Saturday, July 18, 2015

Geçiyor Günler...

Yazamayınca, günlükte geriden geliyor malumunuz. Haziran aylarının son günleri okul piknikleri ile geçti. Piknik sepeti ve pembe tül eteği ile Lorin hanım ve sadeliği seven Ada abla ;)


Büyük havuz için zamanı gelmemişti henüz, minik havuz ile yumuşak bir geçiş yapmak istedik. Havalar da bu yıl biraz geç ısındı...


"İkeaaa evinizin herşeyiii"ne gidip, teras için bir takım şeyler aldık. amacımız terası biraz da çocuk bahçesine çevirmekti. İkeada kendi mekanını kurdu Lorin ve hemen eşyalarını yayıp, resim yaptı. Kendi dünyasını ne güzel yaşıyor ve yaşatıyor çocuklar...



Ada ve sınıf arkadaşı Elif, okulun bittiği haftasonu Cambridge ingilizce sınavına girdiler. Biz de "veli" kontenjanından kendilerini bekledik.


İkeadan teras için eşyalar alınınca, terası boyamayla işe başlayalım dedik. Baba ve iki kızı terası boyadılar öncelikle.


Sonra terasımızı düzenledik. Keyifli bir çocuk mekanına dönüştürdük.


Çadırın içinde oyun oynamaya -belki her çocuk gibi- her daim bayılan iki kardeş. 



Sonra anneanneye gittik. Öykü de orada misafirimiz oldu. Bir gece anneannede Öykü ile kaldıktan sonra, onu da alıp evimize döndük. Bu kez Zerrin ve Defne'yi bekliyorduk.




Zerrin ve Defne de gelince takım tamamlandı. Terasın keyfini çıkarabilirdik.


Su savaşları, masabaşı aktiviteleri, kuaförcülük, dondurma yapımı, kes yapıştır gibi bir çok eğlenceli aktivite yaptık. 







Lorin bir süredir "beni bankaya götürün" deyip duruyordu. Bankacı bir çok tanıdığı, arkadaşı olan anneanne bu işi üstlendi. Anneannede kaldığımız bir günün sabahı kararlaştırıp erkenden uyanıp kimseye haber vermeden çıkmışlar evden. Bu onların gizli planıymış ve amaçları, bankaları gezip, dışarıda kahvaltı etmekmiş bir de. 






Güleryüzlü banka çalışanları ve müdüreleri de, Lorin'e hediye kitaplar ve defterler verince, çocuk dostu davranışlara denk gelmek ne güzel bir duygu diye düşünmeden edemedim. 


Bankalar gezilir de, Acıbadem'in tatlı eczacısı Figen ablaya uğramadan olur muydu?




İkeaya gidildi ama, eksikler bitmemişti, öyleyse tekrar gidilmeliydi. Tabi ki pullu, payetli, pembe bir elbise giyilmeliydi!


İkea kutuları test edilmeliydi, bir çocuk içine girebilir mi, onu taşır mı acaba?


Alınan çocuk piknik masası, önce salonun orta yerine konuşlanmalı ve piknik modunda yemekler yenilmeliydi. 


"Anne şu an dünya tablo gibi değil mi?"

Ve babalar gününde herkes hommeyd hediyeler hazırladı, karınca, kararınca.


Terasta uyumadıktan, uzanıp film izlemedikten, püfür püfür esen rüzgarın tadını çıkarmadıktan sonra, neye yarar ki yaşamak?






No comments: