Tuesday, January 26, 2016

Ne Kadar Mutlu?

Lorin, jimnastik dersinde öğrendiği köprüyü herhangi bir ısınma hareketi yapmadan kuruyordu, ama koltuğun üstünde ve ama Ada'nın izlemeye çalıştığı televizyonun tam dibinde. Ada bir iki kere seslendi, Lorin takmadı, Ada onu yaka paça alıverdi koltuktan. Hem de köprü kurmuş vaziyette! Şaşkın izliyordum, Lorin "sırtıııım" diye fizahı bastı. Yetiştim. Kucağıma aldım, ben alınca daha da bağırdı. Artık gerçek mi, değil mi karar veremiyordum. Sonra başladı minik adımlarla yürümeye. Baktım hoşuna da gidiyor bu durum, bozmadım. Arada unutuyor filan. Sonra duşa girecekti uyku öncesi, baktım yine ağır aksak, kağnı adımlarıyla geliyor, sabrım da hafiften taşmış akşam vakti; "Lorin biraz hızlı hareket et" diye hafif kızarak söylendim. Banyodan odaya geçtim, banyo sonrası giyineceği temiz çamaşırları hazırlamak üzere. Benim kendisine pek de inanmadığımı anlamış olacak ki, banyoda klozetin kapağını kapamış tabure gibi üzerine oturmuş  acıklı bir ses tonuyla yakınmaya başlayan sesini duydum:
 
"Sen benim sırt ağrım yüzünden oturunca, öldükten sonra yaşamış kadar mutlu olduğumu biliyor musun?"
Nasıl? diyebildim, (dumur olmuş,  "hönk?!!" demiş bir Selçuk Erdem karikatür kahramanı edasıyla cümleyi içimden tekrar ettim, ÖLDÜKTEN SONRA YAŞAMIŞ KADAR!!!)
Açıklama geldi:
"Öldükten sonra yaşayınca, insan "oh" der ya, mutluluktan uçar ya, öyle işte!
 
Ah be canım, hangi yaşam koçusu seminerinde öğrenirsin bunları? Çocuktan al yaşam dersini dememiş miydim ben? Anneannemin deyimiyle, "suya götürür, susuz getirir."



 

No comments: