Saturday, April 15, 2017

Çağrışımlarla Karatay


Bugün bu kahvaltı fotoğrafını paylaşarak, "Allah ne verdiyse" yazacaktım, çağrışımlarla çocukluğuma gittim. Beyin ne enteresan, bir anda bir sürü zamana yolculuk yapabiliyorsunuz, hem de bir cümle ile...  İlki seyrettiğim bir tiyatro oyunundan, çok beğenmiştim oyunu. Adı "Aç Sınıfın Laneti" idi. Çocuk annesine akşama yemekte ne var?" diye soruyor, annesi de "Allah ne verdiyse" diyor, çocuk da cevap olarak, "Allah da her gün makarna ile çorba veriyor, bugün başka bir yemek verse olmuyor mu?" diyordu. Oyun gülerken ağlatan cinstendi ve ben çok etkilenmiştim. Bu repliği de hiç unutamadım.
Diğeri de, "Annem biz çocukken hiç bir zaman ne yemeği yaptığını söylemezdi, "Lokanta mı burası? Allah ne verdiyse" derdi! Gerçi biz de portakallı ördek, mantar fileminyon, şato büryan beklemiyorduk elbet ama bilmek de istiyorduk. Annem hep bildiğimiz "anne yemekleri" yapardı, sulu ya da zeytinyağlı falan işte. Mutlaka çorba olurdu. Öyle geçiştirdiğini hatırlamam, çalışan anne olduğundan mı bilmem, pratikti, çabucak hallederdi. Her zaman üç çeşit olmazdı ama dediğim gibi sulu bir yemek mutlaka olurdu. Bir gün hiç unutmadığım bir gün, anadolu lisesi sınavlarını kazanmıştım. İki basamaklıydı (milyon kere değişti) ilk basamağını kazanmıştım. Çok da mutsuzdum. Çünkü Uğur Dündar o zaman bir program yapmıştı. Ben de izleme gafletinde bulundum. Yarış atı oluyor çocuklarımız diyor, fonda atlar yarışıp canhıraş koştururken, görüntüye kitaplar, testler arasında masada adeta kaybolmuş bir çocuk görünüyor. Müzik falan da çok etkileyici. İlk sınavdan sonra idi bu program. O an karar verdim, yarış atı olmayacaktım, ikinci sınavı yanlış işaretleyecektim. Gerçi soruları doğru işaretlesem de kazanmayabilirdim ama işi şansa bırakmak istemiyordum. Kararımı annemle babama açıkladım 🙈😇 İki öğretmen tabiri caizse şok oldular. Öyle çok kuralların dışına çıkan bir çocuk da değildim. Ama şimdi  ne deseler dinletemediler. Kiminle konuşturdularsa, öğretmenler, okul müdürümüz, sevil teyzem (o idolümdü, mühendislik okuyordu), psikoloji okuyan bir tanıdığımız vs. olmadı, beni ikna edemediler. Hatta Sevil teyzem o sabah sınava da geldi benimle. Babam daimi sınav neferim, o zaten her yere taşıdı beni. Olmadı! Kendimi dinledim ve soruları okumadan işaretleyip erkenden çıktım. Bazı soruları hem meraktan, hem de tesadüfen atarak doğru işaretlersem diye, okuyup yanlış olanı işaretledim. O sınav sonucu açıklanırken, kazanmayacağını bilen, sonuçlara çok sevinen bir bendim koca okulda. Çocukluğumdan beri, etkilendiğim şeyler olur ama kafama yatmazsa, burnumun dikine giderim. Bunun sonucunda bazen iyi olur, bazen de olumsuz. Ama bugün çocukluğuma, ilkokul 5. sınıf günlerime dönünce, bunca kararlı olmama şaşırsam da, seviniyorum. Hah işte o sınavın açıklandığı gün, okulda kazanan dokuz kişiden biri olduğum için sevinmeyen bir bendim sanırım. Annem de "bugün yemek yerine, ekmek arası köfte patates ve kola var" deyince çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. Bir nevi kutlama yemeğiydi belki. Kardeşimle neşeyle yemiştik. Sen git onca yediğin yemek arasından, bu ekmek arası köfteyi hatırla, olacak iş mi? Bir de anneannemin yer sofrasında açtığı, mantılar keteler, oklavanın tıkır tıkır sesi.
Biliyorum, bu yiyecekler #karatay cı değil ama, ne yani "Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik" hesabı, bizi "#karatay ile beslediler de biz mi istemedik". Şu #karatay deneyimini yaşadıktan beri, çikolata ve beslenme alışkanlıklarım değiştiğinden beri, anlıyorum ki, her şey alışkanlık ve çocuklarımızın yanlış beslenme şekilleri ile tanışmalarını biz sağlıyoruz. Düşünsenize, bizler çocukken önümüze ne konursa onu yemiyor muyduk? annemiz her daim seçenek sunmuyordu ve evde herkes başka yemek pişmiyordu. Yani biz nasıl alıştırırsak öyle gidiyor. Bilinçlendirmeli ve çocuklarımıza doğru beslenmeyi öğretmeliyiz. İlle de #karatay değil tabi ki, sizin doğrunuz ne ise o! Karatay kahvaltısı paylaşmak için yeltendiğim yazının sonunu #karatay ile bağlayabildiğim için mesudum. Zira bazen yazı alıp başını gidiyor, ne yazmak için oturdum, neye ulaştım diye bakakalıyorum.

No comments: