Thursday, June 25, 2015

Galata'lı Sohbetler


Üniversite yıllarımda kalmıştı "Galata", anne oldugumdan beri çocuk dostu mekanlara gider, ikinci kızımın büyümesini beklerdim tarihi  keşifler için. Müzelere başlamıştık gerçi ama, çok uzaklara ulaşmamıştık henüz, İstanbul denilen bu büyülü ve büyük şehrin sokaklarında. Galata Kulesi de hem Behiç Ak romanındaki tadıyla damağımdaydı, hem de Kız kulesine olan aşkımın büyük bir bölümünde Galata da vardı. Ne de olsa Bedri Rahmi şiirinde dememiş mi ki? "Ah Şu Kız Kulesi'nin aklı olsa Galata Kulesi'ne varır, bir sürü çocukları olurdu"... Yok be Galata, yok be canım Kız Kulesi sana (size) Özgür Ruh olmak yaraşıyor derim ben de. Böyle heybetli, böyle eşsiz ve böyle büyülü, çekici...





Kızlarımı önce Behiç Ak'ın,  "Galata'nın Tembel Martısı" ile tanıştıracak, sonra kitap elimizde gidip, "Galata'yı" keşfedecektik. Kısmet bugüneymiş, kısmet Lorin ve iki tatlı sınıf arkadaşı Derin, Beril ablalar, anneler hep birlikte kalabalık ve coşkulu bir gezi ile Galata'nın altını üstüne getirmekmiş. Meraklı bakışlar, işaret parmağını uzatıp sorular içinde, kikir kikir bir galata turu yaptık işte. Neymiş, bir çok şeyin tadı "arkadaş" ile çıkarmış. 


















 Galata'cım senden bakınca bazı çatılar çok janjanlı :)





Galata gezimiz bitince, Lorin'in arkadaşı Derin'in doğum günü kutlamasını yapmak üzere Galata'nın eteklerindeki insanı içine çeken, konuşan ve mırıl mırıl konuşturan eve geçtik. Kokusu da, dokusu da başka bu tarihi mekanların... Çocukların doğum günü kutlaması, pastalar, yastık savaşları, kesmeler, yapıştırmalar, tabi ki didişmeler, danslar, ama hep coşkulu çocuk cıvıltıları arasında, yenildi, içildi. 




Şehrin ışıkları söndü, uykuya geçildi ve Galata tüm ihtişamıyla yandı işte, sinyali çakmıştı, sohbet saati başladı. Bana eskiden sorsanız, "hayatındaki en önemli şey?" çocuk sahibi olmadan önce, ideallerim (ki hala varlar), varmak istediğim hedefler, görmek istediğim yerler, keşfetmek istediğim tadlar,mekanlar, derdim de derdim... Sağlık (öncelikle çocuklarımın sağlığı), huzur, mutluluk tabi ki şart. Ya da hayallerimin sınırları yoktu ve varmak istediğim noktalar vardı. Hep dahası .... Şimdi sorsanız bu ideallerimi, yine koruyorum ancak ben salt şu cevabı veririm, size derim ki: "Arkadaşlık" derim. Bir mutfak köşesinde, o mutfak dar olabilir, iki insan geçerken zorlanabilir, hava dahi almayabilir ama sohbetin size açtığı kanallardan yürüyünce, önünüze çıkan renklerden, ne o camı görürsünüz, ne de mekandaki darlığı. Mesela camdan görünen "Galata" kulesi'nin en tepesi, size şiir şiir bakar da, oradan geçmekte olan bir martı göz kırparsa, içinizin coşkusu şahlanıverirse aniden...

Mekanın tarihselliği, insanı içine alan gizemi bir yana, aaaahhh o arkadaş sohbeti, aaaah o içilen kahvenin tadı, sınırları aşan, rengarenk bir mutluluk yok mu...



Evet o soruyu yeniden soruyorum, nedir hayatın  anlamı? Nedir sizi mutlu eden şey?  "AN" lardır derim ben de.... Tadını çıkarabiliyorsanız, o an tüm varlığınız ile orada olabiliyorsanız, akabiliyorsanız ılık ılık, görebiliyorsanız şiir şiir bakan "Galata"yı, yıldızları, kokusunu alabiliyorsanız büyülü mekanların.... Sadece salt "AN" lardır hayatı anlamlı, mutlu ve güzel kılan...



No comments: