Sunday, January 24, 2016

En Büyük Lüks

 
Bir evde iki ya da daha fazla sayıda çocuk varsa, anneler bilir ki, hastalık geldi mi periyodik olarak iki çocuğa da uğramadan gitmez. Biri biter, diğeri başlar. Kış olunca, bir kaç günlük aradan sonra, hooop ver elini başka bir salgın.  En son Lorin kusma furyasından nasibini almıştı. Her şey bitmişti, ya da ben öyle sanmıştım...

Olacaklardan habersiz karne gününü planladım. Lorin ve sınıf  arkadaşları ile birlikte çıkışta bir mekana gidecektik. Ne de olsa bütün anneler de karne günü için okula gelecekti, hep birlikte olabilirdik. Öncelikle karnelerimizi aldık.
 

 
 
 
Ve sonra öğretmenimiz ile birlikte, yaklaşık 25 kişilik mütevazi grubumuzla okuldan çıktık. Gittiğimiz mekanda çaylar içildi, çocuklar eğlendi, sohbetler derken, herkes evine dağıldı.
 


 
 
O akşam kendimi çok iyi hissetmiyordum. Ama yok ben hasta olamazdım. Eşim yoktu, yalnızdım ve çocukların ertesi gün spora gitmeleri gerekiyordu. Üstelik spordan sonra da doğum günü vardı. Gece, sabaha iyi olmayı umut ederek uyudum. Aslında uyuyamadım, yani çok sık uyandım ama yine de "hasta değilimdir" diye geçiriyordum içimden. Sabaha çok kötü uyandım. Kahvaltıyı zor zar hazırlayıp yatağa girdim. Artık çıkamayacaktım zaten. Sesim de çıkmıyordu. Çocuklar hem spora gitmeliydi hem de ardından Gülse 'nin doğum günü vardı. Bütün bunları neden anlattım?
 
Hayatınızdaki en büyük lüks nedir diye sorsam mesela? Her kafadan başka bir şey çıkar şüphesiz! Ve herkesin başka başka lüksleri vardır. Ama ben anne olduktan sonra anladım ki, en büyük lüks çocuklarını gözün arkada kalmadan birilerine emanet edebilmekmiş. Başta tabi ki ailen! Annen ve baban hayattaysa, en rahat onlara teslim edersin. Kardeşlerin varsa onlara. Bir de arkadaşlar! Çocuklu arkadaşlar harikadır bu konuda. Herhangi bir yere çocuklar olmadan gitmek zorunda kaldığında çocuklarını gönül rahatlığı ile bırakabilmekten daha büyük bir lüks varsa söyleyin lütfen.
 
Ada ve Lorin spora da, doğum gününe de gidemezler, götürecek durumda değilim diye düşünüyordum. Habip de yoktu. Ama sonra bir şey oldu. Ben evden burnumu çıkarmadan, çocuklarımı spora götüren, yediren içiren, üstünü başını değiştiren, ardından doğum gününe bırakan bir arkadaşım var. Sonra da diğeri, baktı etti, yedirdi, içirdi ve doğum gününde eğlendikten sonra da anneme bıraktı. Tam da o sıralarda, kendimden geçmiş yatıyordum ben. Değil evden, yataktan çıkamıyordum. Ama Ada ve Lorin hiç bir şeyden geri kalmadılar. Canım, hastalık bu ne olacak, bir kaç gün de geri kalabilirlerdi. Ama işte ne mutlu ki, gidebildiler, katılabildiler. Üstelik anbean fotoğraflarını, kamera görüntülerini bana yollayan arkadaştan öte değilse nedir? Ben mutlu olmayayım da kim olsun? Bin galon serum olsa bu kadar çabuk iyileşemezdim. "İyi"liğin gücü iyileştiricidir işte. İnsan insana ilaçlardan daha iyi gelir işte. Güvenmekten daha güzel bir duygu var mı bu hayatta?
 
İşte benim için en büyük lüks, çocuklarını annen baban dışında birilerine gözün arkada kalmadan emanet edebilmektir.
 



 
 


 
 
 

No comments: