Saturday, June 18, 2016

Karne, Hoyrat Hayat, Annelik vs...

Karne öncesi akşamları hepimiz heyecanlı oluyoruz. Anne olunca, kendi karnelerinden sonra çocuklarının karnesi seni çok mutlu edip, karmaşık duygulara sürüklüyor. Gurur, heyecan, endişe, sevinç, gelecek kaygısı, koca dişlileri ile hayat... Kızın, daha dün ne heyecanlarla ana sınıfına getirdiğin kuzun, 5. sınıfı bitirirken, hayata, ayakları üzerinde durmaya bir adım daha yaklaşmışken, ergenlik ile savaşıyorken, karmaşık hormonların esiri olup, yaşam üzerine geliyor gibi hissediyorken, ellerinden kayıyor hissi. Öte yandan, birey olmaya, seni anlamaya yakınlaşması. Öyle karmaşık hisler işte. Tabi bir de arka tekerlek var. 2. sınıfa geçmiş bir diğer kızım. Daha bu yolları  ikinci kez yürümek var. Bence her bakımdan şanslı. Öyle rahatım ona karşı. Ada için büyük kızım için, hala bir bilinmezlik, çömezlik hallerim devam ederken, ustalık bölümünü Lorin ile tadıyorum. Ben de ilk çocuğum ve ne yazık ki! Çıraklık dönemine rastlıyor bu dönem ve anne babalığın en yalın halleriyle savaşıyorsun...

Her karne öncesi gecesi, hayat, koca ağzını açmış, beni en zayıflıklarımdan yakalamış, bana karnemi verirken hayal eder buluyorum kendimi. Kendimi bir çarpraz sorgudan geçirirken öyle cimri davranıyorum ki, elime düşen yandı dersin. Kendime cimri davranmayı öğrenmem zaman aldı oysa! Çünkü arızalarını görmek yetmiyor, "kabul de etmelisin bre deyyus" diyor bana hoyrat hayat efendi! Aaah annelik ve pek tabi ki babalık, ebeveynlik, sen nelere kadirsin! Ne güzel ah-kam kesiyorduk oysa! Ah be canım, en çooook anne- baba olmadan atıp tutanlara gıcığım! Bir dur, bir başına gelsin her aşamada seni çarpraz sorguya ben alayım, ne dersin?

Hayattan sonra, çocuklarımdan karne istemek geliyor aklıma. Bu da benim rutinim! Yarın hemen hazırlatacağım. Kızlarımdan karne isteyecağim, küsmek darılmak yok! Bakalım bu bir yıl, bir de onların gözünden nasıl geçmiş ola? Bakalım bu iki minik "ayna" ya nasıl yansımışım? Cesareti olan?

İşte nihayet sabah oldu, ben bu düşünceler ile yatağımda dönenip dururken, uykusuz kaldım ne olacaktı başka? Akşamdan hazırlanan kıyafetler giyildi, evde kahvaltı edemeyen heyecanlı kuzular için pastanenin önünde duruldu, poğaça ve kakaolu sütten oluşan kahvaltı ile yola devam edildi. 

Herkeste bir mutluluk, anlamsız bir neşe, bir uçarılık, yalancı bir bahar adeta. Dizilerden fırlamış gibi! Hafiflemiş insanlar, ısınan havanın ve tatil rehavetinin etkisiyle az sonra, yağ reklamlarındaki gibi uçacakmış hissi uyandıran dertsiz, tasasız insanlar öbeği. 

Son zil duyulur, utanmasam ağlayacağım. Annelik azizim, manyak bir duygu, hep söylüyorum. Sevin dimi, her gün servis yapmayacaksın, sabah akşam! Hiç bir anı yaşayamadım! Neden? Objektifin arkasındaydım çünkü her daim! Kareleri ölümsüzleştirirken, anları kaçırmak diye buna denir! Asli ve kutsal görevim çünkü benim, her anı kaçırmayacağım ya! Sanırsın, BBC'ye haber yetiştirecek muhabirim! Çocuklarım yıllar sonra kendini ekrandan kare kare izlesin diye, ben şu anı yaşayamıyorum ya, ne diyeyim! Karnemde bu olsaydı geçer not alamayacağım kesin! 

Önce büyük kuzu aldı karnesini.




Ardından arka tekerlek aldı karnesini.













Her karne günü -o günü çocukların günü- ilan edip bir yerlere götürmek var! Eğlensinler diye. Sınıftan bir kaç arkadaş ile parkı olan bir mekan bulunup, gidiliyor. Çocuklar eğleniyor, oynuyor, anneler sohbette. Sıcak havanın altında sohbette anneler pekmez kıvamına gelse kaç yazar? Çoocuklar mutlu mu, ona bakıyoruz! 

Arabamın arkasına sığmayı başaran nezih gurup :)













Ardından arkadaşlardan biriyle ile ayrılamayıp, bir de onun evine gitmeler var. Orada çıldırmalar, dondurmanın dibine vurmalar, dışarlarda serseri gezmeler, voleybol oynamalar da var... Daha ne olsun? Karne gününe yaraşır bence....













Tüm bunlar olurken, galaksinin öte tarafında birileri "Türkiye'nin Nüfus Hareketini Foucault ile Açıklamak" ile meşguldü.

Hayat işte...



No comments: