Saturday, May 14, 2016

Hayatın Rengi

Eğer bir masa varsa ortamda, üzerindeki rengarenk yemekler, salatalar, mezeler sohbete ortak olur da, tadından yenmezse bazen... Yirmi beş metrekare bir oda olur da, sohbetle odanın yüzölçümü büyür de büyür hani, sınırlarını bile seçemezsen sohbetin renginden. Dertler saçılırsa ortaya, yağmurlar yağar da bazen ıslanmazsan hani. Yağmurun ardından gökkuşağının tüm renklerini arkadaşının gözlerinde, sohbetin derinliklerinde yakalarsan sonra. Tam derinlere dalmışken, elini attığın her midye de incileri bulursan bir bir.
 
Hayat...
Hayat var ya, hayat! Hani zamanın peşine takılmış atlılar gibi dörtnala gidiyor ya, hani hoyrat ya çoğu kez. Önceleri hemen büyümek istersin ya hani. Ama büyüdükçe, zorlaşır, seyisin elindeki kırbaçı alır ya eline bu hayat denen zalim hükümdar! Sırtına sırtına inmesin diye, sen de can havli ile koşarsın ya hani. Unutursun sonra, niye ve neden koştuğunu... Kendini, kendin olabilmeyi unuttuğun gibi. Bir de anne oldun mu, bir de çocuk cıvıltısının bir kere tadını aldın mı, yaşam denizinde attığın kulaçlara bir de onlar eklendi mi, yükün ağırlaşsa da, keyif alırsın ama... Kendini unutursun çoğu kez. Kendin olmayı, kendi isteklerini, ideallerini ertelersin kendiliğinden.
Hiç fark etmezsin.
 
Ta ki bir gün aynı frekanstan, seni senin kadar iyi anlayan anne olan ya da olmayan arkadaşlar bulunca, bir es verince yaşama. Sohbetin dibine vurunca. Kendini hatırlarsın.
Bunu en iyi kız arkadaşlar yapar.
Bunu en iyi dostlar yapar.
 
İnsan derler adına. Aslında o bir çiçek. Başka çiçeklerle bir araya gelince ortalık çiçek kokularından ve kuş cıvıltılarından geçilmez. İnsan denen çiçek, sadece sevgi ile beslenir.
Annelik, annelik derken... Tüm babalar da dahil herkes bilir ki, annelik başkadır. Kendini çoktan unutmaktır. Başka bir boyutta yaşamak ve çocuğu söz konusu olduğunda çoğu kez mantığını dahi unutmaktır. Endişe militanlarının tüm iç organlarını sarmasıdır. Bir kelebek olmayı isteyip, çocuğunun yanında olmadığı zamanlarda ne yaptığını bilmeyi isteyecek kadar tuhaf olmaktır. Bir nevi yarı delilik halidir. İşte bu halden anneleri çıkarmak da çevresindeki insanlara düşer.
 
Eğer anne arkadaşlarınız varsa, onlara bir masa etrafında başka anne arkadaşları ile ama lütfen "çocuksuz" daha sık görüşmelerini salık verin. Yapabiliyorsanız bakın çocuklarına bir kaç saat de olsa. Bir sürü hediyeden daha çok işe yarar emin olun. Bir nefestir anne için, arkadaşları ile "çocuksuz" görüşmek. Bir lükstür. Bu lüksü babalar ve yakınlar olarak sağlayabilirseniz dünyanın en önemli iyiliğini yapmış olursunuz. Çünkü mutlu anne mutlu çocuk, mutlu nesil demektir.
 
Mutluluk dalgasının bulaşıcı olduğunu söylemiş miydim? Tıpkı denize bir taş atınca büyüyen halkalar gibi, büyüdükçe büyür. Yarı çapı genişler ve dünyayı sarar.
 
Bu gece bizim mutluluğumuz dünyayı sardı bence.
 
Gözlerinde kalplerinin ışığını taşıyan, berrak bakışlı arkadaşlarım vardı benim bu gece. Her birimizin mutluluk halkası kesişti, büyüdükçe büyüdük bu gece. Hayat vardı ya hani, hoyrat ve hızlı olan, elinde kırbacı olan, hani. Bu gece yavaşlattık biz onu. Bir süreliğine durdu. Masaya oturdu, gülüştü, fıkırdadı, kahkahaları yeri göğü çınlattı. Yavaşlatabildik biz bu gece hayatı. Bir ara gözlerinin içine bakabildim bir de ben. Gördüm ki, onun kilidini açan da bizimkiyle aynı. Sevgi ve samimiyet! Hayatın rengini yakaladım ben. Daha çok ve daha sık yakalayabilmek ve yavaşlayabilmeyi başarmak umuduyla...  




No comments: