Thursday, October 06, 2016

Adı Neydi Unuttum...

Yürüdüm...
Yanıma katılanlar oldu. Yürüdüğüm yolda birlikteyken çiçeklerin daha renkli, gökyüzünün daha mavi, denizlerin daha derin olduğu zamanlar oldu. Sarıldıkça çoğaldım. Çoğaldıkça içimin kelebekleri kanatlandı. Kanatlandıkça uçtum. Uçurumları bir hamlede geçtim. Kendi gücümün yanı sıra yanımdaki "insan"ın gücüyle, sadece manevi gücüyle bunları başarabildiğime şaşırdım. Şaşırınca anladım. Sevgiden üstün değildi hiç bir duygu! Arındım...
 
Yürüdüm...
Sonra bazen renkler silindi. Sislerin ortasında kaldım. Nefes alamadım, yolumu kaybettim. Ne yana dönsem kapandı yollar, nereye baksam karanlık. Uçurumlar, sert viyadükler, dönemeçsiz yollar, engebeli dağlar. Sıkıştım. Sadece yanımdaki "insan"ın negatif enerjisi ile bunların olabildiğine inanamadım. Şaşırdım, çok şaşırdım. Anladım ki sevgisizlik de güçlü ve birbirini anlayamamak en büyük cezası insan hayatının! Dağıldım...
 
Koştum...
Koşarken takıldım, takıldım da düştüm. Düştüm de kanadım, kanarken de ağladım, kanadım ya hani, kanadım da kırıldı hem. En sevdiklerimden gelen minicik bir tüyden ince söz ile yaralandım. Dağıldım da parçalandım. Parçalanıp, kırıldım. Tekrar toparlandım ama, kopmuştu bir kez. Kopan ip bağlanabilirdi yeniden ama düğüm hep kalırdı zaten... Düğümlendim...
 
Durdum...
Bir çöle düştüm. Su istesen yok, insan beklesen gelmez, hani hiçliğin tam ortasındasın. Bu aşamada yalnızsın hayat basamaklarında. Yalnızlığın bazen çölden de kurak olduğuna şaşakaldım. Topraklar kurur da, dudaklarım durur mu? Her yer kupkuru iken bir el aradım, tutunamadım. Bir el ile tutuşamamanın böylesine çöle çevirebileceğine hayatı, inanamadım. İnsansızlık içinde kıvranırken kendi yalnızlığımdan çok, paylaşamamanın verdiği sancı ile kıvrandım.
 
En çok durmak yükünü ağırlaştırırmış sandım insanın, yanılmışım... Bir eli tutamamak yanlış bir eli tutmaktan beter değilmiş, sonra anladım. Güven denizinde boğulmakmış en fenası duyguların. İncecikten kelebekvari kanatlarına sırf sen uçama diye su atmasıyla başlarmış ihaneti, aynı yolda yürüdüğünün. Sen dibe batmakta olduğunu farketsen de, boğulmaya başlasan da, "bunu nasıl yapar" denizi çoktan girdabına çekmişti seni oysa ki... Gerçek denizde boğulmak neydi ki bunun yanında? Boğuldum...
 
Yavaşladım.
Gözleri gözlerime değince yavaşladım. Yavaşladıkça dünyayı anladım. En çok gözlerine bakmaktan güç aldım. Adını unuttum. Gözlerinde kaybolduklarımdı onlar adı neydi unuttum. Kanatların olmasa da uçtukların vardı. Kapkara bir hortumun ortasında kalsan da, her yeri çiçek tarlası gibi gördüklerin. Uçurumun kenarına yaklaşınca, olmayan kanatlarınla öyle güzel uçarsın ki el ele verirsen eğer. Adını unuttum. Sadece bir sözüne bakar düşünce ayağa kalkman, sadece bir bakışına bakar içindeki yağları eritmen, sadece bir gülüşüyle dünya yemyeşil çimenli patikalara dönüşür, yağmurlarda ıslanmazsın, karlarda donmazsın, kalbindeki ısıtıcı iç ve dış mekanlarda üşütmez seni hiç. Bir bakarsın ona yaklaştıkça kendine yaklaşır, onu tanıdıkça kendini anlar, onu sevdikçe kendini tanırsın, aynaya baktıkça onu görür, kendini daha çok seversin. Böylesi çok azdır hayatında, hatta yakalayamama şansında çok.

Adı "Aşk" mış hatırladım. Unuttuğum adı olsa da hissettirdikleri ile çarpıldım. Çarpıldım da büyüdüm. Aşk birlikte büyüyünce güzelmiş. Anladım.
 
 
 
 
 
 

No comments: