Tuesday, August 30, 2016

FAY HATTI

Neden hayat çoğu kez hayal kırıklığı yaşatır insanda? Yaşamın anlamını ararken, yaşamın kendisini yaşayamadığımızdan mı, yoksa fazlaca ciddiye aldığımızdan mı hayatı? Aslında yaşam değil, en ağır yenilgiyi de, kırıklığı da karşımızdaki hatta yanı başımızdaki  insanlar yapmıyor mu?  Bizi inciten üzen hep en yakınlarımız  ya da yakınlarımıza kadar sokulmasına izin verdiğimiz insanlar değil mi?

Bahsettiğim tipler gülümseyerek yaklaşır, hiç talebiniz olmadığı halde, bir sürü güzellik yapar. Adeta mahcup olursunuz, öylesine iyidir, güzeldir, sıcaktır, samimidir ki, yaşam çiçek tarlasına döner. İnsan böyle güçlü bir etki yaratır bir başka insanda. Adeta bağımlılık yapar. Maddi bir sürü şeye sahip de olsanız, bir tek insanın size yaşattığı hazzı yakalayamazsınız. Bazen sadece dinler, öyle iyi gelir ki. Hatta bu insanın öyle güzeldir ki enerjisi, girdiği ortamı yeşertir. Filizler boy verir, çiçeklenir dallar, içinizin doğası coşar, ilkbaharlarınız geliverir belki hayatın en zorlu kışlarının ortasında.

Öyle birden, aniden hayatınıza fütursuzca giren, sizin için öyle çok şey yapıp da sizi mahcubiyetten kıvrandıran, öyle iyi öyle tatlı olan bu insan, birdenbire sırtını döner! Öyle kazıklar atmasına gerek kalmaz! Sadece yüz çevirir. Orhan Veli ne güzel demiş. Her şey birden bire oldu! Birden bire doğan güneş, yerini fırtınaya bırakır. Kasırgalar, tsunamiler halt etmiş. İçinizin depremlerini, duygusal enkazını anlatmaya kelimeler yetmez. Tanımlayamazsınız. Bir kara çukurun içine düşmüş gibisinizdir, öylece zifiri karanlık, çıkış yolu yok, ışıksız. Öyle kalleşcedir ki olanlar, nedenlerini sormaya yeltenecek ne haliniz vardır, ne de yanıtları duymaya mecaliniz! Sizin arkadaşlığınızı kaybederek, aslında kendi kendini bitirmek diye buna denir. Hiç gerek yok ki, başkaca bir depreme! Çünkü insanların fay hattı kalbinden geçer! Artçılar, birbirini tetikleyen küçük sarsıntılar, gırla gider. Ölmezsin, psikolojin sağlamsa daha iyi kalkarsın ayağa! Nietchze ne güzel demiş, “sizi öldürmeyen acı, güçlendirir”. Güçlendin bak! Yeni bir yıkıma hazırsın, temellerin sağlam.

Peki bu mu hayat? Her defasında sınayacak mı dost sandıklarımızla bizi? Her defasında enkaz kaldırma ekipleri olay yerine gelip, dağılmış psikolojiyi toparlamaya mı çalışacak? Kendi AKUT’umuzu mu kuracağız içimizin derinlerinde? Kime nasıl güveneceğiz? Önce atar bu tipler sizi taa havalara, yere gelirken öyle eminsinizdir ki tutacağına! Gönül rahatlığı ve coşkuyla avuçlarına düşersiniz. Hem uçmanın güzelliği, hem de güvenli kollara düşmenin keyfi ile coşarsınız. Ama bir sonrakinde, sizi havaya atar, ve hızla başka bir yöne kaçar. Gözleriniz açılır kocaman! Şaşkınlıkla yere çakılırsınız! Yere düşüp kemiklerinizin kırıldığına mı yanacaksınız, sonsuz güvendiğiniz birinin fos çıkmasına mı? İşte artık görünmeyen paraşütlerinizi her daim hazır tutmayı öğreneceksiniz. Çünkü ya artık paraşüt açar, akutunuzu kurarsınız! Ya da bir daha kimsenin sizi gökyüzüne fırlatacak kadar mutlu etmesine izin vermezsiniz. Al sana, iki ucu en çamurlusundan değnek! Öyle ya! Ya bu zevki yaşamayacaksın, ya da yaşayıp sonuçlarına katlanacaksın, betona burun üstü çakılacaksın!

“Yaşadıklarımdan öğrendiklerim var” demiş ya Ataol Behramoğlu, sanki bu tip ilişkilerde sökmez bu! Her defasında “bir daha kredileri baştan vermeyeceğim, mesafeli olacağım” desen de akıllanmazsın. Çünkü insan öyle bir canlıdır ki, sevgiyle yaklaşırsan, karşı koyamaz. Mırıl mırıl sokulur. Ne zaman ki yaş biraz daha kemale erer, kendine biraz daha yetmeye başlarsın, enkazını kaldıracak akutun vardır artık içinin derinlerinde. Paraşütlerin, can kurtarma yeleklerin mide duvarında asılıdır işte. O zaman daha soğukkanlı karşılarsın. “Bu kadarmış, çapı” dersin. Türkçe meali “çapsız” dır ama kabalaşmaya lüzum yok canım. Belki de başkasının ışığına gerek kalmadan yaşamayı öğrenmelidir insan. Işığını hep parlatmanın yollarını bilmelidir. Ve bir de beklentileri azamide tutup, paylaşımları çoğaltmaktır aslolan.


Bir yandan zor, diğer yandan da öyle basit ki hayat! Koşulsuz sev, sevdiklerini değiştirmeye uğraşma, hatta değiştirmeye uğraştığın o huyları tek tek bağrına bas ve sen sen ol “içinde tsunami yaratacak kadar” sokulma insanlara. Ya da uzun testlerden geçir, ilk günden kredi vereceğine, zaman içinde vererek oldukça cimri davran. Bunu da başaramayacaksan diyecek lafım yok. Hayat seni kaç kere daha burun üstü yere çarptıracak insanlarla karşılaştırır, bilemem!

Hayat Bazen...

No comments: