Wednesday, September 14, 2016

Kardeşliğin Raconu

Gece terasta iki çılgın kardeş şarkı söyleyip kikirdiyorlardı. Teras izni almaları ile terasa koşup, salıncağa atlayıp şarkı söylemeleri bir oldu. İzin istediler, çünkü erken uyumaları konusunda baba ve anne düzen oluşturmaya çalışıyorlardı. Ne de olsa okullar açılacaktı bir hafta sonra. Ve bu yaz iyice büyümüş, erken yatma kuralını iyiden iyiye delmişlerdi. Olsundu. Kurallar bazen de delinmek için varlardı. Aksi halde yaşam çekilmez olmaz mıydı? Terasa, sanki uzun süre açılmasını bekledikleri indirim yapan bir mağaza açılmış da, saatlerdir kuyruktalarmış gibi adeta kalabalığı yarar bir coşku ile koştular. Sayıca iki tane olabilirlerdi. Ama çıkardıkları ses itibariyle bir sınıf kadar çoktular sanki. Öyle eğlenerek şarkı söylüyorlardı ki, ne Eylül'ü ne de soğuyan havayı hissetmemişlerdi. Çocuk milleti böyleydi, ancak iliklerine kadar donarsa ya da hasta olursa söylerdi. Çünkü o an eğlence vardı ve eğlence var olunca, ne üşümek akla gelirdi, ne açlık, ne de tuvalet ihtiyacı...

Çocuk milleti öyleydi öyle olmasına da, ya sıkıcı anne milleti nasıldı? Yine her zamanki gibi içerdeki sıcak evden onların nasıl da üşümüş olabileceğini, eylül ayının akşamlarının daha yazın etkisinden çıkamamış minik yavrularının bedenini bıçak gibi kestiğini hissetmişti. Annece abartılar her daim mubahtır işte. Seslendi, anne kişisi hemen, terasa çıkan minik çalışma odasında oturduğu masa başından. "Kızlaaaar üşüdünüz mü?" Aslında üşüdüklerinden emindi ama nezaketen sordu. "Üşümüyordum anne ama sen sorunca ben çok üşüdüğümü fark ettim." dedi biri. Diğeri "ben de donuyorum" dedi. Anne içinden "sormasam donarak kaskatı kesilecekler" diye geçirdi. Hatta hayalinde karlar arasında donan çocuklarını AKUT ile birlikte arama kurtarma çalışmalarına bile katılmıştı çoktan. Baba bir şal alıp kuzularına gitti. Bir şal! İki çocuk, bir şal. İki şortlu, askılı tişörtlü  çocuk ve bir şal. Erkekler marstan, kadınlar venüsten söylemi boşuna değildi işte! Bambaşka gezegendendiler. Anne, bir şey demeden kalktı, her birine iki şal ve birer hırka buldu hemen götürdü. Hırkalar giyildi, şallardan biri şortlu bacaklara, diğeri de her ihtimale karşı, yetmez diye yanlarına verildi. Annelik böyle işte, hastalık gibi azizim, virüs vücudunu sarınca, otomatik pilota bağlanıyor, bazı anları, yaşadıktan sonra algılıyorsun. Normalde annene çemkireceğin, saçma bulacağın bir çok hareketi kendiliğinden yapıyorsun. Uyurgezer gibi. Gözlerini açtığında kendinden koşarak kaçmak istiyorsun.
 
Babalık, annelik, çocukluk nasibini alır da, kardeşlik ne güne dururdu? Şimdi sahnede o vardı. Anne bilgisayarın başına, yazısına, baba okumakta olduğu kitabının başına geçti. Çocukların kikirdeşmesi kahkahalara dönüştü. Şarkılar havada uçuşuyordu. Anne ve baba huzurlu bir ruh hali ile yapmakta oldukları şeylerle ilgilenirken, karanlığı bir çığlık böldü. Beş dakika önceki büyülü havadan eser yoktu. Gece terasta kardeş kavgası sahnedeydi. Kavga nedeni talihsiz şalın kimin bacağını daha çok örttüğü üzerine "ulvi" bir sebepleydi. Anne ve baba az önce huzur ve gururla -mutlu yavrulardan oluşan eserlerinden dolayı- bakışmışlardı. Şimdi ise çıt çıkarmadan mesele ne zaman biter diye beklediler. Bitmeyince anne kalktı. Çocukların yanına gidene kadar, salıncakta oturulan kısım en çok senin mi, benim mi kavgası başlamıştı çoktan, sonra ayağını en çok kim uzattı kavgası. Bu kavgalardan en güzeli arabada yaşanandı. "İkimizin camı eşit açılmamış, onun camı daha çok açık" tartışması üzerine annenin arabayı sağa çekerek, milimetrik oranlarla camları ayarlaması ile mutlu sonla bitmişti. Bittiği anda da, "canım kardeşim seninki daha çok açılsın" demişti abla olanı. Bu kardeş kavgası çok enteresandı. Kafasından geçenlerle terasa çıktı anne. Bu garip konuda içlerinden seçtiği, daha haklı bulmadığı birine çemkirdi. Anında kaplan kesildi çocuk. Diğeri de arkasına takıldı ve anneye sağlı sollu kroşelerle karşı atağa geçtiler. Anne kendini ringlerde hissetti. Baba gelmiş, ringin köşesinde havlu ile terini silerken, ona taktik veriyordu hayalinde. Anne biran için bu sağlam kroşelerin önüne taktik veren marslıyı atmak istedi. Parça pinçik olmasına gönlü razı olmadı yine de, annelik işte. Virütik bir durumdu. Bir şekilde olayın içinden sıyrıldı ve bir daha karışmamak üzere and içti.
 
Yazarın burada vermek istediği yaşamsal çıkarım; siz siz olun, kardeş kavgası, tartışması,çekişmesi, adı her neyse asla karışmayın! Eskinin "bak geliyor kafaya terlik" cümlesi de dönemin y, z ve bilumum enteresan kuşağına da sökmeyeceğine göre, hiç karışmayın daha iyi. Yani "gölge etme annecim, başka ihsan istemem!"
 

 

No comments: