Sunday, June 19, 2016

Benim Kocaman Babam...


Bence babalık annelikten daha zor! Anne olmak, içgüdülerle başlıyor ve devamında da çoğunlukla öyle gelişiyor. Karnında bebeği ilk hissettiğin an ve kucağına aldığın andan ötesi yok. Müthiş bir sahiplenme ve bağlanma hissi! Ama ya babalık! Erkek adamsın, serde sağlam durmak, sert olmak, vurdu mu oturtmak filan var! Toplumun dayattığı, yüzyıllardır kodladığı, nesillerden aktarılan paşalık, krallık, reislik genleri filan var! Her şeyi kadın yapar, anne yapar var! Babalıktan bir sürü bahane ile sıyırmak var. Var da var yani. Sayfalarca yazabilirim bu konuda. Hatta burada yazdım. Ama şimdi konumuz o değil. Baba olmak tamamen, çaba, emek, zaman istiyor. Gerçek baba olmak öyle kolay değil! Babalık bunca zorken ve etrafımızda "baba" olamayan bunca adam varken, ben babamı anlatmak istiyorum.

İlkokul beşinci sınıftayken haftasonları, sabah erkenden Alibeyköy'den Fatih'e dershaneye taşırdı beni, elbette minübüslerle! Dönüşte dönerciye giderdik, ben çok seviyorum diye. O yemezdi, hep aç değilim derdi. Çünkü son parasını hep bana harcardı.



Hayatım boyunca sınava girdim. Her sınava beni götürmek için hiç şikayet etmeden sabahın köründe kalkardı ve içi çikolatalı enfes şekerlerden alırdı bana. Hem bilirdi çikolataya aşkımı hem de sınav öncesi moral olurdu.

Kimya Bölümünü kazanınca, "mühendis olacağım" diye tutturan kızına, bana saygı duyan, üniversiteyi yarıda bırakmasını "hoşgörü" ile karşılayan da oydu.

Tiyatro sevdam yüzünden, gecenin yarısı Beyoğlu'nda çalışmaya gitmeme izin veren de o idi. "Benim kızım yapar, ben ona güveniyorum" derdi ve benim de o güveni sarsmayacağımı bilirdi. Çünkü bana dünyadaki en önemli şeyi öğretmişti, otokontrolünü sağlayabilmeyi!

Tekvandoya gitmek istedim, yolladı, saz kursuna yolladı, folklor dedim ikiletmedi, fotoğrafçılığa merak saldım olur dedi. Elinden gelenin her daim en iyisini yaptı benim kocaman babam.

En çok neye heyecan duyardı bilir misiniz? Yeni çıkmış bir kitaba! O kitabı almak için benimle sahaflara gelirdi.

Ada'ya doğum yapmak üzere ameliyathaneye girmek üzere beni yolcu eden kişiler arasında ağlayan bir kişi vardı o da serinkanlı annemin aksine babam. Sırf o endişelenmesin diye gözlerine bakmamıştım ama o ağlayarak bana sarıldı.

En evhamlı baba ödülü olsa, benim babam alırdı. Evden çıktığının 12. dakikasında, bizim sokağa girme ihtimali olan, siren çalan bir itfaiye yüzünden evi arayıp panikle: "Girne, yavrum nasılsınız? Yangın falan yok ki" diyecek kadar evhamlıdır :)


Bir keresinde biz tatile çıkmak üzere yola koyulmuşken, annem ütüyü fişte unuttum mu diye paniklemiş, bütün apartmanı birbirine katıp, evimizi kontrol etmelerini sağlamıştık da, babama duyurmamıştık, maazallah spazm geçirebilirdi. Günde sayısız kez tembihlerdi çünkü.
Onunla tatile gitmek enfestir. Bir kere gece oturur, muhabbetin, türkünün, şarkının, eğlenceli hikayelerin dibine vurur. Gündüz plaja inersiniz, çoocuklara bakmanıza gerek kalmaz. Çünkü adeta bir radar gibi gözleri, cankurtaran edasıyla elini alnına koyar ve çocuklar derine gitmesinler diye dikkatle bakar, oyunlar oynar.


En çok kullandığı kelimeler: "yavrum kendinizi yormayın, terlemeyin, cereyanda kalmayın, azıcık dinlenin, çocukların ayakları ağrıdı!" Ona çocukların hiç yorulmadıklarını anlatamadım...

Eve gitmek için ne zaman babamın evinden çıksak bizi dışarıya kadar yolcu eder. Ve araba hareket etmeden, "dikkatli gidin, gider gitmez arayın, ocağı açık unutmayın, ütüyü falan kontrol edin" der. Artık Ada babama gerek kalmadan tüm bu cümleleri kuruyor. "Hoşçakal büyükbaba, dikkatli gideriz, gidince seni ararız, ütüyü kontrol ederiz, fişleri çekeriz, çok terlemeyiz ve terli terli soğuk su içmeyiz! :))))

"Başıma yeni icatlar çıkarmayın " cümlesini hayatım boyunca asla kurmamıştır klasik baba figürüne meydan okur bu hali ile.

Biz annemle oturup sohbet ederken, belki on kere uyuyan çocukların üstü açıldı mı diye kontrol eder. Dedim ya, yanınızda babam varken dikkat etmenize gerek yok, çünkü o dikkat eder zaten...

Çocuklardan biri hastalansa, "nerede üşüttün" der, niye cereyanda bıraktın, niye soğuk su içirdin?" diye sorunun kökenine inmeden ve sorgulamadan asla duramaz :)


Onu bunca yıldır gömleği, kravatı, kumaş pantolon ve ceketi olmadan görmedim. Çocukken sabahları uyandığımda grand tuvalet giyinmiş görünce, öyle uyuduğunu sanıyordum.


İkokul yıllarımda, bir gün öğretmenimiz gelmeyince babam dersimize girdi, gülmekten kırdı geçirdi bizi! Ben o günü unuturdum belki ama yanıma gelen bir arkadaşım dünyanın en şanslı çocuğu oldugumu söyledi. Babam ve annem öğretmen diye sandım, ama babamın eğlenceli halleri bizi kahkahaya boğması sebebiyleymiş. Bu yüzden o gün hissettiğim gururu asla unutamam..

Bir dönemler Micheal Jackson'a hayrandım. Çok istiyorum diye beni filmine götürdü Süreyya sinemasına. Çok da sevmediği halde, benim için kuyruga girdi, sonuna kadar bekledi sabırla. O günü hiç unutamam. Bilet kalmadığını öğrenince ben çok üzüldüm diye karaborsadan almıştı. Kuyruktaki hali ve bilet arayan hali hala gözlerimin önünde...

Bir ara evde bulamazdık kendisini, terasta dostluk kurdugu güvercinleri beslerken bulurduk. Her gün aynı saatte gelirdi, babamın güvercinleri.

Bir yerlerde orman yansa, babamın gözleri dolar. Benim babam kocamandır çünkü yüreği büyüktür. Yuvasız kedilere, yem arayan kuşlara, hatta kesilen tek bir ağaca gözleri dolar! Elimizde pasta kapısına dayandık bir doğum gününde, yine doldu o gözler! Yani benim de gözlerimin yerli yersiz dolması, gözyaşlarımın kirpiklerimin ucunda olması tamamen genlerden :)

Küçükken babam eve geciktiğinde, camda beklerdim, bir şey olmasın diye dualar ederek...
Lisede de babam ile aynı okuldaydık, öğrencilerinin sevgisi görülmeye değerdi. Kıskanmazdım, gurur duyardım. Öğrencileri etrafını sarardı her daim.

Ona her tür fikrini, siyasi görüşünü açıklayabilirsin, seni anlamaya çalışır, hemen yargılamaz!

Erkek kardeşimin düğününde kızına yani bana sarılıp ağlayan da O'dur.

Yine düğünde ben dans ederken, gözgöze geldiğimde terlisin diye endişeli gözlerle bana işaret eden de odur :)



İyi bir azeri türkü yorumcusu, harika bir kafkas danscısı ve iflah olmaz bir duygusaldır. Romantikliği çok vardır denilemez, genelde gerçekcidir.



Sokaklarda dans edebilecek matraklıkta, salıncağa binecek çocuklukta büyükbaba görürseniz o benim babamdır.

Yine sabah olsa, uyansam ve sen elinde kravatlarla gelip, "hangisi bu gömleğe uygun kızım?" diye sorsan! Gece uyansam, salonun yanan ışığı içimi güvenle doldursa, sen gazetelerin ilan sayfalarına kadar ezberlerken, rahatça uykuya dalsam yeniden... 

Üzerimde emeği çoktur, maddi değerlerden çok, maneviyata değer verir. İçi dışı tertemizdir. Çook vicdanlı ve merhametlidir. Bazen bir şeylere takılır, sanırım bu huyum da, tezcanlılığım gibi babamın genlerinden... Sahafları birlikte arşınladığım, en iyi tavla arkadaşım, siyasi tartışmalarda kaybolduğum, anlayışına sonuna kadar güvendiğim canım babam, seni çok seviyorum, iyi ki varsın baba...








No comments: