Sunday, June 28, 2020

Anneannemin Kozalakları

Ne vakit kozalak görsem anneannem düşer yadıma/gelir aklıma. Ne vakit kozalak görsem, toplamak gelir içimden. İşte o yüzden kozalak görünce burnumun direği sızlar, hiç birini kaçırmadan toplayıp, anneanneme koşarak götürmek gelir içimden. Burnuma anneannemin eşsiz kokusu ve karşıma zümrüt yeşili gözleri dikilir. Ne vakit çam kozalağı görsem, kuzine sobasında çıtır çıtır yanışı ve benim için pişirdiği patatesleri gelir aklıma. Ne vakit kozalak görsem, anneannemin kokusuna, fırında patates, semaver çayı, kesif çam ormanları kokusu karışır. Çünkü çocukluğum anneannemin çam kokan ellerinin, saçlarımın arasında dolaştığı ve beraber çamların altında mırıl mırıl sohbet ederek kozalak topladığımız anılar ile doludur. 

Sarıkamış ormanlarının dili olsa da konuşsa. Oldukça asil bulduğum, Doğu'nun diz boyu karlarına, keskin soğuğuna dayanıklı devasa ve genelde ipe dizilmiş gibi sıralı Çam ağaçlarının içinde masallardaymış gibi hissederim. Kafamı kaldırıp, gökyüzüne kadar sırım gibi boylarını görünce, devler ülkesindeki cüce gibi hisseder, kıkırdarım. Sarıkamış ormanları,çam ağaçlarının yeryüzündeki şiiri gibidir adeta, her mısra eşsizdir, tekçedir ve doğal esansıyla çam kokar her yer, mesela anneannemin elleri. Benim için kozalaklar o nedenle çok değerlidir, özeldir. Ne vakit kozalak görsem, çam ağaçlarının çevremizi sarmaladığı ormanlardaki pikniklerimiz gelir aklıma. Piknikte herkes hazırlığa girişirken, anneannem torunlarını peşine takar, kozalak toplamaya gideriz. Kimisi burun kıvırır, gelmez. Bu eşsiz seremoniyi kaçırır oysa ki. Ben koşarak giderim, anneannesinin bir numaralı hayranı olarak. Bilen bilir, kozalak kuzine sobaların, hele de semaver ve mangalın en süper tutuşturma yakıtıdır. Gökten yağar üstelik. "Doğanın, çam ağaçlarının bize hediyesidir" der anneannem. Çocukluğumdan beri ne vakit kozalak görsem, gözüme hediye gibi görünmesi bu yüzdendir. Üstelik kozalak toplarken sohbet ederiz, anneannem yöresel deyişleri çok sevdiğimi bilir, bana onlardan örnekler verir. Ben not alamadığım için, içimden bir kaç kez tekrar ederim. Tekrar ede ede ezberlerim bu Azeri deyişleri. Mesela; "toy görmedin, bacadan da mı bakmadın!" Hani görgüsüz, yol yordam, bilmeyen insanlar için kullanılır. Sonra "gel Didem (bana Didem derdi), belim ağrıdı, dinlenelim ay balam" der. Dinlenirken de boş durmayız, Cebelibayram'ın masalını anlatır. Bayılarak dinlerim bu fantastik ve dünyanın en uzun masalını. Sonra kalkarız, poşeti ya da telisi kim taşıyacak çekişmesi yaşarız, çünkü o bana, ben ona kıyamayız. Sonra kazananın elinde kozalak kupası, geri döneriz. 

Bugün, yıllar sonra, Van'da bahçeye doğru Çam ağaçlarının arasında yürürken, yerde kozalaklar gördük. Ben çocukluğuma ışınlanmış, öylece bakarken, Habip "Benim düşündüğümü mü düşünüyorsun? Hadi toplayalım, semaverde yakarız"  dedi. Birden çok mutlu oldum aynı anda hızla gözlerim doldu. Çocukluğuma döndüm. Yerdeki hiç bir kozalağı atlamadan toplamaya çalıştım. Bir yandan da Habip'e anneannem ile topladığımız anları, şiirsel Sarıkamış ormanlarını, anneannemin eşsiz çam kokulu ve becerikli ellerini, kuzinesinde bana pişirdiği patatesleri,süzme yoğurt ile servis edişini, kıtlama şeker ile içtiğimiz semaver çaylarını, sohbetlerimizi bir çırpıda anlattım. Cebimden çıkan çocukluğumun coşkusuyla bütün kozalakları topladık. Oradan tam ayrılıyorduk ki, omzumda bir şey hissettim, kafamı çevirip baktığımda, minik bir uğur böceği gördüm. Gözlerim tekrar doldu, anneannemden bir işaret gibiydi. Çünkü ne vakit kozalak görsem anneannem düşer yadıma. Ve ne vakit anneannemi düşünsem renkli bir işaret gelir, bir iz olur ya da bir his doluverir içime, yanıma yöreme, ferahlarım. Ne vakit...










No comments: