Thursday, June 25, 2020

Yaşam Reis

Sevgili Günlük,

Yaşamın bana ayırdığı bembeyaz sayfayı doldurmaya çabalıyorum. Bazen silmek istiyorum bazı şeyleri, oysa yaşadım ve onlar da bana ait, bazen altını çizerek, üzerini fosforlularla yanar döner yaparak, parıldamalarını sağlamak istiyorum. Nerede biteceğini görmediğim bu sınırları belirsiz sayfa, bazen bitecek diye tedirgin oluyorum, bazen de telaşla doldurmaya çabalıyorum. İstesem de hiç bir silginin silemediği cümleleri olayları bazen kendiliğinden zaman usta silmiş oluyor, beyhude çabalarla arayıp duruyorum. Kimi zaman da beynimi zonklatan ve yok olmasını istediğim anlar, karşıma dikiliveriyor, zamanlı zamansız. Sonra yine yazmaya devam ediyorum, "sevgili günlük, yaşam reis'in bana ayırdığı bu bembeyaz sayfa için öncelikle teşekkür ederim" diyorum, eski bir hatıra defteri alışkanlığı ile.  Sanmayın ki, yazıyla haşır neşir olanların sayfaları doldurması daha kolay, hayır, öyle değil. Çünkü yaşamın dili, yazısı, sayfası, silgisi bambaşka, herkes ilk kez keşfediyor, el yordamıyla düşe kalka ilerliyor. Yaşamın bu komplike dilini çözmeye çalışıyorum herkes gibi. Sözlüğü, klavuzu, hocası, bir bileni de yok üstelik. Kurs da açmıyorlar, online yaşam dersi diye. Bir "yaşam koç"u uydurmuşlar, onun konumuzla uzak yakın ilgisi yok. Ne diyordum, yaşamın karmaşık dilinden bahsediyordum. Bazen sağır dilsiz kalıyorsun, lal oluyorsun adeta, daha dün bildiğini sandığın her şey havada başı boş dolaşıp sana çarpmaya başlıyor, kimi zaman şemsiye açıyorsun, aşağıdan yağmurlar yağıyor yukarıya doğru şaşkınlıkla bakakalıyorsun, sırılsıklam olduğuna mı yanasın, yerçekimi ile inatlaşan yağmura mı, yoksa ezberlerinin bozulup, yaşamı hala çözemediğine mi bilmiyorsun! Bu yaşam dediğin üç dişi kalmış canavar bazen seni öyle güzel kandırıyor ki, biliyorum diye ortalarda geziyorsun en cakalısından ve hiç ummadığın anda da yeniden çuvallıyorsun, yaşadığın hayal kırıklıkları ile İstanbul'dan Van'a yol yaparsın o derece. 

Çocukken birilerinin okuduğunu keşfedince, anneme :) vermek istediğim mesaj içerikli cümlelerimin olduğu yapay günlükler dışında, köşe bucak sakladığım gerçek günlüklerime dalmaya bazen korkmuyor değilim. Psikolojik devinimlerimi bazen okumak istemiyorum ve her zaman yüzleşemiyorum ama çözmek istediğim çoğu travmalarımı yine o satırlarda yakalıyorum. Ve şimdi anlıyorum ki, benim terapi odam günlüklerimmiş. Eğer bir psikolog, terapist ya da herhangi bir şeye ihtiyaç duymadıysam, bunu genellikle ve çoğunlukla ismini Tilda koyduğum günlüklerime yazarak akıtmışım elemimi, kederimi be günlük. Kelimeler öteden beri yoldaşım olmuş. Benim Cahit Sıtkı Tarancı'ya bakarsak yarıyı geçtiğim Yaşam Reis'ten öğrendiğim biricik şeyin yansıma olduğunu söyleyebilirim. Eğer sizin de varsa söyleyin, boşuna öğrenene kadar çuvallamayalım. Çünkü kurstan daha iyisi damdan düşendir her daim bilirsiniz. 



No comments: