Tuesday, February 14, 2017

Büyükbabam Karatay'cı

Şimdi daha her şey çok yeni ama düşündükçe yazmak istedim. Ya "kimlerdensin?" deyin bana, ben böyle bilmiş bilmiş konuşayım, karatay beslenmesi'ni anlatayım, siz de deyin ki "daha bir hafta oldu, deden de karataycıydı, tabi tabi!" ben de önce kıs kıs güleyim ve sonra gururla diyeyim ki "Evet!"
 
Canım büyükbabam tam 92 yaşına kadar sağlıkla yaşadı. Kalp dışında önemli bir sağlık problemi de yoktu üstelik. Kalp de genetikti.

Büyükbabam kimin evine gitse, kimin diyorum çünkü büyükbabam tam 12 (yazıyla oniki)  evladın sahibiydi. Ve bu evlatlar Türkiye'nin çeşitli illerine dağılmıştı bir zamanlar, şimdilerde çoğu İstanbul ve çevresinde toplandı. İşte kimin evine gitse elinde bir kavanozu olurdu. O kavanoz olmadan kahvaltı yapmazdı. Hep temkinliydi. Mutlaka valizinde bir kavanoz vardı. Sihirli kavanoz derdim ona. Büyükbabam onu çok seviyor ve onsuz kahvaltı yapmıyor diye. Oysa gerçekten sihirliymiş, zira büyükbabamı acıktırmayan o kavanozmuş, taaa ikindi vaktine kadar! İnanamıyorum! O günlerde keşfedemediğime! Ama benim büyükbabam sağlıklı beslenmenin kitabını yazmış da haberim yokmuş! Büyükbabam sıkı bir #karatay cı imiş. Kavanozda ne mi vardı? Dövülmüş ceviz ve fındık.
 
Şimdilerde büyükbabam yaşasaydı, süpper bir yutubır olabilirdi, paylaşım rekorları kırabilirdi, yapardı bunu inanın! Belki Canan Karatay ile tanışır, kahvaltılar düzenler insanları bilinçlendirirdi. "Kahvaltı rutinim" diye video çekse, bu palabıyıklı, körüklü çizmeli,beyaz gömlekli, yelekli bu  Kafkas adamı esprili dili ve hikayeleri ile çok ilgi çekerdi, bundan şüphem yok! Çünkü mutfağa girer, kahvaltısını büyük bir zevkle kendisi hazırlardı. Bir tahta ve bir bıçak ister, yanına da büyükçe bir tabak alırdı. O uyanmadan yumurtaları katı haşlanmış olurdu. O gün evde olan bütün yeşillikler de yıkanmış olarak büyükbabamın önünde hazır olurdu. Başlardı doğramaya. Kendisi bu işi bizzat yapmayı çok severdi eğer yaz ayıysa domatesini dilimler, Kars'ımızın meşhur çeçil peynirini ufalar, 8-9 zeytini yine o tabağa ekler, yumurtaları dilimler onu da karıştırırdı. Bir kaşık zeytinyağı koyup, en son olarak da meşhuuur kavanoz çıkardı ortaya, 3-4 kaşık da ondan eklerdi ve işte size şahane bir kahvaltı. Hiç ekmek yemezdi. kahvaltıdan sonra bir iki bardak açık çay içerdi. Ve bu kahvaltı ile ikindi saatine kadar tok kalırdı. Gün içinde çıkıp mutlaka yürüyüş yapar, radyosunu alıp odasına çekilirdi. Siesta bilem yapıyormuş haberimiz yokmuş! Onunla özdeşleşen bir özellik de mutlaka radyosuydu. Radyo dinler, günlük tüm gazeteleri okur, biraz da uyurdu. Radyoyu kapadığımız an uyanırdı. O yüzden radyo sesi bana hep büyükbabamı hatırlatır. O evimizdeyken evin arka odalarından bir radyo sesi ve genelde sanat müziği sesi duyulurdu her daim. Kardeşimle onu özlediğimiz zamanlarda arka odada kısık bir radyo açardık, sanki içerdeymiş de uyuyormuş gibi hisseder, keyifle oynardık. 
 
Radyosu ile arka odaya çekildiğinde bir tabak dolusu meyveyi de yanında götürürdü. Başucunda bulunurdu o meyve, Acıktığında yerdi.
 
Bir Kafkas olan büyükbabamın akrabaları Kars'ın köylerinde muhakkak bizim "sarıyağ" diye tabir ettiğimiz yağı bildiğin sabahları içerlermiş. O günlerde yüzümü ekşiterek dinlediğim bu anıyı şimdi "ohh yarasın en sağlıklı olanı biliyorlarmış" diyorum. Bu sarıyağ dedikleri halis muhlis tereyağın atası olur. Kars'a yolunuz düşerse, sarıyağlı pilav yiyin de görün lezzeti!
 
Sonra ikindi gibi büyükbabam çorba içerdi. Bu onu ailece oturulan akşam yemeğine kadar tutardı. Akşam yemekte sıklıkla et yer ve mutlaka cacık içerdi. Zira o tam bir et düşkünüydü. "Kebap yapalım mı?", der, hem yer, hem de yedirmeyi severdi. Özellikle torunlarının eline verip, kemikli eti nasıl yediklerini görür, yağ içinde kalan evin en küçüğüne keyifle bakardı. Bir de büyükbabamın sofrasından turp hiç eksik olmazdı. Akşam yemeğinden sonra çay içerdi. Başka da bir şey yemezdi.
 
Bu arada yaz kış buzlu su içerdi. Ve pek hastalandığını hatırlamam ben büyükbabamın. Kelle, paça en sevdiği şeylerdi. Hayatı boyunca asla bir kilo problemi olmadı. Beslenmenin insan sağlığına olan etkisi tartışılmaz bir gerçek. Ve bunu henüz "çömez bir karatay'cı" olmama rağmen ben de deneyimliyorum. Bir dakika ben çömez değilim ayol! Atadan dededen Karatay'cıymışım da haberim yokmuş!

 

No comments: