Monday, December 21, 2015

Bir Ablam Olsa...

Bir varmış bir yokmuş, bir anne varmış. Bir zamanlar çocukmuş. İki erkek kardeşin ablasıymış. Ablalık güzelmiş ama o hep kendisinin de bir ablası olsun istermiş. Bir ablası olsa, hayattaki sonsuz arkadaşı olsa, onu anlasa, anlamasa da dinlese, sırlarını paylaşsa, oyun arkadaşı olsa, kucaklasa her daim, bazen nazını niyazını çekseymiş. Bir de en çok ablası saçlarını tarasın, tokalar taksın istermiş. Her gün, kendi saçlarını her taradığında aklına bu hayali gelirmiş. Sanki ablası tarıyor gibi hayal eder, hayali oyunlarında ablasıyla konuşurmuş. 

Sonra zamanlar geçmiş, bir gün anne olmuş. O hayalini unutmuş ama hayat unutmamış. Hiç farketmeden hayat onun hayallerini gerçek yapmış, ona iki kız çocuk vermiş. Tam da ikinci kızı doğduğunda öyle çok sevinmiş ki...

İşte masal burada yeniden başlamış. Bir varmış, bir yokmuş. Gülümsediğinde yüzü aydınlanan, badem gözlü, simsiyah düz saçlı bir kız çocuğu varmış. Annesinin kopyası gibiymiş ve bilmeden annesinin hayalini kurduğu şeyi ister dururmuş. O da hep bir kardeşi olsun istermiş. Her gece uyurken, bir kız kardeş ve bir de mor bir bisiklet dilermiş. Ona bir kızkardeşi annesi vermiş, mor bisikleti de dünyaya yeni gelen kardeşin getirdiği söylenmiş. Badem gözlü abla, mor bisiklet istediğini annesinin karnında duyduğu için getirmiş olabileceğini anlamış anlamasına ama, bu bebeğin mor rengi nerden bildiğini bir türlü anlayamamış. Annesine, babasına sorup durmuş "peki bunun mor renk olduğunu nereden bilmiş?" Oysa bilmiyormuş ki, hem annesini,n hem de kendisinin hayallerini gerçekleştirmek için gelmiş bu lüle saçlı bebek.

Badem gözlü, sanki abla olmak için yaratılmış. Kardeşi kız olmalıymış, ablası onu korumalı, kollamalı, oyunlarına eşlik etmeliymiş. Kızkardeşinin saçlarını tararmış da tararmış. Örermiş de örermiş. Kardeşi düştüğünde badem gözleri dolarmış da dolarmış. Sonra bir bakmış, kardeş büyümüş. Önceleri annesinin karnındayken günleri saydığı, duvara, taşa çentik attığı ve en çok ses tonunu merak ettiği kardeşi lüle saçlarıyla merhaba demiş dünyaya. Sabırla beklemiş, kendisiyle oyun oynayacağı günü. O gün gelmiş çatmış da, daha bacak kadar boyuyla annesine ve dünyaya kafa tutan bir kız olacakmış bu kardeş nereden bilsin badem gözlü abla? 

Lüle saçlı kardeş, badem gözlü ablanın saçlarını taramasına bayılırmış. Ablası ise daha da mutlu olurmuş bu işe. İşte tam da bir gün onları böyle gören anne, gözleri dolu dolu bu an'ı beynine kazımak istercesine, o "an" da kaybolmak istercesine, çocukluğuna dönmüş. Kendi hayalinin badem gözlü ile lüle saçlı da gerçekleşmesi onu çok mutlu etmiş. Kendi ablası olmasından bile daha çok sevinmiş. O an aklından geçenler kaleme böyle dökülmüş de dökülmüş... 











No comments: