Monday, November 06, 2017

"Kabakük" İle Gelen Sihir

Hafta sonu Van ellerindeki Habip'in, evin babasının özenle baktığı Fukocu turpların, sebze ve meyvelerin olduğu bahçemizden balkabakları geldi. Kabakların boyutlarına bakınca tam bir aileyi andırıyorlar. En büyüğü baba, bir sonraki anne, ondan küçük abla ya da ağabey ve en miniği de evin maskotu işte. Tabi en başta bana göre boy boy irili ufaklı balkabaklarıydı onlar -sadece-. Ama Lorin böyle gösterince ben de onunla aynı yerden bakmaya başladım işte. Hemen en küçüğünü sahiplendi. Onu yanında taşımaya, kendisinin ben diyeyim saz heyeti, siz deyin takımı, kendisine göre sınıfına kattı. İsim de koydu; Kabakük :) . Küçük kabak ya da karekök gibi bir şey işte canım.

En büyüğünü aldık karşımıza, Lorin ile masallara konu olan Sindrella'nın sihirli kabağına benzeyen bu kabak için hikayeler kurmaya başladık. Öyle ki, artık bizden biri gibi oldu, kendisini yemeye kıyamayacağımızı düşünüyorum :) Gece biz uyurken belki bu sihirli kabak bazı oyuncakları canlandırır diye hayal ettik. Oyuncaklarla ilgili hikayeler yazdık, anlattık. Van'dan gelen balkabakları şimdiden bizi zenginleştirmeye başladı bile. Bugünlerde bir sihir bekliyorum, yaşamımızda, zira sağımız solumuz Sindrella'nın baş kahramanı irili ufaklı balkabaklarıyla dolu...
Sonra ben işlere, Ada ve Lorin de derslerine daldılar. Bir ara içeriden bir ses geldi. Kitap okuma sesi. Kime okuyor diye gittiğimde manzara şöyleydi.


Dersini bu heyet ve heyetin en küçük ve en yeni üyesi Kabakükgillerle çalışmaya, onlara kitap okumaya, yeni öğrendiklerini öğretmeye, oyunlar oynamaya, resim yaparken kendisini seyretmesini sağlamaya, evin her yerinde yanında taşımaya başlaması devam etti. En pahalı oyuncağa bu ilgiyi göstermezdi bence.
Ertesi sabah yatağın başucunda bir şeyler yaparken gördüm onu. Ne yapıyor diye bakmaya gittiğimde kedisi ve minik balkabağına bir ev yaptığını gördüm. Dünyanın en güzel evi olmalıydı bu. Yapısını çatısını en yakınında ilk bulduğu malzeme ile yapmış; kitap ile. Ne kadar güzel bir ev. Yukarıdan bakınca küçük gibi görünse de öyle büyük ki. Her bir duvarı ayrı bir dünya, ayrı bir hikaye. Ve her duvarı başka bir yaşama açıldığından, sınırı olamayacak kadar büyük. Elini versen her yeni gün başka bir dünyadasın. Geceler, günler boyunca seyahat ettiğin yeni yerler, yepyeni yaşamlar, sıra dışı duygulara kulaç atmaktan ne canı sıkılır insanın, ne de yeni şeyler öğrenmenin hazzından vazgeçer.


Ve bu sabah... Okula giden Lorin yokken evdeki durum da böyleydi. Huşu içinde liderlerini(!) bekliyorlar :))

Ben yaşantım için bu sevimli balkabaklarından sihir beklerken, anladım ki, sihir ayağıma kadar gelmişti çoktan. Lorin'in yaşantısına nasıl renk kattıysa, bize de aynı şekilde bulaşıvermişti bu topraktan gelen neşe. Sadece görmeyi bilmek ve izin vermek gerekti.
Yaşamınıza giren her yeni şey, (bu bir canlı da olabilir, cansız da) bir sihir aslında, ona nereden baktığınıza bağlı. Kıymetini ne kadar bildiğinize bağlı. Tüm artıklardan zihninizi temizleyince, geriye kalan güzel duygular ile evren kapılarını size daha güneşli açıyor. İhtiyacımız olan tek şey de çocuk yaratıcılığı ve yaşama onların penceresinden tertemiz bakabilmeyi öğrenmek. Aslında bizler de çocukken biliyorduk ancak unuttuk, ya da yaşam unutturdu bize. Yeniden bakabilmeyi başarırsak, hem dünyamız daha renkli, yaratıcı ve hem de yaşam daha katlanılır olacak diye düşünüyorum. Bu ilk işimiz, ikinci işimiz ise çocuklarımızın bu yönlerini köreltmemeyi başarmak. İlki daha zor gibi görünse de ikincisi de çok kolay sayılmaz. Ama birbirine zincirleme bağlı aslında. Bu değerli şeyi koruyabilirsek, zaten biz de kaybettiğimizi onlarla birlikte ve daha çabuk kazanmış oluruz.

No comments: