Friday, May 06, 2016

Gül Ağacına Fısılda

Bu gece kalplerdeki dilekler kağıtlara yazıldı. Süslendi püslendi dilek ambalajları... Biri, en büyüğüydü o, bir kutuya koydu dileklerini, boncuklar ve stickerlar da vardı birde. Kimse açmasın, yağmur ıslatmasın diye bantladı kutuyu. Bantının rengi mordu. Diğeri, küçük olanı, bir kurdela zımbaladı, bir de mandal taktı dileklerini yazdığı kağıda. Mandalı seçerken zorlandı, hangi renk olmalıydı mandalının çiçeği? Uzun uzun düşündü, kırmızı çiçekliydi en güzel göz kırpanı. En miniğini almaya gittiler. En minik olanı, o yazı bilmiyor diye, resim çizmişti, en umutlusuydu belki. Birde yerinde duramıyordu, öyle heyecanlıydı. Bir keseye yerleştirdi anneler bütün süslü dilekleri. Pirinç unutmuşlardı, annenin arkadaşı verdi onlara. Pirinç olmalıydı, bereketti çünkü. Hep birlikte gül ağacına gittiler, üç çocuk, iki anneydiler. Dilekleri gül ağacına ağır gelirdi belki, dalları taşıyamazdı bu yükü sandılar. Hayır taşıdı, taşımakla kalmadı, oracıkta ışık oldu birden, fotoğrafa aydınlık oldu gül ağacının dalları. Öyle karanlık, öyle karanlıktı oysa. Aydınlandı birden ortalık. Gül ağacının yaramaz dalları mı yaptı bunu, yoksa dileklerinin olacağına inançları mı bilemediler. Onlar bu seremoniyi sevdiler, çocuklar da gül ağacının aracılığı ile evrenle fısıldaşmayı. Gün güzeldi, gece de güzelleşti. Bugünden yarına umutla baktılar. Dileklerini yarın denize atacaklar. Ama bir gece hem de tam bu gece gül ağacına asmak şarttı. Fısıldamak yetmezdi çünkü. Bir de gece ve rüzgar ile birleşip şarkısı çalacaktı. Siz de duyuyor musunuz içinizin şarkısını?







No comments: