Monday, June 27, 2016

Konser, Tatliş Pamuk


Tatilde günler açılış ve kapanış vakitlerinde kitap okuma rutinlerine sahip olduk. Ama bu öyle bir kaç günde sahip olunacak bir hal değil ne yazık ki. Kuzular küçükken başlıyor mesai. Hayatına ne kadar sokuyorsanız kitabı ya da herhangi bir şeyi, o da o kadar benimsiyor, alışıyor ve severse tadından yenmiyor. Kitap da öyle işte. İlk hediyesi kitap olunca, anlamaz diye okumamazlık etmeyip, her daim okuyunca, renkli bir başka dünyanın farkına varması için minik adımlara vesile olunca, okunmaz mı o kitap?


Hem ne demişler, ön tekerlek nereye, arka tekerlek oraya. Bir abla-ağabey  yoksa, ön tekerlek siz oluyorsunuz...


Günlerden cuma idi, sabah kahvaltı ve kitap seanslarından sonra soluğu Gülse ve Beril kardeşlerin evinde aldık. 


Buğlem ve Derin de gelince daha da şenlikli oldu ortam. Oyunlar oynandı. Gülten'in tüm hoşgörülü tavırlarından (yoksa ooruçlu kafasından mı demeliyiz) yararlanılarak, salona bütün kitaplar yığın yapıldı. Gitme telaşından fotoğraflayamasam da (şaşırdınız değil mi:)) görüntü evlere şenlikti. İftarımızı yapıp, savaş alanına çevirdiğimiz, kendi evimiz kadar rahat ettiğimiz arkadaş evinden evimize döndük. 


Cumartesi akşamı Kenan Doğulu koonserine gidecektik. Gülse, Beril ve Derin ile anneleri de gelecekti. Ada ve Lorin güne Kenan Doğulu şarkıları dinleyerek başladılar. 



Biraz çalışmam gerekiyordu, bu bazen blog yazıları, bazen taslaklar, bazen tez çalışması oluyor. Ben çalışmak için Habip'in kullandığı odaya gidiyorum. Tam başlıyorum ki, izlediği çizgi filmden bir sahne anlatan Lorin yanıma geliyor. sahneyi anlatıp, gidiyor. Sonra üşenmeyip bir daha, bir daha gelip bana anlatıyor izlediklerini. Ardından, ben de burada sana kitap okuyayım o zaman" diye ani bir kararla masanın hemen önündeki koltuğa kıvrılıp, kitap okuyor. Ben de bu eşsiz manzara ile çalışıyorum. 


Babası ile bu minik legomsu oyuncak ile ev yapmaya bayılıyor Lorin.




Abla bilgisayarda bir şeyler yaparken, kardeş oje sürüyor. Minicik bir kapalı balkona geçmişler. Kıpırdayacak yer yok ama onlar böyle mekanları çok seviyorlar. 



Bütün bir gün, "ne zaman gideceğiz?" sorularını, ustaca göğsümde karşılayıp, pası yumuşatıp, çoocukları yedirip, içirip, oynatıp, hazırladıktan sonra vakit geldi. Nihayet Kenan Doğulu konserine gitmek üzere yola koyulduk. Kızlar çok heyecanlıydı, Bu onların ilk konseriydi. Habip bizimle Üsküdar dolmuşuna kadar geldi.  


Dolmuşa bindik. Rıhtımda arkadaşlarımızla buluşmak üzere yola koyulduk.


Motor ile Beşiktaş'a ve oradan da Nişantaşı'na geçtik.



motorda üç minik 


Önce yemek yemek üzere alışveriş merkezine gittik. 





Beş çocuk, üç anne neşeli ve heyecanlı bir grup, o günün hikayesinin içinde yürüyorduk. 




Konsere girmeden mısırlar da alındı. Her şey çok güzeldi. Bu kızlar artık büyümüştü ve bize eşlik ediyorlardı. Gelecek günler şimdiden sırf bu nedenle umut doluydu, rengarenk el ediyordu uzaktan...



Ara verildiğinde Lorin'i izlemeye başladım. Çantasından dudak koruyucusunu çıkardı. Dudaklarına sürdü. Ardından minik bir kolonya şişesi çıkardı, onu da ellerine sürdü. Sonra da çantasından çıkardığı kitabını okumaya başladı. Hayran hayran bakıyordum. Çantasını kendisi hazırlamıştı ve beni her geçen gün büyülüyordu. Ben onu izleyebilirdim ikinci yarıda :) Çanta konusunu bir başka postta yazacağım, çok önemli çünkü. 



Lorin'in kucağında selfie'mize girme çabasındaki Tatliş Pamuk hanımefendinin rahatını sağlayacağız diye olmadık hareketler yaptık. Yok konseri o da izleyecekmiş, yok yeri rahat değilmiş, göremediği için yukarı kaldırmalıymışım falan filan. Tek onunla kalsa yine iyi. Yanıma aldığım şalları arkadaşlarıma dağıttıktan sonra elimde kalan bir yedek Lorin tişörtünü boynuma atmıştım. Biri arkadan çekince irkildim. Bir de ne göreyim, bizim Lorin hanım, kedisini sarıp sarmalıyor, üşümüşmüş. Ana yüreği, kediye kıyacak değiliz, herkes yavrusunu düşünüyor, napacaksın? 


Gecenin kapanışı dondurma ile oldu. Çok güzel bir gündü. Bugünün yayınında ve yapımında emeği geçenlere sonsuz teşekkür ederiz :) Onlar kendilerini biliyorlar....



No comments: