Sunday, April 23, 2017

Çocuk Gözüyle Bakmak

Hayat çok hızlı akıyor ya hani. Biz hayat akıp giderken bir çok şeyi kaçırıyoruz. Belki klişe gelecek size ama, gerçekten bulutlara bakmıyoruz mesela! Mekanikleşmiş gibi hep aynı şeyleri aynı devinimlerle yapıyoruz. Alışkanlığa dönüşüyor. Mesela evden çıkıyorum, araba ile bir tatil günü, kendimi okul yolunda buluyorum. Çünkü otomatik pilot devrede. Beyin bir şekilde kodlanmış ve araba kendiliğinden gidiveriyor. Benim kontrolüm olmadan. Farkına vardığımda, yolu yarılamış bile oluyorum. Bazen diyorum, bunca saat akıllı telefon ekranları mı bizi bu duruma getirdi. Salaklaştırdı bizi sanki. Bakıp da görmüyoruz. Önceden de bakar görmezdik ama, şimdi artık gözümüzü telefondan ayıramıyoruz. Kendisi her model ile bir öncekini sıfırlarken, kendisine donanımları ekledikçe akıllanırken, bizi tembelleştirip, 'bakar kör'e, 'düşünmez'e, hayır kampanyalarını sosyal medyadan desteklemeye, bir telefon açmak yerine tüm kutlamaları tıkır tıkır parmaklar aracılığı ile yapmaya mı itiyor? Bu başka bir yazı konusu olabilir şüphesiz. Belki bilgisayarlar yapılırken insan beynini baz alıyor ya, bizler de çocukları baz almalı, onlar kirlenmesin diye elimizden geleni yapmalıyız.

Çocuklar herkesi olduğu gibi kabul ediyor. Biz büyürken öğreniyoruz, (öğretiyoruz) ayrıştırmayı,  ötekileştirmeyi, dışlamayı, küçümsemeyi, acımayı. Çocuklar acımasız derler ya, hayır çocuklar acımasız değil, net ve direk oldukları için yüzüne vururlar gerçekleri karşısındakinin. Ve biz onlara, öğrettikçe, toplumun bize dayattığı kuralları, sınırlamaları, ötekileştirmeyi sorunlar başlamıyor mu? Bence tersine dönmeli dünya, biz onlardan öğrenmeli, onların bakışlarıyla, onların gözüyle bakmalıyız dünyaya ve her şeye.

Çocuk dürüstlüğü, çocuk cesareti, çocuk temizliği, saf ve katışıksızlığı şahane! Çocuk kitapları, çocuk resimleri de öyle. Bence çocuklarla daha çok vakit geçirmeli, daha çok çocuk kitapları okumalı, çocuklarla birlikte resim yapmalı ve onların bozulmamaları için elimizden geleni yapmalıyız. Yani onları biz yetişkinlere benzetmeye çalışmak yerine, biz onlara benzemeliyiz. Alacağımız çok ders var.

Gelelim bu yazının çıkış hikayesine. Lorin her bayramda ayıcık ya da kediciği o günlerde favori hayvancığı hangisi ise, onunla gidiyor her yere. Bu her yerin içinde, tiyatro, okul, konser, sinema, gezmeler, müzeler, başka şehirler ve elbetteki törenler var. Anasınıfından beri her gösteriye de getiriyor. Geçtiğimiz yıl bayramda getirdi ve bana verdi. Kokarca da izlesin mutlaka dedi. Sandalyeye oturturum dedim. "Hayır, o küçük göremez, elinde tut, havaya kaldır beni izleyebilmesi için" dedi. "Ama" diye ekledi, "ben hem sahneden bakacağım izletip izletmeyeceğine, hem de fotoğrafını çek izlerken" dedi. Ben elimde kokarca ile törene bakarken, fotoğraf ve video çekeceğim için, bir elimde kokarca, diğer elimde telefon beceremedim. Lorin olayı bu kadar ciddiye alınca, saygı duymaktan başka bir şey yapmıyor insan. Ve oyunu kuralına göre oynamaya başlıyor. Yani çocuk gözüyle bakmayı öğrenmeye. Neyse ben olayı halledemeyince, sağıma soluma baktım, yanımda Yasemin vardı, ona uzattım kokarcayı ve tembihledim. "Aman dedim, izlemesi gerek Yasemin, Lorin tembihledi" dedim. Yasemin de "sen merak etme" dedi, "ben sağlam yere vericem." Halası dünyalar tatlısı, çocuk aşığı, insan canlısı nam-ı diğer Mimi'ye verdi kokarcayı. Sınıfta bütün çocuklar ve anneleri Mimi'yi tanır ve çok sever. Neyse çocuklar sahneye çıktı, tabi biz annelerin başı döndü,  kendimizden geçmiş, çocuklarımızı izlerken, aklıma kokarca geldi. Birden soğuk ter döktüm. Ya izlemiyorsa? Ya Lorin görür de üzülürse. Bana güvendi. İçimden bunlar geçerken bir de baktım ki, Mimi yukarıya kaldırmış, kokarcaya da izletiyor sahibi Lorin hanımı ve sınıfını. Ona güvenmekle ne kadar doğru bir şey yaptığımı anladım. Hatta bir ara Mimi yerinden kalktı, bir baktım Yasemin almış kokarcayı, ciddi bir yüz ifadesi ile izletirken, beni dürtüklüyor :) Ve o an içinde bulunduğumuz duruma hem gülüyor, hem de çocuk gözüyle bakabildiğimiz için mutlu oluyordum. (Bence başarabiliriz.) (Fotoğrafları da var ama bulamadım, bulunca ekleyeceğim.)



Bu yıl 4. okul yılında Lorin'in geleneği yine değişmedi. Elimize bu kez hem kedişini (adı, Tabita) hem de pembiş ayıcığını tutuşturup, "izlesinler anne, unutma" diye buyurarak gösteriye gitti. Bu yıl ise ulvi görev babamın oldu. Babam da böyle görevleri çok ciddiye alır. İşte aşağıda gördüğünüz gibi...






No comments: