Friday, December 29, 2017

Altı Üstü Yeni Bir Yıl!

Yeni yıl sizin için ne demek? Eski neşesini kaybetse de, hayatınızda çocuk(lar) varken ( ille de anne-baba olmaya gerek yok ) heyecan ve sebepsiz neşe peşinizi bırakmıyor. Çocuğunuz mu yok, bir yerlerden çocuk "arkadaş" edinin derim ben. O sihirli dünyayı yakından tanıdıkça göreceksiniz. Nasıl neşelerine ortak ediyorlar sizi... Nasıl değer veriyorlar size, tertemiz. Ve nasıl sadakat ile dolular. Sonsuz bir sevgileri, her daim şarj olan bir neşeleri, sürekli buluş yapan bir kaşif gibi zıpçıktı fikirleri... Bırakmazlar ki yaşlanasınız! Öğretmen anne babamın, hala nasıl bu denli "genç" kalabilip, nasıl bu denli "genç" düşünebildiklerini şimdi daha iyi anlıyorum! Çocuk dünyasına yakın olmak insanı yeniliyor, besliyor, sevginin gücü ile engelleri aşıyor! Yeni yıl fikirlerinden nasıl buralara geldim anlatayım! 




Efendim, Lorin yeni yıl partisi için hazırlanmaktaydı bu sabah, hatta dün geceden. Elbette kırmızı bir elbise seçti ve fakat altına kilotlu çorap yerine ince bir tayt çorap ve ayakkabı çoraplarından giydi. e haliyle ayakkabı çorabı kısa olunca, ayak bileği göründü. Ben “olmaz” dedim beni dinlemedi. Ne dediysem de “böyle rahat” diye ısrarla giymek istedi. Hayır sen saçına en abartılı tacı tak, boynuna son moda çokır (!) tak, şıkırtılı, taşlı tuşlu eldiven tak ama ayak bileğin görünsün, olacak iş mi? Sonra ben kabul etsem camia kabul etmez. Nurella’nın, İvana Sert’in filan yüzüne nasıl bakacağız? Neyse tabi ki beni dinlemedi, tabi ki öyle gidecektik. Tam kapıdan çıkıyoruz artık, Lorin ve görünen ayak bilekleri ile! Ada farkında olmadan olayı çözdü. “Ay ne ısrar ediyorsun anne? Altı üstü bir okul partisi, bırak canı nasıl isterse öyle gitsin!” Lorin’in gözler büyüdü, hırsla içeri gitti! Anında siyah kilotlu çorap giyildi! Altı üstü ha! Ha ha ha! 

Hani insan olayları yaşarken böyle boğazına kadar yükselen bir sinir, bir hiddet ile dolar ya! Artık yaş kemale erdi diye mi nedir, ben olayı yaşarken de içimden kıs kıs gülüyorum. Bir Sidarta değilim elbet ama annelik canım, her tür kıvrılma, eğilme, bükülme, topu göğüste çevirme, pasları gole çevirme de üstümüze olmayacak tabi, ne sandınız? Bu sabah da içimden kıs kıs gülmenin derin hazzı ve yine içimden Ada'ya derin teşekkürlerimle güne başladık. Yolda bütün kriz unutulmuştu. Kuş gibi şakıyorlardı. Gel de yaşamdan umutla dolma, gel de karart sol yanındaki cevahiri, gel de as suratını. Hatırladıkça güleceğim, siz de gülün istedim. Hatta gelecek yıllarda Ada ve Lorin de okuyup gülümsesin. 

Ben çocukluğumun yeni yıl heyecanlarını yazdım daha önce, burada, burada ve şurada :) Ama bugün bir başka dönüm noktasını hatırladım. Küçük kardeşim Burak'ın doğumu ile yeniden neşeye boğulan yeni yıllarımızı ve ardından onu büyüdüğünü hissettiğim bir yılbaşını. Burak ilkokul çağlarında iken ortanca kardeşimle paylaştığı odaları vardı. Ben evin tekce kız balası olarak, başka odadaydım. Neyse her yılbaşı öncesi Burak heyecan ile hepimize hediyeler alırdı. Ama ne heyecan! Elle tutulabilecek bir fırtına. Anlatamıyorum kelimeler ile ifade etmek çok zor. İnanın hediyeden çok, heyecanı güzeldi. Ve son güne kadar asla göstermezdi. Sabırsız ve dayanamayan ben ise, herkese anlatırdım ne aldıysam ve bakmak için bin türlü rüşvet teklif ederdim Burak'a, ama yok! Çocuk nuh der peygamber demezdi. En sonunda bir gün onu takip ettim ve odasına girerken, beni farketmeyip, hızla kitaplık dolabındaki kitapların arkasına bir şeyler saklarken gördüm. O evde yokken dayanamayıp baktım. İşte kendi bütçesine göre, okul kermesinden aldığı kolye, bileklik, mumluk falan vardı. Daha paket edip, yazı yazmamıştı. Öyle heyecanla yapardı ki, insan sıradan karşılamaya utanırdı yeni yılı. Onun bu neşesi anında bulaşırdı havadan, tüm eve. Sonra liseye geçtiği sene idi sanırım. Burak o yılbaşı kimseye hediye almadı, benim içim cız etti. Hediyesizliğe değil elbette! Küçük kardeşim artık büyüyordu, o havaya bulaşan heyecanını başka şeylere duyuyordu. Büyüyor, değişiyor, dönüşüyordu. İşte o gün anladım ki, her işe bir çocuk neşesi, çocuk heyecanı ve çocuk bakış açısı gerek. O nedenle diyorum, çocuk dünyasına yakın olmalıyız.   

Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl! Ayol eskisinden ne gördük ki, yenisinden bir şey bekleyelim! Sen bir kendi yeni yılını, aydınlanmanı yaşa da, gör bak şubatın ortası nasıl oluyor yepyeni bir yılın başı! Keskin soğuklarda için nasıl ısınıyor? Yani şekerim, boş bu işler, sen önce kendi içinin yeniliğine odaklan! İstemediklerini at bakalım bünyeden, diğerlerini çek taaa ciğerlerinin içine kadar. Biter mi yeni yıl heyecanı bu pencereden bakınca? Yani altı da sana bağlı, üstü de!

No comments: