Saturday, April 21, 2018

Sıradan Dertler

Bir arkadaşım hastanede günlerce yattıktan sonra “gündelik dertleri çok özledim" demişti, "keşke sabah oğlanı okula bırakırken mızmızlansa, trafik sıkışsa, ben işe geciksem, aniden misafir gelse ya da park yeri bulamasam mesela” dediğinde çok çarpılmıştım. Hani bizi o an sinir eden şeyler aslında bazen nasıl özleniyor ya da dışarıdan bir film izler gibi bakınca hoş bile görünüyor. Hatta ben ne zaman çocukların yarattığı sıkıntıları, beni yaşarken çok zorlayan olayları yazmaya başlasam, o olay eğlenceli ve komik bir duruma dönüşüyor. Örneğin 5 yıl önce arkadaşım Zerrin ile Ada ve Öykü’nün ingilizce ödevi için çekim yapalım demiştik. Çekime minik kardeşleri de katınca ortalık savaş alanına dönmüştü. Çekerken hem çok yorulmuş hem de zaman zaman kapris yapan minik artistlerimize kızmıştık. Ama ben eve döndüğümde, çocukları uyutup gecenin bir yarısı bütün günü düşündüğümde olayların aslında nasılda komik olduğunu ve çok önemli anılar olacağını fark edip yazmıştım. Kahkahalarla okuduk, hala da okuyoruz. Buyrun siz de okuyun😇 

Ne zaman ki bir durumu ya da olayı yaşadıktan sonra anneme, eşime ya da bir arkadaşıma anlatırken gülüp eğlendiğimizi, o anı ve kendimi ti’ye alabildiğimi görünce olaylara daha farklı bakmaya başladım. Ben bunu "yazarak" daha çok başarıyorum. Yani yazınca anıyı dondurup, fotoğraflayarak ayrıntılandırıyorum. Bir nevi konuşan fotoğraf. Böylece o günü hiç unutmuyorum. Buna ek olarak bonusu da var. İçimdekileri yazınca hem ferahlıyorum hem de unutulmamasını sağlıyorum. Bu da bana sonsuz bir haz veriyor. Ve en çok da dışarıdan bakabilmeyi yazarak başarabiliyorum. Böylce olayları yaşarken içerden dışarı çıkmayı başardığım anlar da oluyor artık bu bakış açısı ile. Çok zorlansam da bazen bunu yaparken yine de oluyor. Ve o anlarda çok eğlenmeye başlıyorum, normalde çok kızdığım şeylere kızmamaya, kendime ve karşımdakine farklı bir gözle bakmaya da...  Keşke bunu hep başarabilsem... 

Evin babasından uzak olduğumuz günler yaşıyoruz bu aralar zaman zaman. Ve ben bu günlerde anlıyorum ki arkadaşımın söylediği gibi sıradan günler en güzelleriymiş. Yeter ki bir arada olalım. Ekmeğin bitmesi, marketten dönen eşime “ekmek almadı” diye söylenmek ya da listede olan bir şeyi unutması... Yani ille tatile gitmek, bir attaksiyon yapmak, yeni bir mekan görmek ya da ille de kuş kondurmak gerekmiyor. Sadece oturup çay içtiğimiz, gündelik sohbetler ettiğimiz, hayaller kurduğumuz ya da dördümüz bir arada isim-şehir oynadığımız Lorin’in bir kez daha oynamak için türlü numaralar yapmasını, bizi bıktırana kadar uyumamasını, Ada’nın ona kızıp bize destek olmasını özledim. Elbette sağlık problemleri olmadıktan sonra her şey hallolur ancak, ayrılıklar biter tabi ki, ama ben gündelik sıradan dertlerin değerini bilelim diyorum. 

Hatta hani “hayalet” filminde ruhun bedenden çıkması gibi o andan çıkıp kendimize ve yaşananlara dışarıdan bakabilmeyi başarmak. Bunun için olayı anlatmak ya da yazmak sonrasında uyarılmak için çok güzel bir yol söyleyeyim.  

Aslında bu dışardan bakma fikri çok sinirlenip kontrolden çıkma sinyalleri vermeye başlayınca da işe yarıyor. Örneğin çocuklara ses yükseltmekten başlayalım. Tam sinirler gerilmeye başladığında sanki yanınızda biri var gibi, bir filmin içinde gibi, Tatlı Cadı sihirli küresinden sizi takip ediyor gibi ya da mesela big brother sizi izliyor gibi 😂 düşünerek kontrollü olabilmeyi deneyebilirsiniz. Ben kendi tarafımdan kendimi takipte olduğum için (farkındayım biraz değişik😂) kontrolü daha rahat sağlayabiliyorum. Her zaman olmasa da kısmen başarabiliyorum. 

Günün, anın, olayların, zamanın sizi çekip önüne katmasına, adeta nehrin önündeki bir ağaç dalı gibi akıntıyla sürüklenmeye karşı koymak elinizde diyorum. Akıntıya karşı kürek çekemeseniz bile en azından sizi sürüklemesi yerine, kendi yörüngenizde gidebilirsiniz diyorum. Yani ben onu deniyorum. HEm böylelikle dışarıdan bakabilmeyi başarınca içeriden de insan kendini daha iyi tanıyabilme şansını yakalıyor. Yani içine dönüp, kendine, derinlerine daha da çok bakınca bir sürü yollar çıkabiliyor insanın karşısına. Ben de bu yolları deniyorum. 

Dileğim odur ki; sıradan dertleri özlemeyeceğimiz ama sıradan dertlerin içinde de kaybolmayacağımız anlarımız olsun ve ayrılıklar son bulsun....


No comments: