Thursday, April 20, 2017

Benim Eşsiz Arkadaşım



Yazmayı çok seviyorum, yani anıları istiflemeyi. Evimin çekmecelerine düzen veremiyorum bazen ama, beynimin ve kalbimin çekmeceleri her daim düzen içinde. Özellikle yazmak, onlara daha da düzen vermemi sağlıyor.  Herkesin bir zaafı vardır, benim de yazmak. Yazmadığım günler, kendimden uzaklaşmışım, ihanet etmişim gibi hissediyorum. Bazen dönüp, eski yazılarımı okuyorum. Eski, yaşanmış duygularıma bir pencere açıyorum. Yazılarım olmasa o duygulara dönmek imkansız. Bazen deniyorum, yok olmuyor, yeniden aynı duyguya dönmenin bir imkanı yok. Sızmaya çalışıyorum. Bir çatlak arıyorum, hayır karşımda adeta betondan bir duvar.

İşte bu yazının gücü yok mu? Bu yazının gücü bana bunu veriyor. Benim sızmamı sağlıyor. Hatta hatırlamamı. İnanamıyorum çoğunlukla! Bazen kendimi süper bir kahraman kadar güçlü, bazen de küçük bir serçe kadar savunmasız buluyorum. Kimi gün kafam karmakarışık, kimi gün nasıl oluyor da, böyle iyi anlatabilmişim derdimi, içimi diyorum. Kendimi anlamanın, kendimi daha iyi tanımanın bir yolu da bu.

Benim eşsiz yol arkadaşım yazı. Benim şahane terapistim. Aşk yaşıyoruz onunla. Kendimi bazı günler klavyenin başına, yazının kollarına atabilmek için sabırsızlanıyorum. Güneş batsa, akşam olsa, gün bitse, çocuklarla birlikte yaşam uykuya dalsa ve ben klavyenin başına geçsem. Yazsam, yazsam. İçime bir ayna tutsam, yansıtsam kendimi. Derinliklerime kulaç atsam. Boğulsam, boğulmaktan korkmasam...

Benim içimde hiç bilinmeyen yerlerde kuytularım var. Oralara inmek öyle zor ki. Halatları belime dolamak bile ayrı bir güç ve zaman istiyor. Buda bir aşama yani. Bazen geri çevriliyorum kapıdaki görevliler tarafından. Sanki üstüm başım uygun değil gibi, zamanı değil diyorlar, inersen kaybolursun. Tam da kaybolmaktan korktuğumu fark ediyorum! Nasıl da anladılar diyorum. Biraz daha güçlenmeliyim öyle anlarda. İçimin kuytularından bataklıklara ulaşsam. Bataklıklarıma, karanlıklarıma girme cesaretini göstersem. O bataklıklardan kendimi çekip çıkaracak gücü  bulabilsem. Kendi gücüme inanamasam. Çocukluğuma gitsem mesela. Oradaki anne ile ve çocuk ile yüzleşsem. Eksik kalan, güdük kalmış taraflarıma şimdinin bilinç fenerini tutsam. O fenerin aydınlatamadığı hiç bir zerre kalmasa. Bugün ki anneliğimle, dünün çocuğu yüzleşse. Bir dekoder görevi görse yazı, görür mü acaba?

Çünkü ben yaralarımı en çok onunla görebiliyorum. Sargı bezini, merhemi uzatan da kendisi. Kimi zaman hiç bilmediğim bir yönümle tanışıyorum, kimi zaman hep bildiğimi sandığım ama aslında kökenine inmediğim başka bir özelliğim. Evet, kimi gün kanatıyor yaralarımı, bu da doğru. Ama buna da ihtiyaç duyuyor insan. Zira kanamadan iyileşmiyor ki yaralar!

Benim canım arkadaşım, yazı. Yazdıkça, iyileşiyorum, büyüyorum, küçülüp geçmişe iniyorum, kayboluyorum, defalarca bulup kendimi tekrar kaybolmak istiyorum. Ben kendimi ve duygularımı en çok yazarak anlatabiliyorum. Öyle şahane bir arkadaş ki, terapisine her daim ihtiyaç duyuyorum. O ise benden hiç bir şey istemiyor. Sadece zaman ayır diyor, kendin için sadece zaman...

No comments: