Wednesday, November 16, 2016

Güzel-Müzel, Çirkin-Mirkin...

Kitabın hangisi makbuldür bilir misiniz? Meşaj kaygılı olmayanı! Yani gözüne gözüne sokmayanı! Olayı ağdalaştırmadan, şekerleme gibi yapış yapış yapmadan, lafı geveleyip, evirmeden, çevirmeden. Ama bir yandan da basiti bir anlatımla anlatanı makbuldür. Üstelik bu herkes için geçerli olmasına rağmen, çocuklar için daha da elzemdir. Basit, ne güzel bir kelimedir. Oysa biz bazen onu aşağılamak için de kullanırız. Yelpazemizi oldukça geniş ya hani! Basit, sade, sıradan olan bazen daha mı çekicidir ne? Çünkü cafcaflı şeylerin içi boştur da bazen, sıradan görünenler dopdolu çıkıverir ya, işte öyle.
 
Lorin yanıma gelip sana "Kurbağa ile Murbağa" yı okuyabilir miyim? dediğinde tam da böyle düşündüm. O ne biçim ad öyle? Uyduruk şeyler gibi. Aman işte canım, dolap, molap der gibi. Özensiz! İsim de bulamamışlar mıydı allasen? Kurbağa ve Murbağa! Falan filan gibi, baştan savma!
 
Okudukça büyülendim, o da okudukça okudu, her akşam bir doz "Kubağa ve Murbağa" okur olduk. O ne naif, o ne güzel, basit ama içten bir anlatımla, insanın gözüne sokmadan ama etkileyen bir dille yazılmış. Resimleri de cabası. Çok keyifli çizimler.
 
Ben bu Kurbağayı da, Murbağayı da çok sevdim. Çünkü beni çocukluğuma götürdü. Bir arkadaşım vardı, aslında ben uydurmuştum. Bir değil iki taneydi de ben bir sayıyordum. Çünkü bir tanesi hep kötü, olumsuz şeyler yapıyordu. O çirkin Girne idi. Diğeri ise benim her daim yoldaşımdı; o da güzel Girne. Bir ara ben bu ikisiyle konuşurken kardeşim Emre'ye yakalandım. Nedense bu arkadaşlığımı ve oyunlarımı kimseye itiraf edemiyordum, utanıyordum. Canım işte pedagojinin şimdiki kadar rağbet görmediği yıllardı. Deli derler adama! Pardon çocuğa! Hiç bir filmde de hayali arkadaş filan da görmemiştim. Hem kimseye bir zararım da yoktu ki. Oyunbozan ve mızıkçı çirkin Girne'ye karşı, her daim kurallara uyan, annesini üzmeyen, tüm sorunları bir hamlede çözüveren, oyunda hepp yenen mızıkları bir kaç güzel cümle ile halleden güzeller güzeli bir Girne idi o. Hem filmlerde de öyle değil miydi? Güzeller hep iyi, çirkinler hep kötü. Bu güzel Girne sırasını bozguncu çirkin Girne'ye veren, canı istemese de sırf bu kötü kız istedi diye onun istediği oyunları oynayan iyiler iyisi bir insandı, örnek, seçilmiş. Belki de içimdeki yaramazlıkları kendimce örtmeye çalışıyordum. Belki de olmak istediğim kişi o değildi ve savaşıyordum kendi içimde. Biz üçümüz oynarken, ben dışses ve isimsiz bir kişiydim, (aslında üçü de bendim işte) belki hep ezilen, bir güzel bir de çirkin Girne, ortası yoktu. Güzel olan hep kahraman, çirkin olansa hep oyunbozan ve istenmeyen!
 
Sonraları düşündüm de bu güzel Girne oldukça sıkıcı bir tipmiş aslında! Hep mi kurallı olunur? Belki bastırmaya çalıştığım "örnek öğretmen çocuğu" çizgisinden çıkmak istemediğim, daha da doğrusu buna zorunlu olduğumdu. Hareketlerimin ilkokulda annemle, lisede babamla, ortaokulda ikisinin de arkadaşları ile aynı okulda olmam dolayısıyla hep otokontrolü yüksek bir insan olmayı çok küçük yaşlarda öğrendiğim içindi. Üzerine bir de iki kardeşe abla olmak vardı. Genç yaşımda heder oldum ayol! Hani aklıma yine "Avrupa Yakası" dizisindeki Şahika karakteri geldi. Hatırlar mısınız? "Kalitemi bozdurtmayın bana haa!!" diye bir gürleyesim vardı ki, kursağımda kaldı :) Şaka bir yana çocukluğun zenginliği öyle güzel ki. Ve belki de şimdiki anne rollerimizin altında çocukluğumuzda yaşadıklarımız yatıyor. Belki değil aslında, uzmanlar da böyle söylüyor. Ben çocukluğumla, bazen okuduğum kitaplardan sonra, bazen kızlarımla yaşadığım bir olaydan sonra hesaplaşıyorum. Bana çoğunlukla iyi geliyor. Yorganın altında nefessiz kalmaktan kurtulmuşum gibi rahat bir nefes alıyorum. Bazen de denizin en derinlerine dalıyorum, vurgun yemeden çıkabilmeyi başarırsam ne ala! Vurgun da kalıcı hasar bırakmadan geçebiliyor, bazen de yaşananlar unutulmuyor hiç! Derinlere nefesim yetene kadar dalıp, suyun yüzeyine çıktığımda ise yaşadığım haz kelimelerle anlatılamaz sanırım. Sonucu olumlu da olsa, olumsuz da olsa, rahatlatıyor beni, çünkü karanlık noktalar kalmıyor.
 
Kardeşim Emre'ye yakalanınca ne mi oldu? Uzun bir süre şantaj yaptı bana :) Birilerine ispiyonlarım diye az söylediklerini yaptırtmadı değil! Dedim ya, ayıp gibi gelirdi bana bu hayali arkadaş işi.  Ama tabi çekirge bir sıçrar, iki sıçrar... Bu arada şantaj deyince, çook eğlenceli günlerdi, onları da bir başka postta anlatırım. Haaa bu arada bir süre daha devam etti bu şantaj işi. Ta ki, pişti, satranç ya da topla kaleye atış skorlarını yazdığı, üzerinde Ali ve Emre yazılı kağıtlar bulana kadar! Heyy dostum, senin de varmış!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

No comments: