduyla, yaralarımı sararım, kendimi daha iyi anlarım, iyileşirim sanrılarıyla dolarsın. Oysa aslında bilsen, o karanlıkların içinde de hep tünelin ucundaki ışığı arayacaksın, dışarı çıkmaya çalışacaksın hep. Öyleyse, hemen çık dışarı, ışığı doldur ciğerlerine, ışıltınla çevir etrafı, belki ondan sonra içe dönmek daha anlamlı olur! Bazen, aniden, hiç çözemediğin bir düğüm, sadece bir kaç dakikalığına dışarı çıktığında, geri döner dönmez çözülebilir ya hani, sen bile şaşırırsın.
 
Bir adım atmaya bakar, sadece bir adım. Dünyanın kapısı dışarısıdır bana sorarsanız. Ve  "dışarı" da da "hayat" vardır. O adımı atmaya ve hayatı "mış" gibi değil, gerçekten yaşamaya değer bence...

No comments: