Sunday, July 19, 2015

Buyrun, Teletabigillerden Nu-Nu Ben!


Bir komşum vardı, çocuklarla birlikte beni her gördüğünde bana "ömür törpüsü kızım bunlar" derdi. Ve eklerdi: "her şey yaşında güzel!" Olayın zorluğundan , cocuk büyütmenin eziyetinden dem vururdu sürekli. Moral bozması bir yana, yükün iki kat daha ağırlaşıyor böyle durumlarda ya da en basitinden kendini kötü hissediyorsun işte. Aahhh herkes ne çok biliyor! Ama ben katılmıyorum, bana göre ömrün törpüsü çocuk falan değil! Ömrün törpüsü de, rendesi de, tüketeni de varsa yoksa ev işleri!!! Ayol bu dünyaya yatak toplamaya mı geldim ben?  Film setleri ve mobilya satıcıları dışında, hele de çocuklu bir ev ise asla düzenli kalamıyor bir ev! 





Yaşanıyorsa bir mekan, dağılmaması imkan dahilinde mi? Sürekli toplayarak, bir üstün ırktan insan gücünden katbekat üstün bir tepegöz mü desem, dev bir orangutan mı desem, yoksa sihirli güçleri hiç tükenmeyen bir iyilik perisi mi desem bilmem, ama annelerin işi olmamalı kardeşim bu! Hem anne çocuklarıyla ilgilenecek, hem ev işi yapacak, hem yemek yapacak, depresyona girmeyecek, aileden girenleri itinayla çıkaracak, tutumlu da olacak, alışveriş de yapacak, eksiği gediği de bilecek, çocuğa hayatı öğretecek, bir de hem güzel, bakımlı filan olacak, e oldu, başka? Banka reklamlarındaki gibi sorayım: Başka bir arzunuz? (Son cümleyi dişeri sıkarak okuyunuz)


Kendini klonlamak isteyen çok anne ya da insan duymuşsunuzdur eminim. Mesela ben, bir kaç tane benden istiyorum. Biri yemek, iş vs yaparken, diğeri sürekli çocuklarla oyun oynayacak, ilgilenecek, bir diğeri, alışverişe koşacak, bir tanesi harika yemekler hazırlayacak, bir başkası arkadaşlarına zaman ayıracak, sonra hoby denilen bir şeyler vardı -ben unuttum- onları da yapacak, insanın kendini mutlu eden birşeylerdi sanırım yanlış hatırlamadıysam! 

Ama yoook! Ben kendimi klonlamak isterken bir bakıyorum ki, çocuklarım klonlanmış. Evin her yanında iki çocuğun izi var! Yok iki olamazlar, sayıca çoklar, yarattıkları dağınıklık iki tanecik çocuğa ait olamaz. Biri on diğeri altı yaşını doldurmuş iki kız çocuğu bu kadar dağınıklığı yapmayı başarıyor olamaz. Su ile çoğalıyorlar bence! Gremlinler filmini bilen bilir. Arkanızı döndüğünüzde, her su damlasının geldiği yerde üreyen minik kemirgengillerden bir yaratıklar ordusu. evet evet, onlar gremlingillerden bence...



Kendimi bazen büyükce, dev bir vakumlu süpürge olarak hayal ediyorum. Teletabiler çizgi filmini bir çoğunuz bilir. Hani bu teletubbielerin arkasını toplayan bir süpürgemsi yaratık vardı: Nu-Nu! Ben kendimi tam olarak öyle hissediyorum. "Kimlerdensin?" diye sorunca, "Teletabigillerden Nu-Nu", diye cevaplayasım var. Geçtiğim her yerdeki tozları hüpletiyorum mideme. Kocaman cepli pantolonlarım var, her yürüdüğümde ceplerime doldurduğum, ordan burdan bulduğum, minik-büyük oyuncak, kalem, defter, toka, ıvır zıvırgilleri yerlerine koymak için kilometreler katediyorum altı üstü yüz metrekarelik evin içinde. Onun yerine bu ceplerden uzayan kanallar olsa, ben herşeyi yerlerine bu kanallarla yollasaydım fena mı olurdu? Bir nevi makineyim anlayacağınız. Aslında değilim de öyle olmayı hayal ediyorum. Herkesin hayalleri vardır ya hani. Canım bu da benim hayalim. 





Ya da mesela Süper-Man'in anne versiyonu olsam! Süper-Mom! Bir kabine girip, üzerimi değiştirip ev işlerini uçarak beş dakikada yapsam, gücüm, enerjim tükenmese ve hiç yorulmasam! Sonra bir sürü vaktim kalsa ve çocuklarıma daha çok zaman ayırsam! Valla bu ev işlerini layığıyla kotarmak için, süper kahraman olmak lazım, benden söylemesi! 



Hani her yerde sıkca yazar, mükemmel annelik sendromuna kapılmayın, her şeye yetişemezsiniz vs. Anacım, nasıl yetişeyim, takat mı kalıyor ki? 

Ben küçükken bir dönem annem olayı çözmüştü! Bence her evde olmalı bir müdüriyet! Yanlış duymadınız, müdüriyet! Üstelik bu makam odasında müdüre falan da gerek yok. Annem öğretmendi malumunuz, üç çocuk ile zorlanıyordu üstelik. Bir ara bir de baktık ki, ev almış başını gidiyor. O ara misafirin geleceği de tutmasın mı? Annemin hızla her şeyi bir odaya attığını gördük, peşinden biz de aynısını yaptık. Daha iyi bir çözüm düşünemiyorum! Ayol ne kendini yoracaksın, her şeyi yerine koymakla! Fırlattık gitti. Gel zaman git zaman, bizim oda fazlalık, ortalık toplayınca baş vurulan giysi ve eşyaların acil bekleme salonu olarak görevini layığıyla sürdürdü. Kime ne lazımsa, gidip müdüriyetten seçiyor, gerekirse ütülüyor, oldu da bitti maşallah! Hem öyle saygılıydık ki müdüriyete, kapıyı çalarak içeri giriyorduk, çok eğleniyorduk gerçekten. O dönem üniversitede okuyan teyzem de (Sevil) o günlerde bize tatilini geçirmek üzere geldi. Odaya da, pratik yöntemimize de bayıldı. Odanın isim annesi kendisidir. Kapıyı çalmamızı da o salık verdi. "Bu denli önemli bir yer olsa olsa müdüriyet olur" dedi. Biz her aradığımızı müdüriyette bulduk ve eşyalar da kendi yerlerine gitmeden önce bu acil bekleme odasını çok sevdiler. Bizim ev içinse bir nevi köprüden önce son çıkış oldu. Haa bir de evde oynadığımız saklambaç oyununda da, beni itinayla saklardı. Bizi her daim kurtardı, kendisini unutamam...

Tezime göre her eve fazladan bir oda lazım. Müdüriyet! Onsuz ev düşünemiyorum. Evimde fazla oda olmadığı için ben yapamadım ama siz siz olun, fazladan bir odalı ev tutun. Gerisi kolay, kapı çaldığı anda, hızlı hareketlerle her şeyi odaya fırlatıp, kapısını kapatın! Siz sağ, ben selamet! 

No comments: