Tuesday, March 28, 2017

İyi ki Tiyatro Var!

Üniversite yıllarında, okulda bir tiyatro grubunun afişlerini gördüm. Okulda bir tiyatro oluşumu vardı ve isteyenler başvursun deniyordu. Hayatımda her dönem sanat ile ilgili bir şeyler vardı. Azeri dans grubu ile yıllarca dans etmiştim, bağlama, gitar kurslarına, karakalem resim kursuna gitmişliğim vardı. Tiyatro ise gönlümde yatan asıl aslandı. Hemen başvurdum. İlk prova için toplandık, herkese neden tiyatroyu seçtiği sorulmuştu, ben de o ana kadar bunu düşünmemiştim, o an düşündüm ve cevabı verdim:
"Bence herkes rol yapıyor, herkesin birçok yüzü var. Ve biz bazılarını görebiliyoruz. Tiyatro sanki diğer yüzleri su yüzüne çıkarıyor. Bir de herkes gerçek hayatta rol yaparken, gerçek tiyatrocuların bir çok karaktere girmesine rağmen, bir yüzleri olduğunu ve bununda sahici olduğunu düşünüyorum." dedim, bir alkış koptu.
İyi ki tiyatro var dedim, o gün.
Sonraki günlerde bir rock müzikal için provalara başladık. Sahnelenmesinde bulunamadım ama provalardan öyle çok şey öğrendim, içimin dehlizlerine öyle çok fener tuttum ki, tiyatronun prova aşaması bile kendimi ince ince keşfetmemi sağladı.


Örneğin, ayna oyunu vardır. Sen ne yaparsan partnerin de karşına geçip aynı şeyleri hızla yapacak, hareket değiştikçe senkronizasyonu tutturmaya çalışacaksın. Bazen öyle bir noktaya gelir ki, karşındaki senin ne yapacağını adeta anlamaya başlar. Aynı anda yaparsınız, şaşırırsın. Sanki telepati vardır aranızda, gizli teller sizi birbirinize bağlar, anlaşıverirsiniz. Bazen karşındaki ile bir uyum yakalayamazsın. Sen ne yaparsan yap, bir türlü tutmaz frekans! Gerçek hayatta da, ilişkilerde de böyle değil midir?
 
İyi bir tiyatro izleyicisiydim, yine o yıllarda. Aylık, hatta neredeyse yıllık bilet alırdık. AKM'nin şahane yıllarıydı. Sezonluk maç bileti alırlar ya, ben, Arzu ve (eşim, o zamanlar arkadaşımdı) Habip, mutat bir görev gibi gider biletlerimizi alırdık. Her hafta sonu, tiyatro, opera, bale ne sahneleniyorsa izlerdik. Carmina Burana ile coşup, müziğe aşık olduğum, Sihirli Flüt ile büyülendiğim, Uçan Hollandalı ile kanatlandığım, Vanya Dayı ile dramın içine sızdığım, Çıkmaz Sokak Çocukları ile güveni öğrendiğim yıllardı. Benim için tiyatroyu izlemek, en az sahnede olmak kadar şahane! Bambaşka bir boyuta geçtiğim, her oyunda yeni keşiflere kulaç attığım eşsiz bir seyahat tiyatro!
Sonra aradan yıllar geçti, tiyatro hayatımda hep var oldu.
 
Üniversite yıllarım ve devamında kardeşim Burak ile bir çok oyuna gittik. Sonra kızlarım doğdu ve onlar da tiyatroyu çok sevdiler, bu kez de onlarla beraber gider olduk.
Kardeşim Burak'a sıçrayan o sahne tozu yutma hadisesi ile yeniden tiyatro en canlı hali ile hayatımıza bir kez daha girdi. Sonra da Ada kızıma bulaştı.
 
 
Ada, Tiyatro Açıkca'da "Bu Bir Sır" adlı oyunda sahne almadan önce (özellikle bu yaşında) provalarda ve sahnelenirken çok şey öğreneceğini biliyordum. Oyuncu abla ve ağabeyleri de gerçekten ona çok yardımcı oldular. Ve gerçekten de harika bir deneyim oldu.

 

 

Bu arada oyunu ilk günden beri her sahnelendiği gece izliyorum. Her oyun akşamı, artan heyecan ile gidiyorum. Görüntüde aynı oyun, aynı oyuncular aynı sahne, aynı ışıklar, aynı müzikler... Ama aynı değil işte. Oynayan insanlar aslında her oyunda yaşanmışlıklarını da ekleyip o sahneye çıkıyorlar. Herkes yaşanmışlıkları ile başka bir insan olmuyor mu? Ve her gece aynı oyun için sahneye çıkan o insan aynı olmuyor ki. Hüznü, neşesi, kederi, tecrübeleri ile her yeni gün büyümüyor mu, başkalaşmıyor mu? Oyun da, seyirci de aynı değil, enerji de. Ortamın enerjisi oyunun kimyasını belirlemez mi? Ortam aynı değil ki, oyun da aynı olsun! Dolayısıyla ben her oyunda başka bir lezzet keşfediyorum. Dolayısıyla ben her gece içimdeki kuytulara başka yollarla iniyor, hayata başka gözlerle bakabilmeyi öğreniyorum. Sırf bu sebeple bile, iyi ki tiyatro var! 
 
"Bu Bir Sır"ın temposu ağır, bir psikolojik oyun. Ama hem kardeşimin, hem kızımın hem de diğer oyuncu arkadaşların emekleri mi, bizim ilk göz ağrımız olduğundan mı bilmem, oyun ile organik bir bağım oldu, adeta çocuğum gibi, kıyamıyorum. Bitmesin istiyorum, incinmesin, kimseler yan gözle bakmasın istiyorum. Ben her oyundaki değişimi, gelişmeyi gördükçe tiyatroya yeniden aşık oluyorum.
 
Bence tiyatro insanı daha iyi yapıyor. İyileştiriyor, bir çok anlamda. Daha çok sanat, daha çok tiyatro olmalı hayatımızda sanki. Ona gereken özeni göstermek boynumuzun borcu bence. İyi ki tiyatro var ve hep varolsun!



 
 


No comments: