Sunday, April 23, 2017

Daha Çok Bayram!

"Hayat Bayram Olsa" diyor ya şarkı! Olsa ya, olmuyor mu? Biz yaparız! Niye yapamayalım ki? Bakış açın değil mi bayram? İçinin coşkusu, yüreğinin heyecanlarının capcanlı olması değil mi? Senin için yangın yeri olunca, neyleyeceksin bayramı, seyranı? Hele bir de bu bayram 23 Nisan ise! Hele bir de çocuk bayramı ise içimde cümbüşler! Kendi bayramlarıma dönüşler! Üzerimde kostümün, genelde folklor dansı (azeri) kıyafetim, bizim mahallenin, okulumuza çıkan yokuşunu çıkarken, annem, babam ve kardeşim ile birlikte kalbimin nasıl attığını hala hissediyorum. En özel sabahlardı biliyorum ve ben bir daha böyle sabahların olmayacağını düşünüyordum. Oluyormuş! Çocuklarım için en özel günler benim için hala yürek çarpıntısıymış!

 
Geceden kıyafet hazırlandı. Lorin "çok heyecanlıyım, anne uyuyamayacağım" dedi. "Dansım size sürpriz, görmeyin diye evde çalışamıyorum" diye sitemler etti, günlerce "23 Nisan hemen gelsin, hemen yarın olsun" diye başımızın etini yedi. 23 Nisan'lar bizim için her daim önemliydi ama Lorin'in heyecanı civara bulaşınca katbekat arttı.
 
 

Öyleyse sabah erkenden kalkmalı, kahvaltı neşeyle yapılmalı ve soluğu kuaförde almalıydık! Saçlar düz fön çekilmeli imiş. Çünkü efendim, saçlar savruluyormuş, böyle sağa sola, rockçı misaliyse demek :) Saçlarımıza fönler de çekildiyse, artık hazırdık. Ver elini okul!
 


 
Bu arada töreni izlemeye her zamanki gibi anneanne, büyükbaba da geldiler. Bir de Nur ablamız da bizimleydi. Zaten mutluluğun tadı nasıl çıkar, tabi ki sevdiklerimizle paylaşarak!


Ve saygı duruşu ardından tören bütün ihtişamıyla başlar. Güneş göz kırparken, rüzgar da esiyor ama soğuk hava kimin umrunda? Öyle güzel ki her şey. Ve ben geçmişe çocukluğuma gitmeye fırsat bile bulamıyorum, zira suratımda en şapşalından bir gülümseme var. Yani nasıl böyle çocuğuna hayran ayran budalası oluyor insan? Kendimdeki bu acayip gülümsemeyi fark etmemiştim bile! Ta ki diğer annelere çevirip kafamı ve telefonumu, onların fotoğrafını çekene kadar! Onlara gülümsedim, için için "ne enteresanlar" dedim. Sanki başka bir ırktan gibiydiler. Oysa ben de onlardan biriydim! O an fark edince, kendime, şapşal anneliğime gülmeye başladım. Hani anasınıfı tanışma gününde, ismi sorulan çocuğa normal bir şekilde ismini söyler ya çocuk, annesi de yanındaki diğer anneleri dirseğiyle gururla dürtükler; "bak bu benim çocuk", sanırsın yeni bir kıta keşfetmiş ya da bambaşka bir aplikasyon yazmış, okul birincilikleri falan almış. Gerek yok ki. Bazen bunca çalışmaya dansa falan ne gerek var diyor insan! Pardon insan değil, anne denilen başka bir ırktan varlık! Zira bırak dansı, sahneye çıkıp iki yürüse, şöyle bir kolunu kaldırsa, kırmızı halıda Oscar ödülü almaya gidiyormuş gibi coşkuyla alkışlamayacak mıydık?
 
 
Dans ettiler, dansları öyle hareketliydi ki, bırak oturmayı, insanın içini kıpır kıpır edecek türden. Gel gör ki, ben ağlamaya başladım. Hayır gözyaşları süzülüyor gözlerimden, inanamıyorum, o kadar inanamıyorum ki, rüzgardan sanıyorum. Göz yaşlarımı silerken de,  bana öylesine bakan başka bir anneye rüzgardan herhalde diyorum. Hani tam abartılı Yeşilçam filmlerindeki gibi. Gözyaşı değil, toz kaçtı gözüme evladım :) Sanki çocuğum anaokulunda ve ben de yeni yetme bir anneyim, sanki 12 yaşında bir sürü heyecanını yaşadığım başka bir kızım daha yok, sanırsın şuursuzluktan öleceğim. Yok bunların hiç biri değil. Çünkü annelik bir delilik hali. O dans bitince avuçları patlarcasına alkışlar mı insan? Gururdan göğsü kabarır mı Allah aşkına? Nedir bu garip haller? Ben bunu 2014 Eylülünde okulların açıldığı ilk gün yazmışım. Aynen şöyle:

 
"Bugün en çok dikkatimi çeken, bütün annelerin (ben dahil) "annesi kurban olsun yavruma" bakışı idi. Adını söylese "ay ne güzel söylüyor, bak bu benim çocuk" diye yanındakini dürten anne kişileri.


Babalar ise daha bir helecansız, daha bir gerçekçi idiler. Yine biz annelerin, ağzı kulaklarında fotoğraf çekişi yok mu, bunu yazıya dökmem lazım, bu annelik virüsü insanın kanına bir girince bir daha çıkmıyor. Ben de aynı durumda fotoğraf çekerken dönüp bütün anneleri çekmek istiyorum çoğu zaman. Ayrı bir ırk gibiyiz azizim. Çocuğu sınıfına doğru sıraya geçmiş yürürken kameraya çeken annelik duygusunu başka nasıl izah edebiliriz ki?"
 
 
 
 
 
 

Velhasıl kelam bugün nefis bir gün yaşadık. Tam bir bayram günüydü ve tam da bir bayrama yakışan bir gündü. Bayram sonrasında ise, artık gelenekselleşen 23 Nisan hediyesi olarak çocuklar ne isterse onu yaptık.  Sinemaya gitmek istediler, mısır yiyerek film izlemek... Anneannemiz ve büyükbabamız her 23 Nisan törenini önce izlemeye gelir, sonrası çocukları mutlu etmek için elinden geleni yapar. Biraz şımartır da ama, bir günlük idare edebiliriz sanırım. Hem çocukların da arada bir şımarmaya ihtiyaçları yok mu? Var, aslında en çok bugün var. Umarım bırakın şımarmayı, dans edebilmeyi falan, yaşama hakları elinden alınmasın yeter. Tamam iç karartmak yok, umut var. En çok 23 Nisanlara yakışan umut var. Umudun rengini bilmem ama, gökkuşağı göbek adı olmalı. Çocukların dünyası, hayalleri, hayata bakışları kadar rengarenk...
 
Daha çok bayram! Daha çok umut! Daha güzel bayram! Hem de çocuklara... Belki çocuklaşabiliriz biz de...








 
 

No comments: