Saturday, August 20, 2016

Yürüsek...



Bu an'da kalabilmek... Donmak öylece... Beynime kazımak... Lorin; böyle hep muzur, hep neşe dolu, sıradışı, cesur, eğlenceli, taklitçi, doğuştan oyuncu, şakacı, keyifli... Ada, istikrarlı, olgun, gizli komik, yönetmen, yaratıcı... Habip, hep arkalarında, arkamızda, yanıbaşımızda, huzurla, mutlulukla, kavrayıcı, kollayıcı sürprizli ve düşünceli halleriyle her daim bizimle olsa... Böyle yürüyüşe çıksak. Basit, telaşsız, sıradan, naif.... Sohbet ede ede, mırıl mırıl, konuşarak. Kokularımız, gülüşlerimiz önce birbirine, sonra havaya karışarak yürüsek, yürüsek... Yollar hiç bitmese...Birden, aniden, ben "durun bir fotoğraf çekeceğim" desem, (sonradan, gecenin bir yarısı, tam da şimdi, bu kareyi instagrama koyarken, bir cümle ile başlayıp, buralara kadar gelse duyguların yazıya dönüşmüş/dökülmüş hali ve bundan o an hiç haberim olmasa) pozlar verilse, gülümsemeler derinleşse. Sonra kaldığımız yerden cıvıldaşmaya devam etsek... Bizden taşıp coşan neşe bulaştığı havadan, taaa bulutlara, oradan yeryüzündeki insanlara ulaşsa. Çocuklar hep mutlu olsa... Biz hep yürüsek, yürüsek... Yollar hiç bitmese, mırıl mırıl, fısır fısır konuşsak, gülüşsek... Biz hep yürüsek, zaman donsa, yollar hiç bitmese, kötülükler olmasa... Mırıl mırıl, konuşa gülüşe yürüsek... Van'mış, Şam'mış, Bağdat'mış ne farkeder? Biz hep birlikte olsak... Hep birlikte... Hep... 

No comments: