Friday, January 27, 2017

İçimdeki Modacı!


Hava soğuk, herkes birbirine sokulmuş. Bu elit grubu Lorin yönetiyor. Kah bir sınıfın öğrencileri oluyorlar, kah  kalabalık bir ailenin yavruları, kah bir hastanede yatan hastalar! O gün canı ne isterse! Ben de çocukken çok severdim oyuncaklarımla oynamayı ya da  yatağa girip, yorganın altında fener yakıp kitap okumayı. Soğuk havalarda sıcak çikolata içmeyi. Böyle düşünürken ve kızlara sıcak çikolata hazırlarken çocukluğuma gittim.

Bir keresinde  annem kakaolu süt yapmak için mutfağa gitti. Kaş ile göz arasında -kuzenim de bizde kalmaya gelmişti o günler- bir kaç gündür bebeklerimize elbise dikmek istiyorduk. Bir türlü janjanlı bir şeyler bulamamıştık. Nicedir gözüme kestirdiğim, annemin gözü gibi baktığı dantel sehpa örtülerine elim gitti🙈 ki gerçekten çok güzellerdi, altıgendi ve kenarlarında kırmızı güller vardı. Bir çırpıda gülleri kestim, annem kızacaktı biliyordum ama bebeğimin elbisesi için göze almak zorundaydım bir kere 🙊. İki bağırır biterdi! (Aslında insan, yani çocuk öyle zamanlarda yakalanırsa ne olur diye düşünmüyor. Sadece o an onu yapmayı çok istiyor ve yapıyor.) Sonra eski kumaşlara kuzenimle o gülleri dikmeye başladık. Annem içeri girdi, sütleri verdi, gitti. Can havliyle saklamıştık. Dikişe devam ettik. Modaevi gibiydik mübarek. Ardından kurdele, pul, düğme, ne bulursak diktik. Öyle güzel olmuştu ki, Yıldırım Mayruk kıyafetlerine beş basardık! Sonra giydirmeye çalışırken, yer darmadağınık, "ne yapıyorsunuz?" diye irkilerek korkmamıza sebep olan Emre çıkageldi. Oysa ne güzel sanatımızı icra ediyorduk. 

Odaya birden dalan Emre, sehpanın üzerindeki kırmızı gülleri kırpılmış caanım dantelleri gördü. "Sizi anneme söylüceem" diye bağırmaya başladı. Kuzenimle ikimiz de korkudan Emre'nin ağzını kapattık. O arada bir koşturmaca başladı. Üçümüz, kumaş parçaları düğmeler, iplikler, ve pek tabi ki iğneler birbirine girmişti. Birden Emre kendini yere atarak bağırmaya başladı. Hepimiz durduk. Yaşanan arbede içinde Emre'nin ayağına dikişi yağtığımız üzerinde iplik takılı olan iğnelerden biri batmasın mı? Kuzenimle beraber iğneyi çıkarmak istedik. İpinden tutup iğneyi çektik ama hem Emre'nin canı acıyordu ve hem de iğne çıkmıyordu, saplanmış gibiydi adeta. Annem tüm bu patırtıya odaya girdi. Gözleri kocaman olmuştu. Önce "abla" olduğum için bana "ben sana sorarım" bakışı attıktan sonra, hemen Emre'nin yanına gitti.  Annem de iğneyi çıkarmak istedi, çıkaramadı tabi ki. Korktuğumuzdan daha da kötüsü olmuş, dikiş iğnesi ipliğiyle birlikte tersten Emre'nin ayağına batmıştı. Ve bizim güçlü oğlanın gıkı çıkmıyordu.

Sonrasında sanki bir filmin içinde gibiydim. Hem suçluluk duyuyor, tüm bunlara sebebiyet verdiğimi düşünüyor, hem de annemin dantel örtüleri fark ettikten sonra ne kadar kızacağını düşünerek korkuyordum. Birden bu olay ile onun üzeri kapanır mı gibi bir düşünce geçti içimden. Nasıl bir ablaydım ki, kardeşime olanlardan nemalanacaktım, diye kendime daha da kızdım. Artık olan olmuştu. Evimizin yakınlarında bir dispanser vardı. Hemen dispansere gittik. Emre'nin ayağından iğneyi çıkarıp, pansuman yapıldı. Evimize döndük. Mahallenin iki öğretmeninin evi ziyaretçi akınına uğradı. Her gelen Emre'ye ve tabi ki bana da çikolatalar getiriyordu. Bu işten karlı çıkmıştım, bir çikolata aşığı olarak. Anneme unuttururum diye, bütün dantel örtüleri ortadan kaldırdım. Bir süre sonra annem farketti,  itiraf ettiğimde, bana bakarken gözleri doldu. Sanırım o örtüler onun için çok değerliydi. Kalan bir kaç taneyi sakladı ve nedense bana kızmadı. Yıldırım Mayruk maceramız acı bitmişti ama ben bir daha anneme sormadan eşyalarını izinsiz kullanmamayı öğrendim.


No comments: