Monday, November 07, 2016

Ay Balam!

Kardeşim Emre'nin divandan yere düşen oyuncağını canım ufak tefek babaannem ağlayan Emre'yi susturmak için, "ay oğul, dur tüşüm alım" dedi bir çocukluk anılarımın koridorlarında. Kars'lı bir Azeri olan babaannemin şivesi öyle tatlıydı ki, ama küçük Emre bunu anlamıyordu o sıralar. Emre'nin ağlaması biteceğine, çığlıklara dönüştü, "babaanneeeee düşmeeee, in al, in al". Babaannem kargaşada anlamamış, ısrarla, "sus ay balam, ağlama, gözyaşlarına kuban olaram, tüşüp alaram men oyuncağını" dedikçe Emre "in aalll, düşmeeee" diye daha fazla bağırmaya devam etti. Annem mutfaktan yetişmeseydi, ben tenis maçı izler gibi bir babaanneme, bir Emre'ye bakıyor, donmuş vaziyette olayı izliyordum.
 
İlk kaybım babaannemdi benim. En yakın hissettiğim insanlardandı. Belki erkence gitmeseydi, çok şey paylaşabilirdik. Onu her daim üzerinden çıkarmadığı yeşil ya da kahverengi yeleği, kısacık boyu, kınalı parmakları, bembeyaz un ile hamur açarken ellerinin bir ileri bir geri oklava tıkırtısı ile senkronize olmuş hali, yer sofrasında hangel, kete veya erişte yapışı, babama olan hala onun küçük çocuğuymuş gibi koruyup kollaması, dedemin yanında hep bir adım geride durmayı şiar edinmesi ve kırtasiye malzemelerime olan merakı ve ilgisi ile hatırlıyorum.  Belki ondan bana geçmişti, hala kırtasiyelerde kendimi kaybetmem genlerdendi belki :). Ne zaman okuldan dönsem, kalemliğimi açınca yanıma çöker, tek tek incelerdi. Bazen kıyamaz, "senin olsun mu babaanne ? " dediğimde müthiş bir alma isteği duymasına rağmen, "ben ne yapım ay balam? deyip suçlu gibi yavaşça yerine bırakırdı. Hiç unutmuyorum bir keresinde annem eşek :) figürlü bir makas almıştı bana. Babaannem uzun süre inceleyince ben de vermek istedim. O "ne işime yarar ay balam" minvalinde açıklamalar yapana kadar ben baskın çıktım: "Hem dedim hacı dedemin sakallarını kesmeye yarar!"  (hacı öneksiz söylememeye o kadar alışmıştık ki, sanki ismi gibi olmuştu. Çünkü dedem hacca gitmiş olmasını çok önemser, mutlaka böyle hitap etmemizi isterdi, büyüklerden de öyle görünce alışmıştık, bütünleşmişti adeta). Gerçekten de hacı dedem sakallarını her daim uzun tutardı ama bazen elinde küçük bir makas tıkır tıkır keserken görürdüm. Babaannemin gözleri parladı, kahverengi çok sevimli bu eşek figürlü makasım artık onun olmuştu. Oysa onu ben de çok severdim, annem alsın diye yalvarmıştım, bir okul dönüşü yolunu değiştirmiş, sınıfta moda olan bu makasın son kalanını almıştı benim için kırtasiyeden. Hem o günlerde renkli malzemeler öyle çok ve ulaşılabilir değildi. Ama olsundu, babaannemin parlayan gözleri beni öyle mutlu etmişti ki, bugün yine olsa yine verirdim.
 
Babaannem sımsıkı sarıldı bana, "sağolasın ay balam" dedi. O anı, o sımsıkı sarılışını unutmadım hiç. Koşa koşa dedemin yanına gidip, "Hacı bak, Girne bana ne verdi!" diye cıvıltı ve gururla gösterip, çocuk gibi incelemeleri ve kullandıklarını bana göstermeleri dün gibi hafızamda.
 
Çocuklar için anne baba kadar önemli kişilerin başında anneanne ve babaanneler ve pek tabi ki dedeler gelir bence. Tıpkı benim olduğu gibi, çocukluk anılarının en zengin dönemleri artık çocukluğa tekrar yaklaşmış büyüklerimizle yaşadığımız o özel anlarda gizli bence. Yüreğimin sızladığı, içimin aydınlandığı bir çok anım anneannemle yaşadıklarımdır benim. Babaannem de erkence veda etmeseydi bu dünyaya, onunla da çoğu 'an'ı paylaşırdık bence.  Kendi tecrübe ve yaşadıklarımdan yola çıkarak söyleyebilirim ki, çocuklarımız ne kadar çok büyükleriyle beraber "an"ları paylaşsalar, o kadar iyi ve iyileştirici bence. Anılarımda yer alan anlardan daha çok hatırladığım sımsıcak katıksız ve katışıksız bir sevgi çemberi içinde bulutların üstüne çıkışımdır.  Bu anne, baba sevgisine benzemez, ayrıcalıklı ve özeldir. İnanılmaz sihirlidir. Öğretici ve büyüleyicidir. Çünkü anlar geçicidir ama duygular kalıcıdır. Ve bazı duyguları bir daha asla hissedemez, o zenginliği bir daha asla bulamayabilirsiniz. Her duygu kendisine özeldir.

Dünden beri benim içim babaannem ile dolu. Dün kızlarımın babaannelerini ziyarete gittiğimizde ben eski anlara, çocukluğuma bir seyahat yaptım. Lorin ile Ada'nın gözlerinde ve babaannelerinin sevgi dolu bakışlarında o pırıltıyı tekrar yakaladım. Sabah kalkan Lorin'in heyecanla babaannesine resim çizmesi, süslemesi (telaşla evde unutması) beni çocukluğuma ve kendi babaanneme götürdü. Eğer hayatta ise babaanne, anneanne ve dedelerinizin kıymetini bilin, fırsat yaratıp onları görmeye gidin. Ve en çok da kendi anne ve babanızla çocuklarınızı daha sık buluşturun. Her anın tadını çıkararak birlikte olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşasınlar. Ve onlara sıkıca sarılın....


No comments: