Tuesday, October 27, 2015

Kalp Adresi

İkili ilişkilerin bir formülü olsaydı mesela! E=Mc'2 gibi. M yerine kendini koy, c'de karşındaki kişinin yaptıklarının karesini al,sonuçta E'yi bul ve davranışlarını düzenle. Hımm, biraz eksik mi, çıktı sayı, kendine çeki düzen ver, çok mu büyük biraz geri çekil mesela. Hatta bir tablo olsa elimizde, 0-2 aralığında ise sayı, kendinde bir şeyler aramalı, hareketlerini, davranışlarını gözden geçirmelisin, 2-4 aralığında ise mesela, tablodan karşılığına bak ve zamana ihtiyaç olduğunu öğren, 4-6 aralığında ise, önermelerden biri karşındaki bu şekilde davranıyorsa, olumsuz bir şey yaşamıştır, ve geçmişte çözemediği bir sancısı, bir yarası vardır, 6-8 aralığındaysa, bir çikolata seni kendine getirir ya da acı seviyorsan, koş çiğ köfte ye, nar ekşili olsun ama, 8'den büyükse, bas küfürü, sayı daha da büyüyorsa, Nietzche oku, Marquez oku, sonsuza gidiyorsa, dön arkanı git yoluna, bu insanla bitir işini! Ne kolay olurdu her şey; kalbinden söküp atmak, kendine duygularına söz geçirmek.  

İlişkiler analitik değil maalesef. Formüle edemiyor, bazen karşındakinin haline tavrına şaşırıp kalıyor, kimi zaman bunu hakkettim mi acaba diye derin düşüncelere dalıyor, kimi gün de acıdan kavrula kavrula kulaç atıyoruz derinlere doğru. Oysa ne kadar derinleşirse, o denli kanayacağız biliyoruz. Hem ilişki, hem de kendi içimizde keşfettiklerimiz sayesinde. Karşındakinde bir tuhaflık, bir acayiplik, anlamlandıramadığın bir tavır gördüğünde, hemen "geçmişteki yarasından" diyemeyeceğimiz kadar karmaşık insan yapısı ve ilişkileri. Aslında ben, karşısındakinden çok kişinin kendine kafa yorarsa, daha faydalı ve doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü her zaman kendimize üçüncü bir göz olarak bakabilme imkanımız yok! Kendimizdeki amiyane tabirle, "arızaları" kendimiz görmeye başlarsak, en önemli adımı atmış oluyoruz. 

İkili ilişkiler ikilemlerle doludur. Bir çok konuda ikilem yaşarız, öyle mi, böyle mi? doğru mu, yanlış mı? Evet mi hayır mı? kıvranır dururuz. İşte böyle anlarda, kendini her daim "haklı" ve "mağdur" görmek yerine aynayı içimize tutsak! Nasıl yansıyoruz acaba karşı tarafa? Bu ikili ilişkiler; aşk olur, evlilik olur, arkadaşlık olur, ebeveynlik ilişkisi olur, sevgililik olur, olur da olur. Yeter ki kendimize dönüp, içimizdeki kuytulara bir uzanalım. Sadece misafir gelince oturulmasını istediğimiz koltukların örtülerini açar gibi, kaldıralım bir bir içimizin karanlıklarının örtülerini! 

Kalplerin 'direkt' adresi olsaydı, elimdeki gönderilmemiş mektupları yollardım bir bir! Ama kuryelere, "-aracısız-  kalbe, kalpten teslim" diye ibare koyar, şart koşardım. Çünkü beyin süzgecine, mantık engeline takılmalarını istemezdim duygularımın. Gönderilmemiş mektuplarım, bazen sayfalarca sürer, bazen bir paragraf, bazen sadece bir kaç kelime! İçimdeki cevapsız soruları, karşı tarafa soramadıklarımı, söyleyemediklerimi, kağıtlara yazarken, cevapları bazen belirir karşımda aniden, sihirli bir asa gibidir çünkü kalem! Başkasında aradığınız bir çok cevabı kendinizde bulmanız işten bile değildir! Yazdıkça rahatlar, rahatladıkça yazarım. Sonrasında, bir terapi seansından çıkmış gibi bitkin, yorgun ama çözüme yaklaşmış ya da en azından rahatlamış bulurum kendimi. Bir kaç gün sebze suları ile beslenerek beslenme detoksu yapılıyorsa, benim için de yazmak bir nevi "kalp detoksu" olur! Arınırım... 




No comments: