Monday, July 24, 2017

İçindeki Defter


İnsanların içinde bir defter var bence. Kiminin derinlikli; sanat eseri gibi her sayfası, renkler uyumlu, manzaralar, uçsuz bucaksız dağlar, ortasından akan mavi dereler, yosunlar, ördekler, yakamozlar, gün batımları.... Kimi tekdüze; hep kara kalem çalışmış, üç boyutlu modeller her sayfada, yetenekli. Kimi gelişi güzel çalışmış, bir öyle bir böyle, ruh hali değişken olmalı. Kimi kararsız; hangi rengi boyasam karar verene kadar akla karayı seçiyor. Karar verse bir türlü, bu kez de onun yanına hangi renk gelecek, düşün dur. Yaşamı karar vermeye çalışmakla geçip gidecek belli ki. Kimi yeteneksiz; çöp adamdan öteye gidememiş ve bunu da kabul etmiş. Üstelik bir diğeri, çöp adam çizip, sanat eseri çizdiğini sanıyor, buna inanıyor işin kötüsü, bir de yetmiyor çevreye de gösterişler falan. Kimi hem kendininkini, hem yanındakini dolduruyor, çünkü sanırsın onun arkasını toplamakla görevlendirilmiş bu dünyada! Kimi kendinden bihaber, ne defterden haberi var, ne çizimden, renkten, boyadan. Kimi taklitçi, oradan buradan aşırmaktan, dönüp bakamıyor ki kendine. Belki kendine fırsat verse, kendi renklerini bilse, tanımaya çalışsa, olacak bir şeyler ama nafile... Bazısı resim çizmez, satırlarca yazar, yazar. Yazıdır kendini ifade şekli. Kimi, bir şiir yazar, bir yazı yazar, bir resim çizer, bir duyduğunu not alır, bir günlük tutar, rengarenktir içinin tünelleri. Şevkle, zevkle, itinayla yazar, çizer, hatta renkli kalemleri vardır. Bir nota yazar, bir portre çizer, bir şiir yazar, bir öykü yazar, adeta kaleminin ucundan çağlayanlar akar. O çağladıkça, açılır içinin kapıları, birileri geçer bu kapılardan, eğer tutturursa bir de türkü, değmeyin keyfine. Hem içinin şarkıları, hem içinin renkleri susmaz hiç. Gökkuşağını andırır bakış açısı. Sonra bir gün biri çıkar gelir. Kendi defteri şöyle dursun, karşısındakinin daha bomboş olan sayfalarını yırtmaya başlar. Küçümser, kusurlarını yüzüne yüzüne vurur, kıyaslar, saçmalar, sesini, kokusunu duymaz, dinlemez, ihtiyaçlarına ses vermez, her bir cümlesi, her bir hamlesi, içindeki dolmayı bekleyen bembeyaz defterin sayfalarını yırtıverir. Binbir özenle çizilen resimleri karalar, yetmeyince yırtmaya başlar. Her bir talihsiz, kişiliksiz cümle bir sayfayı boydan boya yırtar. İşte tam da bu noktada, karşındaki bunu yapmaya başladığı anda izin vermemelisin. Sayfalarını yırtarsa, yerine yenisini koymak için yeniden başlamak için çok şey gerek. Tabi ki başlarsın, sil baştan ama izin verme buna. Kimseye bir şey de kanıtlama. Yoluna git. Yolunda giderken yüksek sesle kendine söyle, kimseye değil. Onun söylediği her bir kelime, cümle, içinin sayfalarını yırtmasın. Buna başladığı anda, kendinle konuş. Konuş ki, onun dediklerine inanıp, sen de kıyma kendine, içine. Yaşam boyu o defter sana lazım olacak, bunca incelikle doldurmaya çalıştığın o güzelim sayfaları, hoyratça verme kimseye. Birileri bir kaç satır yazmak isterse, senin izninle yazmalı, seçici ol! Doğanın sana bahşettiği özellikleri kullan! Hiç bir şeye, hiç kimseye mecbur değilsin! Sadece sen kendinsin ve öncelikle kendine yetmelisin. Dünyadaki en değerli sensin. Hayyam'ı unutma. Sen olmayınca yok çünkü bu güller serviler.. Sen varsan var dünya, sen yok, o da yok.  

No comments: