Sunday, September 18, 2016

İç Ses, İkilem ya da Çoklem!

Çocukları ne zaman anneme bıraksam -ki bu çok sık olmuyor- kafama çok sayıda şey üşüşüyor. O kadar çok şey yapmak istiyorum ki ve en sonunda da hiç birini yapamıyorum. Bir film alıp izlesem mi, yok ya  sinemaya gideyim, ne zamandır başlayıp devam edemediğim "Kırmızı Saçlı Kadın" a mı devam edeyim, bir arkadaşımı arayıp kahve mi içeyim, evde takla mı atayım, amuda mı kalkayım, karışık çekmece içlerini mi düzenleyeyim, tezim için makale mi okuyayım, soşıl medyada fink mi atayım, yazamadığım 188 adet taslak yazıyı mı yazayım, kızların yazamadığım günlüklerini mi yazayım, gidip vitrinlere mi bakayım, sokaklarda bağıra çağıra dans edip şarkı mı söyleyeyim, yürüyüş mü yapayım, vurup kafayı yatayım mı diye diye düşünürken her zamanki gibi kalakalıyorum. Geçen gün de öyle odu. Saat akşam 7 civarı çocukları anneme bıraktım. Gece oarada kalacaklar ve bir sonraki öğlen alacağım. Yani öyle kararlaştırdık. Bıraktım ve eve döndüm. Koltukta kaç saat oturduğumu hatırlamıyorum. Düşünmekten, iç sesimle mücadele etmekten hiç bir şey yapamadım. Yani ben öylece oturup, ne yapacağım diye düşünürken hem hiç bir şey yapamadım, hem de başıma korkunç bir ağrı saplandı. İç sesim de hiç susmadı. Hazır Lorin susmuşken, okuduğu her satırı veya izlediği her sahneyi anlatmıyorken, kardeş kavgaları vuku bulmamışken, hiç susmayan çok sesli "anne, ANNE, anneeaağğ" korosu susmuşken, sakince dinlenmem gerekirken "iç sesim" devredeydi. Bana rahat vermemek üzere anlaşmışlar gibiydiler. Sanki Lorin giderken yerine ajanlarını bırakıyor. Sanki Lorin'in varlığına dua etmemi istiyor. Beterin beteri vardır diyor sanki. Ya da iç sesim intikam alıyor benden, çünkü Lorin varken iç sesim onun yanında cılız kalıyor, kendini duyuramıyor. Şimdi işte hazır top ona geçmişken gol atacak ya, elde ettiği kazanımı canhıraş bir şekilde kullanıyor.

İnsan bir fikir verir, oysa iç sesim almış ya sazı eline bir kere, "onu yap, bunu yap, yok ya bu olsun" diye kafamı karıştırıyor, hiç susmuyor. Kızlarım geldiğinde, kendisine sıra gelmeyecek olmasına rağmen, "ne seninle, ne de sensiz" misali, "çocuklar özler seni" diyor bir yandan da. "Yok ya büyüdüler artık" diyorum, "senin bile hala annene ihtiyacın var, ne büyümesi?" diyor. İç sesim susmayınca, sehpanın üzerinde gözümün içine bakan  "Kırmızı Saçlı Kadın" kitabını alıyorum. Biran pür dikkat kesiliyor sanki, belki diyorum, o da kitabı merak etmiştir. Belki senkronizasyonu yakalamışızdır. İçim ayrı telden, dışım ayrı telden çalmaz artık belki. Belki biraz ferahlarım, diye geçirmek istiyorum aklımın en ücra bir köşesinden ama yanılıyorum. İç sesim intikamını alırcasına, "Lorin seni arar geceleri" diyor ve beni can evimden vuruyor. Belki başımı ağrıtan da bu cümle oluyor, bilmiyorum.
 
Ben iç sesimi anlıyorum aslında ama beni kim anlayacak? Sesini duyuramayan küçük kardeş gibi ya da olgun olmak ve susmak zorunda kalan bir abla gibi davranmak zorunda kalıyor kızlarım varken sevgili iç ses hazretleri. Çünkü öncelik kızlarımın. Ama şimdi benim tam da kendime ayıracağım anda çıkmasa karşıma. Baltalamasa şu leziz saatlerimi. Acaba geceleri belli saatleri ona mı ayırsam. "İç ses terapi saatleri" mi yapsam. Keşke bir yaşam koçuşum(!) olsaydı. Çok da inanmam aslında, hatta bir meslek dalı gibi gösteriliyor ya, saçma bulurum ama, bazen insan bir bilene sormak istiyor. O bir bilen de çoğunlukla içi oluyor ya, şimdi benimkine soramam. Zira o şuan kendini ispat etmenin peşinde.
 
Aslında iç sesime ve herkese, haykırarak şunu söylemek istiyorum. Lütfen ama lütfen çevrenizde anne olan birileri varsa onlara destek olun. Yani kendilerine ayıracak zamanlar yaratın annelere. Böyle serseri mayın gibi, ne yapacaklarını bilemeyecek halde kalmasınlar. Alışmadım ki anacım, ne yapacağımı bilmiyorum. Önce bir içindekileri hazırlamalıyım. Yani bir iskelet, bir çatı olmalı. Tez ile bozmuşken tez hazırlar gibi anlatıyorum, yani demem o ki bir plan, program eşliğinde olmalı. Anne bilmeli ki, en azından haftada bir gün ya da yarım gün de olur kendine ayırdığı bir zaman var ve o zaman içinde de ne yapacaksa yapacak. Böyle olunca da planlı olur, böyle benim gibi apışıp kalmaz, dumura uğramaz. Çok şey mi istiyorum allasen?
 

Çığlık, Edvard Munch

No comments: